*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

10 Temmuz 2013 Çarşamba

insan ölüleri (de) niye sever....“ derviş yunus ölmüş gitmiş lakin yunus emre yaşıyor"



Hayatınızın en yakınlarında olan biri , büyük bir kızgınlık anında , gözlerini de patlatarak, yıllardır söyleyip ettiklerinize , sayfalarca yazdıklarınıza da bakarak, 

‘ sen ölüleri seviyorsun ’

 derse, ne geçer aklınızdan...

          
         Hatta daha da ileri gidip , haddini fersah fersah aşıp akıllar da vermeye kalkarsa....



Kızar mısınız ?

Alınır mısınız ?

“La havle mi” çekersiniz...



Belki de bunların hiç birini yapmayıp edilen sözün ağırlığını, hakikiliğini  düşünmeniz gerekir...



Belki de sarf edilen sözün nereden gelip nereye gittiğine kafa yormanız gerekir...



Belki de bir çırpıda cevap verip



“evet ölüleri (de) seviyorum...”



demeniz gerekir...



         İnsan ölüleri niye sever ?

        

Ölüleri sevmek derken , nekrofiliden, nebbaşlıktan, mezar kazıcılığından söz etmiyoruz elbette...

         Söz ettiğimiz bir kavram...

     Yaşamın ve ölümün olduğu bir dünyada, ölümlü bir canlı olarak , ölüp giden insanlara , insanca, akılca, fikirce, duyguca yüklediğiniz anlamın, saygının sürmesinden bahsediyoruz   ölüleri sevmek   diyerek....

        

Ölüleri (de)  seviyor olmanın bin türlü nedeni olabilir aslında...

        

Mesela,  öldüğü için , artık yeni bir çatışma yaşamayacağınızı bildiğiniz için sevebilirsiniz bir ölüyü..



         Mesela, yaşarken çok yanlış işler de yaptığını düşündüğünüz bir dostunuzun artık yanlış yapma ihtimalinin ortadan kalktığını bildiğiniz için de sevinebilir ve sevebilirsiniz...



      Mesela , sizden önce öldüğü için ve bir gün siz de gittiğinizde oralara(!) eski bir tanıdık olarak size yol göstereceğini , ev sahipliği yapacağını düşündüğünüz için de sevebilirsiniz...



     Mesela , geride güzel yazılar , eserler, işler , cümleler, resimler, şiirler, anılar  bıraktığı için de sevebilirsiniz...

        

         Meselaları rahatlıkla çoğaltabilirsiniz...

        

Belki de bir ölüyü sevmek ,

bir diriyi sevmekten daha kolaydır....

        

Çünkü ne kadar sevip saygı duysanız da, karşınızda bir ölü varsa artık,  gün gelip yeni tartışma çatışma alanlarında karşı karşıya gelme ihtimaliniz yoktur...

İnsan biraz da bencil bir canlıdır çünkü...

Belki de bu yüzden seviyorsunuzdur ölüleri (de)...



Belki de,

 tam tersten bakarsak ;

bir ölüyü sevmek bir diriyi sevmekten çok daha zordur....

ve siz aslında zor olanı tercih etmişsinizdir...



Kimbilir...



Ölmek , baktığınız yere göre,  bir başlangıcın ilk adımı olabilir...

Yok oluşun tescili de...



Nereden bakarsanız bakın , neye ne kadar inanırsanız inanın , hemen her toplum ve kültürde ölüm hayatın içindedir...



Bir marangoz öldüğünde yaptığı masa , sandalye onlarca yıl yaşar...

Bir demircinin oya gibi işlediği demir kapı yüzlerce yıla meydan okur...

Bir siyasetçinin, devlet adamının kurduğu yapı kuşakları etkiler iyi ya da kötü...



Bir şairin dizeleri de yüzlerce , binlerce yıla meydan okuyabilir...

Bir roman kahramanı her topluma örnek olabilir...

Bir aktörün kurduğu cümle ömür boyu kulaklarınızda yankılanabilir...



Demiri oya gibi işlemek, ağaçtan masalar yapmak, göz nuruyla insanları elbiselerle donatmak da tarifsiz değerlidir elbette...



Ama bütün bunlar gün gelip eskiyebilir...



Fakat ,



“Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı

Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz...”



dizeleri eskimez...

binlerce yıl geçse de eskimez....



bu yüzden demiştir muzaffer tayyip uslu da;



“ derviş yunus ölmüş gitmiş

lakin yunus emre yaşıyor"  



diye....



Son yazılarda ölüm yıldönümünden yola çıkarak andıklarımızın sayısı artıyorsa ve  buna  “ sen ölüleri daha çok seviyorsun” diye ‘mim koyanlar’ varsa,  mevzuunun bu tarafını da görsünler isteriz...



Yaşamak , biraz da gün gün saat saat ölüme yürümektir çünkü...

ammaa geride neler bırakacağını unutmadan yürümektir....



Şair de bu yüzden der ;

“ Her an

Farkındayım

Az az öldüğümün...”   diye...



Hadi bakalım şimdi yine ölüleri anma zamanı....



“ Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!

En geniş zamanlı bir şiir yazacağız..”  



diyen ve 11 yıl önce 2002 temmuzunda ölen şairi bir sonraki yazıda hatırlama  zamanı....



( murat örem / 10 temmuz 2013 / ankara...)

( başlıktaki alıntı / muzaffer tayyip uslu...)

( fotoğraf / aktör erhan dilligil / istanbul / 1987 )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder