*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

25 Ekim 2013 Cuma

1968 doğumlular , kardeşleri varsa en çok 1972 yılını sever....


     Nazım Hikmet  bundan 52 yıl önce,    1961 yılının kışındayken   
     sürgünde yazdığı    “Otobiyografi”   başlıklı şiirinin 
     bir yerinde şunu der ;
        
“kimi insan otların
         kimi insan balıkların çeşidini bilir...
                                                        ben ayrılıkların...
         kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                                        ben hasretlerin....” 


Bu şiirin ardından  yalnızca 2 buçuk yıl daha  yaşar Nazım Hikmet...

3 Haziran 63’te,  altmışlı yaşların başındayken durur,   yılları yolları her şeye inat aşmaya çalışan göğüs kafesinin içindeki “hallaç”  Nazım Hikmet’in...

Yürek ve hallaç benzetmesini bir şiirinde Özdemir Asaf yapmıştır   İlhan İrem’in güzelim bestesinde de hala yaşayan...

Otobiyografi şiiri , Nazım Hikmet’in bir anlamda veda şiiridir..

Şiirinin  sonunda da şunu der ;

“...ve daha ne kadar yaşarım
                   başımdan neler geçer daha
                            kimbilir...”

Bülent Ortaçgil de ne güzel der 1972 tarihli güzelim
“yağmur”  şarkısının bir yerinde ;

“ her şey olur her şey büyür
her şey geçer  hayat kalır...

Aşağıdaki yazıyı da ; geçip giden bir hayattan kalanlar niyetine

Kendi yaşanmışlıklarınızdan kalanlar niyetine de okuyun...

( murat örem / 25 ekim 2013 / ankara...)
                                     
************
        

1968 doğumlular;  kardeşleri varsa;  en çok 1972 yılını sever....

Yıl,  1972...
Aradan geçen 41 sene....
Yılın yine onuncu ayı....

Tarih 1  Ekim 1972...
Sporun  bir çok dalında esamisi okunmayan Türkiye’nin,  milli boksörü  Cemal Kamacı’nın  63 buçuk kiloda Avrupa Şampiyonu olmasının yarattığı çocuksu sevinç ve övünme dalgası....

5 Ekim 1972 ; 
İstanbul’daki döküm fabrikasında greve çıkan 2500 işçi...

13 ekim 1972;  
Dünya havacılık tarihinin unutamadığı kaza...
And Dağlarına düşen uçakta hayatta kalan 27 kişi ve  aylar geçtikten sonra kurtarılabilen 16 insan....Kazadan kurtulduğu halde sonraki günlerde çığ, açlık ve soğuk nedeniyle ölenler...Sağ kalanların haftalarca  ölen diğer  yolcuları yiyerek hayatta kalma trajedisi...

22 Ekim 1972,
Türk Hava Yolları'nın  Sofya'ya kaçırılan Truva uçağı... Bir gün sonra yolcuların serbest bırakılması...

23 Ekim 1972,
Zonguldak’taki kömür ocaklarında patlama, 20 ölü 76 yaralı...


1972 yılı deyince  akla gelen başka olaylar da var ;
Mesela, Mario Puzzo’nun unutulmaz romanı Baba’nın yönetmen Coppola tarafından sinema tarihine kazandırılması...

1972 Almanya Münih Olimpiyatlarına bulaşan kan  terör şiddet ve rezillik...Öldürülen İsrailli sporcular...

Aynı dönemde Türkiye’de de gittikçe yükselen siyasi şiddetin sonucu Kızıldere’deki  ölümler ve 6 mayıs  idamlarıyla iyice kendini ele veren rövanşist kin....

7 Mayıs 1972’de yapılan olağanüstü kurultay sonrasında, İsmet İnönü’nün koltuğuna oturarak Türk siyasetinde uzun yıllar kalacak olan  CHP’nin yeni genel başkanı ; Bülent Ecevit...


Tarih 1972, Aylardan Ekim...
Anadolunun batısında kendi halinde tost ve ayranıyla yaşarken  çook yıllar sonra adı bir trafik kazasıyla zihinlere kazınacak olan on bin nüfuslu ilçe...

Ekonomik olarak orta halli,  
kültürel olarak görenekli bir ev...

Geniş ailede de öğretmenliğin meslekten çok yaşam biçimine döndüğü çekirdek evin öğretmen anne babası...

1970’lerin Türkiye’sinde insanların evinde ne var ne yoksa o kadarıyla yetinen ve gücü de o kadarına yeten  üç kişilik aile...

Sinsi bir hastalığa çok genç yaşında yakayı kaptırmasına rağmen uzun tedavi  sonrasındaki  mucizeyle ayağa eskisi gibi  kalkan, yıllarca giymek zorunda olduğu çelik korseden  kurtulalı birkaç yıl olmuş lise öğretmeni baba...        

Hayatın bu kadar erken ve acımasız şekilde  kendisine önce karanlık sonra da ışıklı yüzünü gösterdiğinden olsa gerek , kah çok anlayışlı, kah birden parlayıp saman alevi gibi sönen ama her sabah çocuklarına Yavrularım diye başlayan notları  yazmayı unutmayan  baba...

Aynı babanın sonraki yıllarda lisede otuz yılın üstündeki  öğretmenlik günleri...Anlattığı derslerin ve mesleğinin  hakkını fazla fazla verdiği için öğrencileri tarafından çok sevilip sayılan ama  bir o kadar da kendinden, sesinden ve yüzüne yansıyan otoriteden  tatlı tatlı çekinilen biri...

Hem hakkıyla sorumlu bir baba ve eş,  hem  hakiki bir öğretmen...

Çok genç yaşında öğretmen eşinin hastalığıyla sarsılan, ilk çocuğuna anne olmanın tadını çıkaramayan,  tedavi için geldikleri Ankara’nın ve hayatın  mecazen ve gerçekten buz gibi soğuk yüzüyle aylarca yaşayan  ilkokul öğretmeni anne...

Leblebi yer gibi bildiği onlarca atasözü ve deyimi her zaman çok yerinde kullanan, otuz - kırk kişilik sınıflardaki çocukların önce tek tek  annesi olup  öğretmenleri  olduğunu sonrasında güle oynaya hatırlayan ve emekli olmasının üzerinden yıllar geçtiği halde "acemilik günlerimde  çocuklarıma anlayışsız davrandıysam, Allahım beni affet derken , bugün bile hala gözleri dolan öğretmen anne...

O anne ve öğretmen ki ;   
bir yanı ne kadar  korkusuz ve gözü karaysa  
öte yanı da o kadar  ürkek ve naif...

Hayatın güzünü de baharını da yaşarken ve ‘Allahım kötüye fırsat verme ‘ derken dahi    ‘insan varsa umut da  var demeyi  unutmayan...

Yıl 1972...
Günlerden 31 Ekim, Salı...

Misafirin beklenen  saatten önce pat diye gelivermesi gibi  anne karnındaki rahatı yedi ayda teperek paldır küldür  doğan ve yalnızca bir buçuk kilo gelen kız çocuğu...

Yüzü kaşık kadar görünen, el parmakları da zamanın İnhisar kibritlerinden de  ince olan ve aylarca zeytin yağlarıyla, dualarla ovularak büyütülen yedi aylıkken doğmuş kız çocuğu...

Bugün kırklı yaşların ortasına giden ve o zamanlar yalnızca  4 yaşında olan  ağabeyin hastane ziyaretinden   kalanlar ;

Mozaik taşları , demir karyolaları , cam sürahileri, çekmecelerinin içi paslanmış komodinleri ve sus işareti yapan asık yüzlü hemşire fotoğraflarıyla zihinlere nakşolan 1970’lerin herhangi bir hastane odası...

Doğum yapan anne...

Yeni doğan kardeşini görmeye gittiğini bile çok sonra idrak eden  4 yaşındaki ağabey...

Aynı ağabeyin yeni doğan kardeşine aldığını iddia ettiği ama yalnızca kendisinin oynadığı :))  cama yapışan vantuzlu oklar atan mavi plastik tabancanın hastane odasında çıkardığı ses, hala unutmadığı...

31 Ekim 1972’de yedi aylık doğan kız kardeşin uzakta da olsa,  yakına da gelse  yarenliğiyle, kardeşliğiyle kırk yıldır huzur bulan  ağabey...

1970’lerin Türkiyesi’nde  bir öğretmen ailesi....

60'ların sonuna doğru yola önce iki kişi çıkan, sonra üç kişi olan , sonra yedi aylık insan güzeli bir kardeşle 31 Ekim 1972de dört kişiye  tamamlanan aile...

Sonra, aradan geçen günler, aylar, yıllar...

Sonra, ağabeyin aileye çok erken kattığı boyu boylarını geçen iki yetişkin çocuk annesi ve çok eski zamanların ilk göz ağrısı olan sarı damarlı  güzel kadın...

Sonra, 31 Ekim 1972’de doğan kız kardeşin eşi...

İki evlattan peş peşe gelen üç erkek torun....
İki kişiyle başlanan seferde,  eksilmeyip çoğalan ve 9 kişiyle yürünen ömür yolu ..

Sonra, 1972 yılının Ekim ayının 31’inde doğan yedi aylık kız kardeşin bugünlerde  42. yaşın kapısından içeri girmesi ....

Sonra, ‘ölü yatırım’ diye takılsa da kardeşiyle her zaman övünen aksi ak saçlı ağabeyin gün bugün deyip anlattıkları, yazdıkları...

Sonra....

eh,  sonrası
iyilik güzellik işte...

       daha ne olsun...
daha ne olsun...

       Ayşın’a
şınşın sınşın şınşına
daha nice yaşlar olsun.....

(murat örem / 2013 / ankara....
fotoğraf / 2004 / ayşın, umur, arda,alp / ankara) 

8 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. şükrü'cüm sen de evlatlarınla , ailenle nice yaşlar gör...
      murat örem....

      Sil
    2. Murat abiciğim çocukluğumu hatırlatın acısıyla tatlısıyla.. Ellerine sağlık

      Sil
    3. Sevgili Filiz, ne diyor Edip Cansever " gökyüzü gibi şu çocukluk / hiçbir yere gitmiyor..." gitmesin de zaten...Çok sevgi çok selam....murat örem...

      Sil
  2. Eline,diline,yüreğine,en önemlisi kafana sağlık öpüyoruz
    Annen-Baban

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne diyor şair mealen ;

      İki şey var ancak ölünce unuturuz yüzünü
      bir, yaşadığımız şehrin yüzü
      iki, anne babamızın yüzü....

      gönlünüzden , ellerinizden ve emeklerinizden öperek....

      oğlunuz murat örem...

      Sil
  3. bugün tesadüfen bu yazınızı okudum bir de baktım ki kardeşinizin doğum günü..tanımadığınız bir insandan güzel dilekler almak varmış şansınıza ...güneşin pırıltılarının yüreğinizde eksilmediği bir yaş olsun...sevgilerimle ..Fulya Uzer Başgül

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Başgül ; iyi dileklerle dolu yorumunuz hepimiz için geçerli olsun...sizler de sevdiklerinizle, harfler yazılar ve duygularla nice yaşlar görün...nice güzel dilekler alın tanıdık tanımadıklarınızdan...yeni yazılarda ve yeni yorumlarınızda karşılaşmak umuduyla....

      sevgi saygı ve merhabayla....

      murat örem....

      Sil