*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

12 Temmuz 2013 Cuma

refik halit karay ; ufka ve sınırdaki bayrağa bakılarak yazılan "gurbet hikayelerinin" unutulmaz yazarı....



Refik Halit Karay’ın  Eskici’  isimli unutulmaz hikayesini  çocukluk yıllarında büyüklerinden dinlemiş ya da yudum yudum içerek okumuş birinin,  hikayenin kahramanlarından olan Hasan’ın yaşadıklarıyla sarsılmaması  mümkün değildir...

Çünkü kendisi de yıllar boyunca dönem dönem yurdundan uzaklarda yaşamak zorunda bırakılan  Refik Halit Karay, bu hikayesinde vatan özlemini her zamanki kalem gücünün de üstüne çıkarak insanın ciğerine ciğerine vurarak anlatır...

Eskici hikayesinde  vatan özlemi, ülke ve dil özlemi,  oya gibi işlenen cümlelerle memleketinden  İstanbul’dan çok uzaklara savrulmak zorunda kalmış bir küçük çocuğun  yaşadıkları üzerinden anlatılır...

Hikaye  Hasan’ın çıkarıldığı Arabistan yolculuğuyla  başlar ve yolculuk ilerledikçe Hasan adı yavaş yavaş Hassen’e dönüşür Arap telaffuzuyla...Develer yine Arapça telaffuzla Gemel olmuştur coğrafya değiştikçe... 

Hasan, gönderildiği Arap topraklarında günlük hayata alışmaya çalışırken, günün birinde halası  yaşadıkları evin bahçesine  birkaç saatliğine bir ayakkabı tamircisi ve eskiciyi çağırır...

Hasan tamircinin  yanında oyalanırken onun ayakkabıları ustalıkla tamir etmesine de hayranlıkla bakar...Bir ara kendinden geçen Hasan, başka bir ülkede başka bir dilin konuşulduğu topraklarda olduğunu unutur ve çivileri ağzına alan ayakkabı tamircisine  farkında olmadan ana diliyle Türkçe olarak merak kuşku ve  korkuyla sorar ;  

- Çiviler ağzına batmaz mı senin?

Hikayedeki  tamirci de  yurdundan uzaklara düşmüş bir Türktür  ve uzun uzun hayretle bakarak,  bir anda şöyle sorar Hasan’a  o da  ;

- Türk Çocuğu musun be ?

Eskici ve Hasan bir süre daha  konuşurlar Türkçeye, memleketlerine olan tarifsiz özlemle ve onları bir araya  getiren hayatın tatlı  sürpriziyle...

Fakat   sınırlı süre geçer ve   eskicinin ayakkabı tamiratı  biter.

Ayrılık zamanıdır... !

Hasan, eskiciye  Gidiyor musun ?  diye  sorar ve  ağlamaya başlar...

Hikayenin sonunu şöyle yazar  Refik Halit Karay; 

“ -Ağlama be! Ağlama be!
Eskici başka söz bulamamıştı.

Bunu işiten çocuk hıçkıra hıçkıra katıla katıla ağlamaktadır; bir daha Türkçe konuşacak adam bulamayacağına ağlamaktadır.

-Ağlama diyorum sana! Ağlama.

Bunları derken onun da katı, nasırlaşmış yüreği yumuşamış, şişmişti.
Önüne geçmeye çalıştı amma yapamadı, kendini tutamadı; gözlerinin dolduğunu ve sakallarından kayan yaşların, Arabistan sıcağıyle yanan kızgın göğsüne bir pınar sızıntısı kadar serin, ürpertici, döküldüğünü duydu......

Eskici hikayesini hatırlattığımız  Refik Halit Karay da , yıllar önceki  Temmuz gününde , bundan 48 yıl önce  1965 yılının  18 Temmuz’unda ayrılmıştı bu dünyadan.

Eskici  isimli hikayesi  Gurbet Hikayeleri  kitabındadır  ama Karay’ın bir başka  unutulmaz  kitabı da Memleket Hikayeleri ‘dir...

Türkçenin en önde gelen mizah, hiciv ve eleştiri  yazarlarından, hakiki ustalarından  olan  Refik Halit Karay'ı  neredeyse hemen her dönem muhalif yapan koşullardan biri de, yapılan yanlış işlere zamanında  muhalefet edenlerin gün gelip karar veren olduklarında bu kez başka yanlışları bile bile katmerlendiren  çelişkileridir...

Refik Halit'in yurdundan uzak olan ikinci sürgün dönemi 1922 yılından  1938'e kadar Beyrut ve Halep'te yaşanmıştır. Eskici hikayesinin de içinde bulunduğu  Gurbet Hikayeleri kitabı da bu yılların acılarının  ürünüdür.

Refik Halit Karay, son sürgün döneminde o kadar özler ki Türkiye'yi,  Suriye-Türkiye sınırına gelip dalgalanan  Türk Bayrağına bakarak göz yaşı döker.

Türkiye’ye  ancak 1930’ların sonunda geri dönebilecektir Refik Halit Karay...

         Refik Halit Karay hakkında ;
Günün birinde, “Sakın Aldanma, İnanma, Kanma” karşıma çıktı.
Yasak bir içkiyi yudumlar gibi okudum sonuna kadar.
Ana dilimin bu kadar güzel olabileceğini düşünmemiştim
diyen de  Türkiye'nin en önemli fikir insanlarından olan  Cemil Meriç’tir.

Tarih 18 Temmuz 1965’i gösterdiğinde, Refik Halit Karay’ın da bu dünyadaki konukluğu 77 yaşındayken  sona erer.

Geriye, sürgün yıllarıyla , memleket hasretiyle geçen zamanların da tetiklediği  Gurbet Hikayeleri ve Memleket Hikayelerinin de olduğu muhteşem kitaplar kalır Refik Halit Karay imzalı....

Geriye,  1918 yılındaki Osmanlı Kabinesi istifasından sonra bıçak gibi kelimelerle yazdığı  “Efendiler Nereye” başlıklı yazısı, manifestosu  kalır Refik Halit Karay’ın...

Geriye , bir kısmı  neredeyse bir asır önce yazıldığı halde tek bir kelimenin bile eskimediği, sözlüklere bakmadan sular seller gibi yudum yudum okunacak metinler kalır...

Geriye , bugün hak ettiği kadar bilinip okunmasa da,  Türkçe durduğu sürece hiç ama hiç eskimeyecek Refik Halit Karay cümleleri kalır...

Az şey midir ?
İnanın,  çok ama çok şeydir...
Kadir kıymet bilenlere elbette...

Bu yazıyı da ödenmesi mümkün olmayacak bir borcu bile bile,
yine de gönülden yazılmış cümleler olarak kabul edin...

( murat örem / 12 temmuz 2013 / ankara..)
( fotoğraf / umur örsan örem / bozcaada / 2009 )

3 yorum:

  1. Eskici hikayesini ilkokul kitabımdan hatırlıyorum. Bu hikaye o zamandan beri aklıma kazınmış durumda ve şu cümlesini hiç unutamadım: "Çiviler ağzına batmaz mı senin?"
    Güzel yazı için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli Ali Galip Yıldırım ;
      Yorumunuz için ben de teşekkür ediyorum...
      Yeni yazılarda ve yorumlarda görüşmek umuduyla...

      murat örem....

      Sil
  2. Yüreğine sağlık ❤️ Yine bir solukluk bir yazı yazmışsın. 🍀

    YanıtlaSil