*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

1 Temmuz 2013 Pazartesi

“kırgınım saçılmış bir nar gibi / sessiz akan bir ırmağım gecede..”



         Zaman,   izafidir…

         Daha yeni bir dille söylersek,  görelidir….

         Fransızcadan geçmiş haline bakarsak rölativdir…



         Zaman izafidir….

         Rivayet odur ki (!) ;

İzafiyet Teorisi’nin de tanımlayıcısı  olan Einstein’e “nedir bu izafiyet meselesi  hocam” diye sorduğunda bir öğrencisi,   elindeki cep telefonuna dalgın dalgın bakan Einstein şunu demiş ;  “evlat, sıcak bir sobanın üzerindeki bir saniye asır gibi gelir insana, sevdiğin birinin yanında geçirdiğin saatler de bir saniye gibi….bak mesela ben elimdeki  telefondan maille  şimdi gönderdiğim fotoğrafın karşı tarafa ulaşması gereken üç saniyede üç yıllık  yaşlandım çünkü benim için en önemli şey işte buydu…izafiyet teorisi tam da böyle bir şeydir….”



Zaman izafidir…


Sohbetini sevdiğiniz  bir dostun, dersini iyi anlatan öğretmenin karşısında geçen uzun saatler iki dakika gibi gelir de insana, bazen bankamatik önünde , nursuz bir işyeri arkadaşı yanında geçen üç dakika ömürden çalar gider…

Kocaman çalar gider hem de…


Çünkü zaman izafidir…



Açılmasını dört gözle beklediğiniz telefon ısrarla çalarken ve geçen saniyeleri uzun bir yıl gibi algılarken siz , yalnızca dakikalar tutan  anne babayla hasret  telefonunu kapatırken bile paylaşılanların tadı damağınızda kalabilir…


Zaman izafidir…


Uzun yılların emeğinin ortaya konduğu  sınav sonuçlarının açıklandığı günde dakikalar geçmez, tuttuğunuz takımın gol yememek için defansa kapandığı son saniyeler bitip tükenmezken,  aracınızla karşısında durduğunuz bir kırmızı ışıkta yanan 60 saniyenin  size mutluluk verdiğini de  yaşayabilirsiniz…



Hasta ve ateşlenmiş bir evladın başında geçirdiğiniz 4 günde hiç mübalağa etmeden söyleyebiliriz ki 14 yıl yaşlanabilirsiniz…


Çünkü zaman izafidir…



1974 yılında küçücük bir çocukken siz ,  Kıbrıs çıkarmasında emri altındaki Mehmetçiklerin gözünün bebeğine baka baka adaya çıkarma emrini ülkesi için yerine getiren komutanların simsiyah olan saçlarının bir gecede bembeyaza döndüğünü etrafınızdan duymuşluğunuz varsa,  daha bir inanırsınız zamanın izafiliğine…



Zaman izafidir…


Aslında hepsini kapsayan biçimde belki de zaman döngüseldir….


İçiçe geçmiş matruşkalar gibi zaman da kendi halkası üzerinde ilerler…


Her bir çemberi tamamladığında yeni bir halkanın üzerinde yürür belki de zaman…



Bundan 19 yıl önce yine bir 2 temmuz gününde gelmiştir o bebek Umur Örsan olarak…


Aradan tam tamına 19 yıl geçmiş,  bu kez de,  neredeyse 40 derece ateşlerle geçen 4 koca günün ardından çok şükür yeniden gelmiştir o bebek sağlıklı bir genç adam olarak…


“En az 4 kez daha ayrı ayrı 19 yıl görsün evladım / evlatlarım dersiniz” yüreğiniz sızlayarak…



Aradan geçen

19 yıla ,

228 aya,

6840 güne

bakarsınız

bakarsınız

bakarsınız da…

aklınıza sorular üşüşür…



“ben ne arada bu kadar ak saçlı , gözlerinin altı torbalı   bir baba oldum yahu   dersiniz…



“bu çocuklar, Umurlar, Ardalar ne arada bu kadar kocaman oldular” dersiniz…



durup durup “zaman geçecek mi çalı diplerinden / anılar yürür gibi sulara”   dizelerini hatırlarsınız şairin…



sonra birden tam 20  yıl önce , yine bir 2 temmuzda   genç yaşta ölümü soluyan bir hekim ve şairin, Behçet Aysan’ın  şu dizeleri gelir aklınıza;

“kırgınım saçılmış bir nar gibi / sessiz akan bir ırmağım gecede..”



sonra yine 1999 yılının 2 temmuzunda temelleri atılan evin çatısına bundan sonra da ne yazda ne kışta  hiç kar yağmasın dilekleri geçer gönlünüzden…                                                   



öyle öyle oturur yazarsınız, takvim 1 temmuzdan 2 temmuza giderken bir gece vakti bu yazıyı…


oturur yazarsınız aklınızdan geçenleri, “ yahu bu adam ne akla hizmet  Einstein’ın eline de  cep telefonu tutturmuş “ diyen dikkatli  okurlara da hınzırca göz kırparak…






( murat örem / 01 temmuz 2013 / ankara…

başlıktaki dizeler / "bir eflatun ölüm"  şiiri / behçet aysan...
fotoğraf / umur örsan örem / süs narı / 2009 )


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder