*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

21 Nisan 2013 Pazar

" kork abrul'un 5'inden , öküzü ayırır eşinden....ve ben ödüyorum...."




            Ne demiş Anadolu insanı binlerce yılın tecrübesi ve güngörmüşlüğüyle ; 


“ Kork abrulun 5’inden,  öküzü ayırır eşinden…”



Okuma yazma ve muhakeme tembelleri için açıklamasını da yapalım kısaca ;


Abrul kelimesi avrul , avril olarak da kullanılır bazı yörelerde...


İngilizce’deki April’in metamorfoza uğramış halidir Abrul, Avrul hatta Avril…


Eh, İngilizce’deki April de Nisan ayını tanımlar…


Söze geri dönersek ; Abrulun beşi olarak tabir edilen takvim Nisan ayının 5’idir…

Yani Nisan ayının 5’ine kadar zemheri / kış soğukları yaşanabilir demektir “ Kork abrulun beşinden,  öküzü ayırır eşinden…”  cümlesi…


Fakatttt ; içinizden bazıları Nisan ayının 5’i mi kaldı , ayın sonuna geliyoruz, bu sözün zamanı geçti  diyor  elbette bilgiç bilgiç hatta ukala ukala…


Eh, o zaman biz de yapalım taze bir ukalalık ; burada kastedilen Nisan’ın 5’i eski takvimle tabir edilen zaman dilimidir…


Ve eski takvimi bugüne uyarlarsak 13 gün daha eklememiz gerekir….(!)


Nisan’ın 5’ine 13 gün daha eklersek 18’ini buluruz…


Okul yıllarından hatırlayanlar çıkacaktır  31 Mart Ayaklanmasını ders konusu olarak..


İşte o 31 Mart ayaklanması da aslında 31 Mart’ta değil Nisan ayının 13’ünde olmuştur…


Bu gerçeği ve ayrımı ders anlatan hocaların bile hala büyük çoğunluğu bilmez…

Sonra oturup herkes konuşur bik bik diye eğitim sistemi hakkında…


İşte eğitim sistemimizin en büyük trajedisi hala neden sonuç arasında bağ kurmaması hatta bu bağı kurduracak merak duygusunu yaratmamasıdır…


Eskilerin hesabına göre ; Abrul’un 5’i geçeli daha 3 gün olduğuna göre hala soğuk günleri beklemek gerekir…



Ama şu da var ki artık önümüz bahar…

Hakiki bahar….



Avrul’un 5’ini aratmayan bir soğuk Pazar gününde Ankara Devlet Tiyatrosunun yolunu tutarsanız siz de “Ben Ödüyorum” oyununu izlemek için  ayakları daha yere basan bir oyun izlemek sizin de hakkınızdır elbette…


Hakkını yemeyelim ; Ankara Devlet Tiyatrosu da , diğer bölgelerin tiyatroları da bu sezon içinde de yine çok emek verilmiş çalışmalarla da çıktılar biz seyircilerin karşısına…


Bu sezon da 40’ın üzerinde oyun izlemiş biri olarak izin verin de üç beş kelam etme hakkımız olsun oyunlar, oyuncular ve Devlet Tiyatroları hakkında…


Ben bu oyunu da izlerken oyuncuların ustalığına hem sevgiyle hem de biraz da onlar adına acıma duygusuyla baktım…Bence böylesi iyi oyuncular çok daha iyi yazılmış ve bizden oyunlarla çıkmalı seyirci karşısına….


Ben Ödüyorum , meramını  çok dolambaçlı anlata(maya)n bir oyun…


Hayatın içinden olmayan bir oyun…


İzlerken , insana dair sorular sordurmayan bir oyun…


Yine söylemeliyim ki , oyuncular bu tekste rağmen  olabileceğinin en iyisi …



Ama neden Devlet tiyatrolarında bir Sabahattin Kudret Aksal oyunu yok…


Neden bir Memed Baydur oyunu yok…


Neden Ülker Köksal , Adalet Ağaoğlu oyunu yok….


Neden Mikadonun Çöpleri diye muhteşem bir Melih Cevdet Anday oyunu yok…



Şu hayatta hepimiz bir şeylerin bedelini ödüyoruz…


Kimimiz üç kuruşluk yemek hesabını öderken bile titretirken elini ve binbir muhasebe yaparken,  kimimiz de kocaman bir ömrün hesabını ödüyoruz ben gene ödüyorum diye diye….


Kimimiz için bir faturanın bedelini ödemek hala statünün veya terbiyenin simgesi…


Kimimiz için ayrılıkların habercisi , umulmadık gerginlik anlarında kredi kartlarına giden el…



Oysa para hepimize lazım…

Az olana da çok olana da lazım…


Sorun kimin neye  hükmettiğinde ;


siz mi paranıza hükmediyorsunuz paranız mı size…


Ben Ödüyorum isimli oyunda bu tür derin sorular da cevaplar da yok…


Oysa, başının üzerinde bu kadar alaca kuş , alıcı kuş dolaşırken devlet tiyatroları insana dair soruları ve cevapları çok daha net veren oyunlarla çıkmalı seyircinin karşısına hayata teğet geçen metinlerle tekstlerle değil…


Nazım Hikmet’ti değil mi  “ tavşan korktuğu için kaçmaz / kaçtığı için korkar “ diyerek evrensel gerçeğe vurgu yapan…


Bizden hatırlatması ?


( murat örem / 21 nisan 2013 / ankara….)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder