*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

28 Eylül 2014 Pazar

talip apaydın ; benim de öğretmenimdi...hem de en unutulmaz öğretmenlerimdendi...


çocuklar büyüdü…
çocuklar büyürken anne babaları   büyü(ye)meden  yaşlandı…
                
çocuklar ,  bizim çocuklarımız;
ellerinden tutarak  yürünecek yaşı geçeli bin yıl olan çocuklarımız...

mermi gibi cümleleleri arka arkaya kurarken  
“sen ne yaptıysan aynısını evlatların da sana yapsın…”
cümlesini hatırlatan çocuklarımız…

bizim çocuklarımız…

çocuklar büyüdü…
ellerinden tutup “aslan kral” filmine götürülecek  yaşları   geçtiler…
“polar ekspres”  de   yıldızlar kadar uzak….

tıpkı kavaklıdere sineması gibi …
flamingo pastanesi gibi…
tarihin ve hayatın kara deliklerine emanet,  yaşananlar…

bu sabah bir haber okuduğumda kesinlikle inandım ki ;
artık benim çocukluğum da yıldızlar kadar uzak…

o çocukluğum ki okumalarla geçmişti…
o çocukluğum ki  talip apaydınlarla dolu dolu geçmişti…

duydum ki dağdaki kaynak isimli güzelim çocuk kitabının da yazarı olan
talip apaydın da ölmüş…
iyi etmiş…

insana insanlığa bu kadar uzak günlerde daha da yaşayıp
ne yapacaktı sanki….

insan iyisi talip apaydın…
köy enstitülü talip apaydın,
kendine yakışanı yapmış…
ölmüş….

çocuklar büyüdü…
çocukluk günlerimiz kaf dağının ardında kaldı…

benim hayatımda da
talip apaydın’ın ölümüyle bir sayfa daha kapandı…

şimdi yağmur zamanı…
türk müzik tarihinin çok ama çok az bilinse de
en unutulmaz şarkılarından birini  dinleme zamanı…

( 28 eylül 2014 / murat örem / ankara…) 



25 Eylül 2014 Perşembe

"gökyüzü senindir , gökyüzü herkesindir..."


“ biliyorum
matarada su
torbada ekmek
ve kemerde kurşun değil şiir
ama yine de
matarasında su
torbasında ekmek
ve kemerinde kurşun kalmamışları
ayakta tutabilir

biliyorum
şiirle şarkıyla olacak iş değil bu
dalda narı
tarlada ekini kızartmaz güvercin gurultusu
ama yine de
diller arasında bıçak gibi parlar kavgada
şiirin doğrultusu

göz güzü görmez olmuş
tek bir ışık bile yok
yürek bir yaralı şahindir
döner boşlukta
belki bir şiir
belki bir şiir kırıntısı
çalar kapımızı umutsuz karanlıkta
yoklar yüreğimizi
iğilir yaramıza
dağıtır korkumuzu
ve karşı tepelerden
gürül gürül bir kalk borusu”

( hasan hüseyin korkmazgil…)

........

bazen bir rüzgar eser 
koptu sanılan incecik dallar 
esner esner ayakta kalır da ;
"asla yıkılmaz " denilen 
kocaman bir çınar 
KÜTTT diye devriliverir....

"ağacın kurdu özündedir..."  çünkü...

bir de ne manalıdır şu şarkının sözleri; 

" bir gün
çok bunalırsan
denizin dibinde
yosunlara takılmış gibi 
soluksuz...
sakın unutma gökyüzüne bakmayı
gökyüzü senindir
gökyüzü herkesindir ..." 


şimdi  uzun uzun 
gökyüzüne bakma zamanı...
ama bunalmadan 
ama kırılıp dökülmeden 
ve her şeye inat 
umudunu çoğaltarak 

( murat örem / 25 eylül 2014 / ankara...)
 - resim / yalçın gökçebağ -






 


21 Eylül 2014 Pazar

yaz şımarık bir kardeşse , kış ana babasının olmayan parası bitmesin diye pazar yerindeki tezgahtan dahi yeni bir gömlek aldırmayan oğuldur…




yaz bitti…
ömürden çalsa da
çok şükür ki ,
bir yaz daha bitti…

geçen zaman içinde taraflar  çoktan yol ayrımına gelmiş
ve aslında bunu defalarca birbirine hissettirmişken
anlamaza yatıp yine de
“bir kere daha deneyelim füsun…”
“asla aynı yanlışları yapmayacağım erdal…” cümlelerini,
leblebi yer gibi kuran  arsız sevgililer misali ,
tekrar tekrar sıcağıyla , güneşiyle , susuzluğuyla 
habire abansa da üzerimize haziran temmuz ağustos ;
çok şükür ki 
yaz bitti…

bir daha söyleyelim ,
çok şükür ki yaz bitti….

aylardır evlerinden uzak kalan
ve çok ama çok yazık ki,  her akşam okeye döne döne
beyinleri kireçleşen yazlıkçıların evlerine dönme zamanı artık…

yazlıktaki evlerine gelip giden torun torbanın 
ve onların arkadaşlarının gamsızlığını parmağına dolarken
kaşlarını çata çata günlerini geçiren babaannelerin dedelerin  anneannelerin
saat tiktaklarını yeniden arkadaş edinmelerinin  zamanı artık



bence 
yaz,   hoppa bir sevgiliyse
kış,  güngörmüş bir hayat arkadaşıdır…

yaz,  şımarık bir kardeşse ,
kış, lise ergenliği günlerinde bile
ana babasının olmayan parası bitmesin diye
pazar yerindeki tezgahtan  dahi
yeni bir gömlek aldırmayan  oğuldur…


yaz, güneşin  yaldız puantiyeli  abartılı ışıklarıysa
kış,  esas  yüzünü saklamayan bulutların samimiyetidir …

yaz, salak yazlıkçılarsa ,
okey tavla futbol izleme  arkadaşlarıysa
kış, gazetelerin, kitapların , düşünmenin zamanıdır…


yaz, yalancı şuh kahkahaların  efendisiyse
kış, özden akan gözyaşı zamanlarının sessiz dostudur…


yaz, cıbıl cıbıl salınan et pazarları , memelerse, çiğ dişilikse  
kış, elindeki malayla bir medeniyet duvarı  daha örmeye çalışan
evine ekmek götürmek için kıçından ter damlayan  erkek ustadır…

ve kimse kusura bakmasın
ben kışın asık yüzünü, bıçak gibi soğunu, eşşek gibi titretmesini
yazın şımarık çiğliğine, kıyıdan kıyıdan yaşa(yama)masına
bin kere tercih ederim…

içinizden,yukarıdaki yaz günü fotoğrafıma bakıp
“kışı övüp , yaz günü fotoğrafı koymak
bu ne perhiz bu ne lahana turşusu olmuyor mu …”
diyenleriniz varsa onlara da cevabım şu olsun ;

“insan bazen yazın en sıcağında bile
narlı kış günlerini düşünerek 
sakinliğini ve umudunu koruyabilir…” 
di...

kalın kışlıcakla….

( murat örem / 20-21 eylül 2014 / ankara…)
 fotoğraf / murat örem / narlı yaz günü / 2014 /

11 Eylül 2014 Perşembe

oysa hayat gölgedir...gölgeler biraz da yalandır...

tok  açın
var  yokun
maşuk  aşıkın
giden  gelenin
sevmeyen  sevenin
gülen  ağlayanın…
halinden

anlamazmış...


bazılarını ;

tokken açların
varken elinde olmayanın
maşukken aşıkın
giderken gelenin
severken sevmeyenin
gülerken ağlayanın halinden
anlamaya çalışırken,
sizi ihmal ettiğini düşünüp
çok kırıp dökmeyin.


çok kırıp dökmeyin...



bazılarının
belki hepinizden farkı
kan kusuyorum ama kızılcık şerbeti içtim
demeyi   kendilerine ar edinmeleri olabilir...

bazılarının
belki hepinizden farkı
insanlığı olabilir…

bu taraflarına  saygı  duymak yerine
sana bir şey olmaz , ne güzel rol yapıyorsun
cümlelerini …
mızrak gibi kullanmayın...



çünkü  hayat gölgedir
gölgeler biraz da  yalandır…

( murat örem / 11 eylül 2014 /ankara..)
- fotoğraf / umur örsan örem / viyana..-