*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

18 Temmuz 2013 Perşembe

oğuz aral ; oğuz aral ve gırgır dergisi türkiyenin tarihinde bir köşe taşıdır... orada duracaktır daima...



Hayatının son yıllarında kendi kendine taktığı ismiyle söylersek ;

“ Huysuz  İhtiyar    Oğuz Aral’dı o...”

Oğuz Aral’la birlikte anılan  kelime  ve dergi  “gırgır”   ise  onunla anılan cümle de  “gereksiz taramalar yapmaktan kaçının’    ifadesiydi...

Ömrünün son yıllarında  harflere ve yazıya  çok daha yakın dursa da önce karikatür ve mizah ustası ve efsane hocadır  Oğuz Aral....Çünkü yıllar boyunca    çiçeği burnunda  genç karikatürcülere verdiği  destek hem  hala arşivlerdedir hem de bu isimlerin tanıklığı devam etmektedir...

Oğuz Aral dendiğinde, saman kağıda sarı ve siyahın tonlarıyla basılan efsane   Gırgır Dergisi    gelir öncelikle akla... Gırgır ,  darbe günlerini yaşayan 1980’lerin Türkiye’sinde,  gülmeye ve düşünmeye hasret yüzlerin her sayısını özlemle bekledikleri , kendilerini buldukları bir dergi olmuştur...

 Oğuz Aral’ın  kendi çizdiği kahramanlarının  en unutulmazları da  

Avanak Avni   ve Utanmaz Adam’dır...

Oğuz Aral büyük ağırlıkla olumlu  zaman zaman da keskin eleştirel yorumlarla anılır hala...Ancak şurası kesindir ; Oğuz Aral , 12 Eylül 1980 darbesiyle , üzerinden korku  silindiri geçtiği için gülmeyi ve muhalefet etmeyi unutan bir topluma, bu iki kavramı da  hatırlatmak için bedeller de ödemiş bir isimdir...Bedeller ödemiştir çünkü 1980’lerin darbe  karanlığında,  neredeyse uzun süre tek muhalif yayın organı Gırgır Dergisi olmuş , garip gerekçelerle kapatılmalar da dahil bir çok sorun yaşamıştır askeri darbe günlerinde...

Aral ailesinde karikatür ve mizaha  emek veren bir başka isim de Oğuz Aral’dan çok daha önce bu dünyadan göçen  kardeş Tekin Aral’dır...

2004 yılında,   70  yaştan iki sene alacaklı olarak, bu dünyadaki konukluğu sona eren Oğuz Aral  1936 İstanbul doğumludur... Türkiye’de karikatürün bir sanat dalı olmasının yanında   hayatın kılcal damarlarına kadar nüfuz etmesinde büyük katkıları olan Oğuz Aral’la ilgili olarak çok fazla şey söylemek mümkün...

Oğuz Aral’ı Türk mizahı ve karikatüründe çok farklı yere konumlandıran en önemli özelliği  sevenlerinin ve karşı çıkanlarının da hemfikir olduğu üzere,  yaşadığı topluma dair çok sağlam gözlemlerinin ve her daim söyleyecek sözünün olmasıdır...

Toplumun sinir ve duygu uçlarını, farklılık ve benzerliklerini ömrü boyunca çok iyi tahlil edebilen Oğuz Aral bir yanıyla da hakiki  bir sosyologtur...

Toplumsal dönüşüme , göç olgusuna, köy kent ayrımına, kültürel kodlara ve sembollere  de değinerek yapmıştır mizahını Oğuz Aral...

Oğuz Aral eskilerin deyimiyle bir yanıyla mektepli bir yanıyla da alaylı bir karikatürist ve mizahçıdır çünkü İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin üçüncü sınıfından ayrılmıştır...

1950’lerde daha  çok gençken  içlerinde Akbaba dergisinin de olduğu, çeşitli gazete ve dergilerde karikatürleri yayınlanır Oğuz Aral’ın...Oğuz Aral ilk gençlik yıllarını anlatırken de, yazılarını kaleme alırken de   alaycı, ironik, sarkastik bir dil kullanmıştır..

Bir çok mizahçıda da görülebileceği gibi, kendisiyle de dalga geçebilmenin  kültürünü özümsemiştir  Oğuz Aral da...

