*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

10 Temmuz 2013 Çarşamba

ece ayhan (çağlar) ; karaşın çocukların şairi...



Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

Bir çırpıda adını verebilirsiniz Ece Ayhan’ın ; Türk şiirinin  en zor , en aykırı, en sivri dilli , en keskin şairlerinden biri kimdir ? sorusuna cevap olarak...

çünkü ;
hayatı boyunca otoriteyle  ilişkisi  netameli olan ,
hakkında olumlu olumsuz çok fazla görüş beyan edilen,
kuşaktaşı isimlere göre uzun ama zorlu yaşayan biridir Ece Ayhan...

ömrü boyunca  keskin çıkışları  olmuş,
dostları arkadaşlarıyla  ilişkilerinde kırılmalar yaşamış,  
şiirleriyle her kuşaktan  kemikleşmiş  okurlar bulmuştur
Ece Ayhan...

kişileri işleriyle değil de kişiliğindeki kusurlarıyla görmeyi seçenler yadırgayabilir Ece Ayhan’ı ve hayatını...

Oysa ,  Türk şiirinde , ikinci yeni şiir rüzgarında  dün de bir Ece Ayhan vardı, bugün de var ve yarın da olacak...

Ece Ayhan Çağlar, kurumsallaştırılmış, resmileştirilmiş   her başarıyı önce törenlerle  kutlamayı seven yapının   ısrarla görmezden gelmeyi yeğlediği  sivil bir şairdir....

Türk şiirinin merkezinden ısrarla kaçıp taşraya koşmuş, yerleşik olan ne varsa ona tersinden bakmayı huy edinmiş, hatta tarihi tersinden yazmaya kalkmış bir isimdir Ece Ayhan…

Şair ve eleştirmen Enis Akın  Kekeme Türk Şiiri kitabında şunları der ;
Ece Ayhan’ı anlamak için İkinci Yeni şiirini anlamak gerekir; İkinci Yeni’yi ve onların kendinden önceki şiirle aralarında çizdikleri çizgiyi anlamaksa Türkiye Cumhuriyeti’ni baştan başa anlamayı, yani bu ülkenin son 100 yılını anlamayı gerektirir.
1950’lerin ikinci yarısına gelindiğinde, yaygın bir şehirleşmeyle beraber Cumhuriyet’in mitleri tükenmenin ilk işaretlerini vermeye başlıyordu; ‘muasır medeniyetlerin seviyesine gelme’, ‘kalkınma gayemiz’, yerli malı haftası’ gibi hevesler geçmeye başlıyor ve şehirlerde bireyler konuşmaya başlıyordu.

İkinci Yeni şairleri bunun şiirini yazmaya cesaret etti; savunduğu yeni bir toplum değil, bireyin kendisiydi.

Enis Akın’ın saptamalarının bir kısmına,  tümüne  ve Ece Ayhan’ın şiirine  itirazlarınız olabilir . Ancak bazı isimler dikkat çeken söylem ve itirazlarıyla , yerleşik olan düşünceye muhalif yanlarıyla öne çıkmıştır hayatları boyunca..

Hem de bunu, acımasızca eleştirdikleri sistemin iyi okullarında bin bir emek ve başarıyla eğitim görüp tam da emeklerinin karşılığını maddeten ve manen görecekleri zamanda yapmışlardır...

Bu , bir yanıyla gerçekten şövalyece bir yaklaşımdır....
Ece Ayhan da bu isimlerdendir...

Ece Ayhan yeniden yazılmaya çalışılan tarihin, bir tarihten çok mitoloji olduğu görüşünden hareketle  ‘resmi’ olana sırtını dönmüştür..Aynı  Ece Ayhan, hayatının gençlik dönemlerinde kısa süre de olsa farklı idari görevlerde   bulunmuş , ilçe mülki amirliği  yapmış, uzun yıllar boyunca Türkiye’nin en kilit idari makamlarına yönetici yetiştiren Mektebi Mülkiye’nin sıralarında öğrenci  olmuştur...

Ece Ayhan 1931 yılında Datça’da dünyaya gelir. İlkokula ailesinin de memleketi olan Çanakkale Eceabat’ta başlar. Ömrünün son yıllarının bir dönemini yine Çanakkale’de geçirecektir yıllar sonra...

1940 yılında aile İstanbul’a taşınır ve Ece Ayhan çocukluğunu İstanbul’un tarihi semtlerinde geçirir. Lise yıllarından sonra da  İkinci Yeni’nin, Ece Ayhan’ın deyimiyle söylersek,  sivil şiirin filizlendiği Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrencidir...

Ece Ayhan, İkinci Yeni’nin, “parasız yatılı” kuşağın şiiri olduğunu söylemiştir ...

Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, İsmet Özel hep bu okulun öğrencileri olmuştur....

Ece Ayhan’ın ilk kitabı Kınar Hanımın Denizleri 1959’da yayımlandığında, hem Türk şiiri hem de İkinci Yeni için büyük bir adımdır... Bu kitapta yer alan nasıl bir ağaçdıysak çocukken / tümleçleri özneleri nasıl unuttuysak denizde dizeleri, onun kurmaya başladığı  şiiri hakkında da ilk ipuçlarını verir.

Medeniyetlere ve tarihsel olaylara göndermeleriyle  de  İlhan Berk’e benzetilir Ece Ayhan’ın şiiri....

Ece Ayhan kimilerine göre, şiirlerindeki  toplumcu yanını, daha çok bireyin, devlet, doğa ve tarih karşısındaki konumuna hatta kaçınılmaz mağlubiyetine göre  anlatarak öne çıkarmıştır...

Edip Cansever, Ecegilleri Okumak başlıklı yazısında Ece Ayhan’ın dille ilişkisini çarpıcı bir şekilde şöyle saptar:  Ece Ayhan şiirinin kilit noktası dildir. Peki neden bu kadar seviyor dille oynamayı Ece Ayhan? Yaşamadığı çağların, hatta yaşarken bile yaşamıyor göründüğü bir çağın, o hiç yazılmamış duygular tarihini ele geçirmek için. Bu yüzden kurulu bir şiir dili onun ilgisini çekmez hiç. Elinde değildir çünkü. Neyi anlattığından çok, kendinde neyin anlatıldığını deniyor gibidir. Ya da tarihin derinliğinden bir ses, ona geçmişin gizlerini fısıldıyordur arada.”

Ece Ayhan tarihi kendi tasavvurunda dönüştürüyor ve geçmişin rövanşını alıyordur  adeta. Her zaman iktidar olanların , onun deyimiyle sarışın” ların yazdığı tarihi, karaşın” bir delikanlı olarak silmek isteyen yanı vardır Ece Ayhan’ın...

 “Silgiler silerken silinirler de” sözünün   sahibi olan Ece Ayhan,  Mülkiye’yi bitirdikten sonra 2 yıla yakın kaymakamlık yapar ama sonra devlet idaresi dersinden ! kaydını sildirir.

Yazar Sıddık Akbayır’a göre, “Muhalif olduğu içindir ki dili muhalefet aracı olarak kullanır  Ece Ayhan ve  “Dilde muhalefet'i bir şairlik oyunu değildir. Ona göre, tarihine, değer yargılarına, ahlakına karşı çıkılmayan bir düzenin diline muhalif olmanın hiçbir anlamı olamaz. Terbiyelilerle aynı safta olmadığı içindir ki o argoyu bol bol kullanır. Ayaktakımının dilini şiire sokar. Terbiyelilerin dilini bozar; Ecece denilebilecek bir dil oluşturur.”

Ece Ayhan, bugün bile büyük tartışmalar yaratan  “sivil toplum” kavramını dile getiren  şair olmuştur. Devlet ve birey mücadelesinin çok önemli bir sorun olduğunu ve bireyin kaybetmekten yorulduğunu anlatır şiirlerinde ve şunu der ;

Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim....

Kavramlar, yönetimler kendi tabularını yaratarak bireyi ezmekte ve yapayalnız bırakmaktadır Ece Ayhan’a göre....Bu keskin söylemler Ece Ayhan’ı da yalnız bıraktırır elbette...

 “Şiirimiz karadır abiler"     der...
Şiirimiz mor külhanidir        der...

Ve üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir mısra daha söyler ;
Aşk örgütlenmektir bir düşününün abiler"  diyerek...

Oysa, 1970’lerin  Türkiyesinde aşktan bahsedenler genellikle örgütlenmekten, birlik olmaktan bahsetmez ya da bahsedemez...
Örgütlenmekten , birlik olmaktan bahsedenler de aşktan bahsetmeyi basitlik ve zaaf olarak görür.
Toplumsal ideallere ömürlerini adayanlar, büyük ve samimi hayalleri olanlar toplumun her nedense  tek tek bireylerden oluştuğunu unutmuş gibidir..
Ormana bakarken ağaçları görmez kimseler...

Ece Ayhan bir ‘dipyazı’sında şiirin toplum tarafından algılanılışına da değinir ve şöyle der: Tekin değildir şiir pek, iyi gözle bakılmaz ona, taş atar durup durduğu yerde dalgalara...”

 Ece Ayhan’ın devletle yaralanmamışbir şiirin peşinde koşarak yorduğu beyni sağlığını erken sayılabilecek yaşlardan itibaren yoklamaya başlar. 1974’ten ölümüne kadar yaklaşık 30 yıl boyunca  beynindeki tümörün yol açtığı hastalıkların sıkıntılarıyla yaşar.

Oğuz Atay gibi 43  yaşında bu dünyadaki konukluğu sona ermemiştir ne mutlu ki yine de Ece Ayhan’ın...
Sağ kulağındaki ileri derecede işitme engeli  ve sağ gözündeki hasarın sebebi beyindeki tümördür...

Ece Ayhan ikili ilişkilerinde, arkadaşlıklarında da  büyük sorunlar yaşamış bir isimdir... Uyumsuz, muhalif ve aksi tavırlarıyla arkadaşlarına da illallah dedirten bir yanı olmuştur Ece Ayhan’ın.

Parasızdır, hastadır  ve çok acil yurt dışında ameliyat olması  gerekir Ece Ayhan’ın. Büyük bir dayanışmayla para toplanır zorlukla ameliyat ettirilir ve biraz iyileşen Ece Ayhan’ın ilk işi paramı gasp ettiler düşüncesiyle arkadaşlarından şikayetçi olmaktır...(!)

Görev yaptığı dönemlerde de ilişkileri  med cezirli olmuştur Ece Ayhan’ın...Belki de 1970’lerde iyice ortaya çıkan tümörün çok eskilerden beri Ece Ayhan’ın duygu ve düşünce dünyasına oynadığı bir oyundur bu...

Son yıllarında derin ekonomik sıkıntı yaşayan Ece Ayhan, Çanakkale Belediyesinin yardımlarını görür ve  sosyal güvenceye kavuşur... Sağlığı gün gün bozulan ve bacakları felç olan Ayhan, yakın dostu Metin Üstündağ’ın yardımıyla Ağustos 1999’da Çapa Tıp Fakültesi’ne yatırılır. Hastane sonrası İstanbul’da huzurevindedir....

Felci kısmen atlatan Ece Ayhan, Nisan 2001’de Çanakkale’ye ata toprağına yerleşir tekrar...Düzenli ve yerleşik bir hayatı başaramayan  Ece Ayhan bir aykırılık daha yapar ve dostlarını terk ederek  Çanakkale’den İzmir’e  geçer.

13 Temmuz 2002 tarihinde de Ece Ayhan’a ait ömür sayfası da  kapanmış olur 71  yaşındayken....

Sonuna kadar sivil olmakta direnmiş, sarışına inat karaşın olmayı seçmiş, aykırı ve  uyumsuz dönemleri çok olmuş  ama şiire  sırtını hiç dönmemiş , gelgitli    bir hayat yaşamış, otoriteyle , insanlarla ve kendisiyle her daim meselesi olmuş hakkıyla zor bir isimdir Ece Ayhan...

Yalınayak Şiirdir  başlıklı mısralarının bir yerlerinde

Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük
Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim

diyen,

Şiirimiz gül kurutur abiler
diye seslenen şairdir Ece Ayhan...

Bir  şiirinde
Uç doğu  anadolu'yu anlatacaktır öğretmen,  haritayı asar
 Bütün  sınıf  korkmuştur; göller, ırmaklar dökülecekler “

diyerek noktayı koymuş,

Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız

demiş  de bir isimdir Ece Ayhan...

Hemen bütün şiirlerinde kara tahtanın önünde solgun yüzlerle bakan öğrencileri , insanları anlatmıştır....
Temel kavramları akıl yoluyla sorgulamak, tartışmak daha iyisine ulaşmak için kırıp dökmeden eleştirmeyi de  bilmek yerine daha çok kutsamayı seven  bir coğrafyada, adeta yüzyılların acısını çıkarmak isteyen  bir reddiyeyle bütün kavramlara savaş açan ve hakkıyla aykırı olan Ece Ayhan’ı anmaya kalkışmak bıçak sırtı bir iştir...

Bazı şairler, edebiyatçılar, aktörler çoğu zaman duymaktan mutlu olduğumuz, kutsadığımız  kavramların tam tersini dile getirerek hepimizin duygu dünyasını alaşağı eder...

Ece Ayhan bu gruptan olmuştur....

Bu yazıda da son sözü Zambaklı Padişah şiiriyle Ece Ayhan’a bırakalım ölümünün 11. yıldönümünde...

“Ne zaman elleri zambaklı padişah olursam
Sana uzun heceli bir kent vereceğim
Girilince kapıları yitecek ve boş!

Azizim, güzel atlar da güzel şiirler gibidirler
Öldükten sonra da tersine yarışırlar, vesselam.....”

( murat örem / 10 temmuz 2013 / ankara ...)
(alper beşe’nin çok değerli katkılarıyla...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder