*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

7 Ekim 2013 Pazartesi

70'lerde çocuk olmak ; " bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı / ellerinde rüzgârın taşınmaz çamurları var ... "




Şubat ayının 24’ünde bu blogda şunları yazmıştık ;

eskilerin  edebiyat , sanat,  çocuk , muhalefet  dergileri yok…
eskilerin dergicileri de yok…

marko paşa yok, merhum paşa yok ,  malum paşa yok…
ömürlerini   namuslu duruşa  pey süren güzel insanlar yok…
aziz nesin yok…
sabahattin ali yok…
rıfat ılgaz yok…

yaprak yok…
son yaprak yok…
bir parktaki siyah beyaz fotoğrafla daha da ölümsüzleşen ;
insanoğluinsan orhan veli kanık yok..
mikadonun melih cevdet andayı  yok…
bütün yaz çekirdek çitleyen oktay rifat yok…

papirüs yok..
en gözü kara dergici   çokbigüzelinsan   cemal süreya yok…
oteller kentinin , ruhi beyin edip cansever’i yok…

varlık var …
hala var…
ama gözlüklerine hurufat bulaşan  yaşar nabi nayır yok…


eskilerin  edebiyat , sanat,  çocuk , muhalefet  dergileri yok…
eskilerin dergicileri de yok…

1970’lerin , 80’lerin güzelim  milliyet sanatı  yok…
o zaman burun kıvırdığımız o eski hürriyet gösteri bile yok…

12 eylül 1980’in ufunetinden sonra
mavi logosuyla ışıldayan somut yok…

oğuz arallı efsane gırgır yok…
2000’e doğru yok…
80’lerin sonuyla  90’ların başının  güzel dergisi,  sokak yok…
70’lerin yankı’sı yok...

çocukluğumun en güzel atı,
milliyet çocuk yok…

ama çok şükür
çok şükür
o günlerin milliyet çocuk dergisinin 
gülen yüzlü  yayın yönetmeni
papirüsün görünmez görüneni
ülkü tamer var…

hala var…

nice yaşlar göresi ülkü tamer  var…
türkçenin tarifsiz güzel şiirlerinin şairi
                       ülkü tamer hala var…



O zaman neredeyse 8 ay sonra kaldığımız yerden  devam edelim ;

1970’lerde çocuk olanlar için özenli kitap ve dergilerin de  yeri ayrıydı çünkü bu kaynaklar  da yok denecek kadar azdı...

1970’ler,  bir çok şeyin yanında çocuk yayınlarında da  Türkiye’nin mahrumiyet yıllarıydı.

Abartıyoruz sanmayın ama bugün bir iki haftada  yeni basılan kitap sayısına ulaşmak neredeyse koca bir yılı alıyordu...

Aynı dönemde çıkarılan  kitap ve dergiler de çölde vaha gibiydi 70’lerin çocukları için...

Mesela, Milliyet Çocuk yayınlarının kendine özgü ebada sahip  göz alıcı mavi  ciltli kitapları, bugün bile o dönemin çocuklarının birçoğunun evlerinde durur sanki o masal günlerini geri getirecekmiş gibi...

Arka kapağında bir çocukla siyah bir köpeğin sırttan göründüğü Arkadaş Kitaplar'da da da Erdal Öz’ün  ne büyük emekleri vardı...

Kitap yayınları gibi dergiler de çok sınırlıydı.
Mesela Başarı isimli çocuk dergisini dört gözle beklerdi bu cümlelerin ve yazının sahibi 1970’lerde çocukken...Hatta ilkokul yıllarında dergideki bir yarışmaya mektupla cevap göndermiş , cevabı gönderdiğini bile unuttuğu bir zamanda aldığı yeni sayılı Başarı Dergisi’nin sayfaları arasında ansiklopedi kazandığını görünce , teyze oğlu Gökhan’la birlikte eve uçarak gitmişti...

Sonrasında ödül olarak verilen Doğan Kardeş Ansiklopedisi  haftalar geçtikten sonra posta yoluyla okula gelmiş ve küçük çaplı bir törenle okul müdürünün tebrikleri , sınıf arkadaşlarının alkışları arasında takdim edilmişti...Bütün bunlar olurken de hem yerel gazetecilik hem fotoğrafçılık hem de öğretmenlik yapan isim de bu anı siyah beyaz halde ölümsüzleştirmişti...

Daha sonrasında da Murat Örem o fotoğrafı kaybetmişti....!!!!

Tübitak’ın Bilim ve Teknik dergisi çocuklara biraz biraz ağır ve sıkıcı gelirdi o yıllarda...Fakat buna rağmen içinde tarifsiz güzellikte yazılar olurdu...Mesele Türk Bilim ve Ahlak hayatının en kıymetli isimlerinden olan Selçuk Alsan yıllarca bu dergide zeka soruları yöneltmişti okuruna...

O Selçuk Alsan ki tıp hekimi olarak ömrünün sonuna dek hastalarının çok büyük bir kısmına tek bir kuruş almadan bakmıştı can-ı gönülden...

Ah Türkiye,
sen ne güzel insanlar da da yetiştirdin...
çoğu,  kardelenler misali
bir dağ başında sessiz sedasız 
          açtı soldu , açtı soldu...

1970’lerin tartışmasız en çok bilinip okunan dergisi Milliyet Çocuk’tu... Milliyet Çocuk Dergisi emsallerine göre çok daha popülerdi, daha albeniliydi ve dolu doluydu içi yazılarla, resimlerle, çizgi romanlarla...

Ülkü Tamer’in büyük emekleri bulunan Milliyet Çocuk Dergisi’nin unutulmaz çabalarından biri de, dünya edebiyatının bütün zamanlara seslenen eserlerini çizgi roman olarak yayınlamasıydı...

Bir çok çocuk Oliwer Twist’i, Mobby Dick’i oradan tanıdı...
Okumayı böyle sevdi...

Bu öyle güzel düşünülmüş bir fikirdi  ki,  derginin kendisini de yıpratmadan otuz küsur sayfalık çizgi romanı okuduktan sonra tam ortasından itinayla ayırıp saklayabilirdiniz dergiden bağımsız olarak...

Bugün bile Milliyet Çocuk Dergisinin kırk yıllık çizgi romanlarını dergiden ayrı olarak sahaflarda bulabilirsiniz ama almak isterseniz hatırlı paraları gözden çıkarmanız gerekebilir...

Lary Yuma’sı, Uzay Çocukları adıyla yayınlanan çizgi hikayeleri, çocuk köşeleri  olurdu Milliyet Çocuk Dergisi’nin...

Bir dönem kulüp üyeliği kampanyası açmış ve sarının en güzel tonuyla basılmış üyelik kartları da göndermişti,  ben dahil bu çağrıya uyan çocuk okurlarına Milliyet Çocuk Dergisi....

Aradan çok yıllar geçti ,
Hakiki bir sarı basın kartı sahibiyim uzun zamandır...
Ama,   sarı renkteki ilk  üyelik kartımın yaşattığı  hazzı ne siz sorun ne de ben anlatabilirim...

Dört gözle beklenip  sekiz gözle tekrar tekrar okunduğu  o günlerde bir de karikatüristi vardı Milliyet Çocuk Dergisi’nin; çocukların Mıstık Abi diye bildiği... Mıstık , renkleri, desenleri öyle farklı kullanırdı ki çocuklar o çizgilerin, hikayelerin içinde kaybolurdu...

Aslında Mıstık, Mustafa Eremektar’ın ta kendisiydi ... 
Daha 17 yaşındayken  profesyonel çizer olmuş , yıllar içinde de soyadıyla müsemma biçimde unutulmaz “er-emekler”  vermişti...

Mustafa Eremektar da öleli yıllar oldu...

Ey , öncelikle İstanbullu okurlar, sonrasında da yolu oralara düşecekler ;   hani İstanbul Nişantaşındaki  bir çocuk  parkında  adını görürseniz günün birinde Mustafa Eremektar 'ın  işte bu yazıp  anlattıklarımız gelsin aklınıza...

Mıstık Abi de özellikle 1970’lerde çocuk olanlara hala o yılların Türkiyesini hatırlatır...

Tıpkı, şimdilerde inzivaya çekilse de, ülkemizdeki iyi müziğin az sayıdaki temsilcilerinden ve  “Pencere Köprü ve Ötesi”  üçlemesinin müellifi olan,  İlhani ismin  taaaa 70’lerden itibaren  söylediği  yazık oldu yarınlara” cümlesi  ve şarkısı misali...

         ( murat örem / 07 ekim 2013 / ankara...) 
         ( başlıktaki dizeler / murathan mungan...) 


2 yorum:

  1. O siyah beyaz fotoğraf kaybolmasaymis keske, tıpkı 70'lerde çocuk olan bizlerin güzel hatıraları gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli Adsız :)))

      Bir sonraki yorumunuzda adınızı da görmek umuduyla ....
      Ayrıca ; ne diyor şair ;
      "gökyüzü gibi şu çocukluk
      hiçbir yere gitmiyor..."

      selamlarımla...

      murat örem....

      Sil