Oğuz Aral’ı bir dönemin muhalefet simgesi ve  efsanesi haline getiren en farklı adım Gırgır  Dergisi yılları olur...Oğuz Aral’ın kardeşi Tekin Aral’la birlikte 1972 yılının Ağustos ayında çıkarmaya başladığı Gırgır, gittikçe artan ve dönem dönem çok şaşırtıcı bir okur sayısı ve ilgisine sahip olur yıllar içinde..

Özellikle 70’lerin ikinci yarısından itibaren siyasi olarak keskin kamplaşmaların yaşandığı bir Türkiye vardır...

Toplum geç kaldığı modernleşme sürecini kırık dökük yaşamaya çalışırken, şehirlere göç artmış, ekonomik, sosyal ve siyasi çatışmalar keskinleşmiş , işçi hareketleri ivmelenmiş öte yandan da   köyler, mahalleler, kahvehaneler, bakkallar hatta aileler bile bölünmeye başlamış, siyasi körlük ve şiddet hayatı esir almıştır....

Bu dönemle birlikte büyük ilgi gören Gırgır ve Oğuz Aral  yıllar sonra bazı isimler tarafından eleştirilecek bir yaklaşım içine girer...1980 darbesine kadar siyasi figürlere ve politikacılara sayfalarında daha çok yer vermeye başlayan  Gırgır’da neredeyse dönemin tüm politikacıları ülkedeki bütün olumsuzlukların tek sorumlusu olarak gösterilir düz bir mantıkla...

Siyaset ve siyasetçinin halkın gözünde itibarsızlaştırılmasına  bilerek ya da bilmeyerek  destek olanlardan biri de Gırgır dergisi olmuştur bazı isimlere göre...Bu isimler,  Gırgır ve Oğuz Aral’ın  o dönemde,  gerçek gücü elinde bulundur(a)mayan siyasi aktörlere yönelik mizahi yayınlar yaparak,  perde arkasındaki derin güçleri ve aktörleri pas geçtiğini öne sürerek eleştirmişlerdir...Bu eleştirileri , objektif olarak baktığınızda  çok da yabana atmamanız gerekir....

Oğuz Aral, ismi etrafında farklı görüşlerin yer aldığı önemli bir figür olmuştur  hayatının  son 30 yılında... Onlarca genç isim  mizah dünyasına Oğuz Aral’ın açtığı kapıdan girdiğinde daha çocuktur neredeyse...

Bu çocuk isimlerden kimileri yıllar içinde Oğuz Aral’ı   çok farklı ve yüksek bir yere koymuş  kimileri de  okurun dışarıdan göremediği olumsuz , art niyetli hatta despotik  yanlarının olduğunu söylemiştir...

Türkiye gibi birey iç disiplini ve çalışma bilinci  kültürünün hiç de yüksek olmadığı  yerde , hele hele çok genç isimlere bir şeyleri öğretmek ve yaptırmanın bir yolunun da despotik olmaktan (!)  geçtiğini bildiği için böyle davranmıştır belki de Oğuz Aral,  sosyolog yanının kendisine gösterdikleri üzerinden de ...
Kimbilir...

1970’lerin ikinci yarısından itibaren Gırgır,  okuyup yazmaya, mizaha ve karikatüre  düşkün hemen herkesin farkına vardığı, alıp okuduğu bir dergi olur...

Derginin sloganı da şudur yıllar yıllar boyu:

Geçim derdini,
can sıkıntısını,
aşk yarasını,
karı koca kavgasını,
şipşak keser.
Her derde devadır,
Gırgır da gırgır.

Yıl 1980 , aylardan Eylül , günlerden 12  olduğunda Türkiye  bir kez daha darbe günlerindedir...Gırgır ve Oğuz Aral’ın tarihindeki yeni dönemin başlangıcı da bir anlamda bundan sonra olur....Ülke  tam anlamıyla suskunluk içindedir...Darbe öncesinin siyasi anlamdaki en etkin gazeteleri birbiri ardınca kapatılmakta , yeterince  uslanmamışlarsa  !  bu kez çok daha uzun süreli  susturulmaktadır....

Bu dönemde dilini sertleştirerek yayın yapan Gırgır da payına düşeni alır elbet...Mizahın evrensel gücünü  ve muhalefet dilini kullanmaya çalışan Gırgır’ı da 4 hafta süreyle kapatır iktidarı darbeyle elinde tutanlar....

Gırgır yeniden yayına geçtiğinde derginin geçmişindeki eksikleri  adeta unutulmuş ve yılgınlık içindeki toplum hukuk dışı biçimde bastırılmış muhalif sesin  tek temsilcisi olarak gördüğü Gırgır’ı,  baştacı’    yapmıştır...

Gırgır efsanesini geri dönülmez biçimde yaratan bu dönemde, derginin tirajı 50bin , 100bin değil , tam 500bin olur...

Haftalık bir mizah dergisinin nüfusu 40milyon olan ülkede ulaştığı tiraj bugünün 75 milyonluk Türkiye’sinde bile hala kırılacak gibi görünmez...

Gırgır Dergisi’nin  500binlik tirajla üçüncü olduğu dünya sıralamasında birinciliği 8 milyonluk tirajıyla dönemin bir başka totaliter devleti olan Sovyetler Birliğinde yayınlanan Krokodil adlı mizah ve karikatür dergisi almıştır...

Bu durum bile mizahla baskı dönemleri arasındaki evrensel ilişkiyi  göstererek,  anlamak isteyenlere çok şey anlatmaktadır.....

Oğuz Aral ve Gırgır  1980’lerin başından sonlarına dek sürecek bu politik  dönemi çok iyi kullanır...
Ta ki 1980’li yılların sonundaki bir el değiştirme olayına kadar...

El değiştirme olayı öncesindeki birkaç yılda ,   seçimle iktidara gelen Başbakan Turgut Özal döneminde de muhalif tavrını sürdürür Gırgır...Hemen her sayısında dönemin başbakanına yönelik keskin yazı ve karikatürler yayınlanır...Adeta 3 yıllık darbe döneminde biriktirilen sert espriler kuşatmıştır dergiyi...Dönemin birbiri ardına yapılan gazete kağıdı zamları ve diğer uygulamalar  oldukça,  maliyetler ve fiyat arttıkça derginin logosunun altındaki ifadelerde başbakanın karikatür olarak çizilmiş yüzünün sayısı artar...

Bu karikatürlerde başbakanın ayrı ayrı her bir yüz ifadesinin  lira olarak da karşılığı vardır...

Türkiye 80’lerin ortalarından itibaren nispeten daha demokratik bir ortama kavuştukça  Gırgır’ın efsane olmuş tirajı daha makul çizgilere inerken yeni mizah dergilerinin de gün ışığına çıkma zamanıdır artık...Derginin bünyesinde yetişmiş, çiçeği burnunda günlerinin  ardından usta olduğuna inanmış (!) bir çok genç isim yeni dergilere, yeni sulara yelken açar zaman içinde....

İsimleri bir çırpıda sayılabilecek,

Nuri Kurtcebe, Engin Ergönültaş,  İrfan Sayar, Necdet Şen,
Atilla Atalay, Latif Demirci, Sarkis Paçacı, Hasan Kaçan, Galip Tekin,
Mehmet Çağçağ, Metin Üstündağ, Can Barslan, Behiç Pek,
Cihan Demirci, Mim Uykusuz, Gülay Batur, Özden Öğrük,
Ramize Erer, Gani Müjde, Tuncay Akgün, Bülent Arabacıoğlu...

ve daha onlarca  isim öyle ya da böyle  Gırgır ekolünün ve tabi ki huysuz ihtiyarın rahle-i tedrisinden geçmiş  mizahçılardır...

Bu isimlerin önemli yollarına mizah ve karikatürle devam ederken , bazıları başka alanlarda da öne çıkacaktır...

Kimse yadırgamasın bu detayları çünkü Oğuz Aral’ı andığımız bir yazıda  Gırgır’a büyük bir paragraf açmak   kaçınılmazdır...

Yazının başına dönersek ; yaşı 40’lara  ve daha yukarılara ulaşan bir çok kimse için bugün bile Oğuz Aral ismi ve bir dönemin Gırgır Dergisi bambaşka şeyleri çağrıştırır....

Milyonlarca insanın gençliğine vurulmuş mühürdür Gırgır Dergisi...

Hayatın bugünle kıyaslanamayacak kadar yavaş aktığı, teknolojinin her yeri kuşatmadığı 1970 ve 80’lerin Türkiye’si ve dünyasında  Gırgır bir çok kuşak için mizah dergisinin ötesinde değişik anlamları bünyesinde toplayan kült bir yayın organı, adeta oksijen çadırı olmuştur...

Küçük yerlerde  taşrada yeni sayısına ancak Cumartesi Pazar günleri ulaşılabilen Gırgır’a büyük şehirlerdeki okurlar bir iki gün önceden ulaşabildiği  için en büyük Cuma günü hediyesi olmuştur Gırgır Dergisinin yeni sayıları yıllar boyunca...

Oğuz Aral ve Gırgır Dergisi üzerinde bugün bile çok daha derinlikli araştırmalar, övgüler ve tabi ki eleştiriler de yapılmalıdır...

Çünkü Gırgır Dergisi’nin sayfalarında , eski sayılarında bir toplumun geçirdiği sosyolojik, kültürel, siyasal tüm değişimlerin adeta röntgeni vardır...

Mesela yıllar öncesinde yapılan bir yorumda Gırgır Dergisi de dahil mizah dergilerinin zaman içindeki hızlı tiraj kayıplarının analizini yapanlar şunu demiştir mealen ;

“Türkiye’de mizahçılar uzun yıllar boyunca hepimiz gibi yaşadı...
Yokluğun , bilemedin orta / orta alt sınıfın içinden geldiler...
Bu yüzden hayata dair espriler üretirken hepimizin hayatına dokundular...
Ne zaman ki Gırgır ve diğer mizah dergilerinin yazar çizerleri belediye otobüsünden, dolmuştan inip kendi arabalarının içine oturdular, sınıfsal bir sıçrama yaptılar, işte o andan itibaren  hayatımıza dokunan cümleleri de azaldı....” 


Bu söylenenlere katılmak ve itiraz etmek de mümkündür...
Dünyanın ve hayatın hızla evrildiği bir çağda , bugünden bakarak iddialı analizler, eleştiriler hatta suçlamalar da yapabilirsiniz Oğuz Aral’a da, Gırgır Dergisi’ne de ...
Arada haklı parantezleriniz de  olabilir...
Ama bütün bunlar içinden geçtiği zaman ve çağda milyonlarca insanın hayatına dokunan isimleri ve onlarla anılan çalışmaları , başta Oğuz Aral olmak üzere hakkını teslim ederek  anmanıza engel olmamalıdır...

Oğuz Aral’ın daha az bilinen yanlarından biri de anadolu'nun çeşitli yerlerinde pantomim gösterileri sergilemesi ve  yıllar önceki animasyon çalışmaları ve çizgi filmleriyle de Türk çizgi film sektörünün de ilk isimlerinden olmasıdır....

Alkol  ve tütünle geçmiş eski günlerin de etkisiyle hayatının son yıllarında ciddi   sağlık sıkıntıları yaşayan Oğuz Aral , 2004 yılının Temmuz ayında Bodrum’da tatil yaparken bir kez daha rahatsızlanır....

Bu kez durum daha ciddidir...

Rivayet odur ki Oğuz Aral, kendisini sedyeyle taşıyan doktor ve sağlık görevlilerinden verdiği eziyet için tekrar tekrar özür dilerken  
"Çocuklar, kusura bakmayın, ihale size kaldı galiba"
diyerek seslenir...

Hatta bir ara hafızasının yerinde olup olmadığını anlamak için nereli olduğunu soran doktora şu yanıtı verir Oğuz Aral;
İstanbul’luyum ama içinden.....

Oğuz Aral 2004 yılının 24 Temmuz akşamında Bodrum’dayken geride kalanlara   hoşçakalın   dediğinde 68 yaşındadır....

Huysuzluğu tamam da,
daha ihtiyar bile değildir öldüğü yaşta Oğuz Aral...

Oğuz Aral ve Gırgır Dergisi Türkiye’nin tarihinde bir köşe taşıdır...
Orada duracaktır daima...

Ölümünün 9. yıldönümünde huysuz ihtiyara bir selam da bizden olsun bu yazıyla...

( murat örem / 18 temmuz 2013 / ankara...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder