*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

6 Haziran 2016 Pazartesi

"kula bela gelmez / hak yazmayınca / hak bela yazmaz / kul azmayınca...."



çinde insanlar   uzlaşamadıklarında, aralarındaki hararet yükseldiğinde ,  kızgınlıklarını belirtmek için karşılarındakine şu cümleyi kurarlarmış  biraz da dolaylı biçimde

“ dilerim ki ilginç zamanlarda yaşayasın…”

anlaşılan metaforu , eğretilemeyi seven kibar adamlar şu çinler…!!!
ya da “intikam soğuk yenilen bir yemektir” fikrini şiar edinen adamlar…


oysa  memleketimizde birine çok kızdı mı böyle dolaylı incelikte kalınlıkta cümleler kurmaz kimse…daha ciğerden !!!  kurar cümleyi ve kitabın ortasından konuşur ve  pat diye şunu der ;

                        
    allah   belanı  versin  senin…!!!! ”   


bu cümlenin içinde negatif ve duygusal olarak  hiç  gelişmemiş dilekler vardır…hani çocuklar istedikleri olmadığında anne babasının ölmesini ister de sonra büyük bir korkuya kapılırlar ya…ve bir şeyler ters gittiğinde de hep bu dileklerinden sorumlu tutarlar kendilerini…hem de bütün ömür boyunca...


aslında, 
ömrü boyunca karışık bir yumak gibi dolaşan
milyonlarca insanımızın ruhsal çökkünlüğünün   temelinde
hep bu çocukluk günleri yatar..


bunu biz hariçten gazel atarak söylemiyoruz…
bilim söylüyor…


ha, derseniz ki bilim de ne kardeşim…bizim televizyonlardan habire anlatan mesir macunu misali her derda deva  ilim hocalarımız var, müşterileri de milyonlarca,  onlar bize bu işlerin böyle olmadığını  masal gibi anlatıyorlar...onlarca yıldır bilim bilim diye bu toplumu köklerinden kopardınız zındık yaptınız…bizi rahat bırakın…


biz de size en iyi bildiğimizi anlatmaya devam ederiz ve hiç geri adım atmadan şunu deriz…


evet kardeşim,
onlar hakikaten  masal  anlatıyorlar…

ama  
önce bilim var…

senin ilim hocaların da bilim biliyorsa
onlara da yer var…

ama önce bilim var…
önce bilim var…
önce bilim var…


ve bilim de şunu söylüyor;
insan önce çocukluğunun  toplamıdır…


bu kadar…
patlasan da çatlasan da bu kadar…

o rezil tv dizilerinde yalandan  zırlasan da bu kadar…
film olup gözlerini belertip insanları korkutsan da bu kadar…


çocukluk dediğin şey de önce ailedir…
anne babadır…
onların en yakınlarıdakidir…


ne ekersen ne biçersen önce onlardan gördüklerine bakarsın…
ailede öğrenmen için zengin olman, babanın fiyakalı bir işi olması gerekmez…ama kendine dair bir duruşu olması gerekir…bu değerlere sahip bir ortamda başladıysan hayatı okumaya,  istersen her gün çaya ekmek ban, sen zengin bir kültürün içine doğmuşsun demektir…kör inancın yerine aklı koymuş bir annenin evladı olmuşsan dindar da olsan, olmasan da önce insan olmayı öğrenirsin…

gerisi hikayedir…
evet, gerisi hikayedir…


çünkü ey insanoğlu / ey insankızı;

annen baban deden ninen daha otuz yıl önce  kara mozaik taşlı tuvalette defi hacet yaparken, sen bugün italyan  bilmemnesi  klozete  mabadını değdirdin diye, kaloriferli evlerde yayıldın diye  medeniyette onların  önüne geçmiş olmazsın…


daha gelişmiş bir insan hiç olamazsın…


anne babanın kuşağını geçmek bunlarla olmaz…

hurafelerden , sahte inançlardan ne kadar uzaklaşırsan o kadar olur…


içinde bulunduğun coğrafya ve dünya büyük bir hızla derin bir karanlık tünelin bağıra bağıra tam ağzına gelirken ne yaptığının ve ne yapmadığının farkına varmanla olur ey güzel insan…




bedri rahminin kayadaki balık resmini görmek istemeden, camilerini, tarihi kubbelerini ziyaret etmeden  önce ispanyadaki gaudy’inin evini göreceğim, ucuza tur bulacağım diye kıvranırsan sana da  güler aklı fikri yerinde olanlar...


ben her yıl kabirlerin başında, türbelerin içinde annemle babamla ablamla kardeşimle  katıla katıla ağlar bir yılın acısını atarım ruhumdan dersen bana,  ben de sana “çocukluğuna dön…çocukluğuna dön…çocukluğuna dön…oradaki derin kuyuyu bul ve aşağıya doğru bak…yüzleş tarihinle ve kapat o defteri…hiçbir hak din hele hele islamiyet ölülerden, türbelerden  medet ummayı önermez …derim…


sen bana  yarım aklınla   bilginle din  kitap, ahlak   dersi vermeye kalkarsan ben de sana   o kitabını benim gibi baştan sona kaç defa okudun…sokaktaki milyonlarca insanın dindarlığından farkın ne, hangi ayetin hangi hadisin neresinden haberdarsın da  din despotluğuna soyunuyorsun, çekil önümden kör cehaletinle derim……


bu söylediklerimi sen ya dinlersin ya da küsersin…




hayat bizi aynı göğün altında kardeş kılmış işte…
ölümlü ömrümüzü tamamlayıp gideceğiz…

iş ki yeni nefretler ekmeden gidelim…
iş ki yeni cehaletler ekmeden gidelim…

iş ki üç kuruşluk dünya malı için
iş ki üç kuruşluk dünya mekanı için
iş ki üç kuruşluk dünya bahtı  için
yüzümüzü kaybetmeyelim…

aklımızı kaybetmeyelim…
köklerimizi kaybetmeyelim…
geleceğimizi kaybetmeyelim...

ama hepimiz
haddimizi de bilelim…

ey dünyadaki insanoğlu/insankızı
kaldır kafanı da bir bak sağına soluna
ilginç zamanlarda yaşamak nasılmış gör…
çinlerin dileği nasılmış gör...

vatansız kalmak nasılmış bir gör..
cehaletin içine girdikçe girdikçe
yarınsız kalmak nasılmış bir gör…

ne der o unutulmaz dörtlük
“kula bela gelmez
hak yazmayınca …
hak bela yazmaz
kul azmayınca….”


“bir umudum da sende anlıyor musun ???”

gözlerinden öperim...

( murat örem / 06 haziran 2016 / ankara…)


-fotoğraf/arda erhan örem
kara kalem çalışma/maksut doğan/iş bankası kültür yayınları satış görevlisi
arda erhan örem’e hediye / 2010-

                                                                                 ****  

ezgi / müzik /  seferad ninnisi...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder