*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

23 Haziran 2016 Perşembe

fransa trenindeki hüzünlü italyan istasyonu...haber diliyle söylersek ; türk milli futbol takımı elendi…gönül diliyle söylersek; "milli takımımız elendi."



haber diliyle söylersek ; türk milli futbol takımı elendi…
gönül diliyle söylersek; milli takımımız elendi...

aylar önce bir mucizeyle son anda bindiği  fransa treninden ,
italya !!!  istasyonunda inmek zorunda kaldı  milliler…

-italya irlandaya yenilmeseydi, ki italyanlar yedeklerle çıkarak zaten yüzyılın ihanetini (!!!) yaşatmışlardı…mamma mia turco…hezeyanları nüksetmişti muhtemelen…

-macaristan şapkadan tavşan çıkarıp portekizi yenseydi, ki allah var  muhtemelen bizim kuşaktan hatta çocuklarımızın kuşağından bile  hiç kimse bundan sonra macaristanın portekize bir maçta üç gol attığını görmeyecek…adamlar daha ne yapsınlardı…

-almanya hovarda mirasyedi gibi golleri kaçırıp 1-0 ‘la yetinmeseydi…gomez atacağı her yeni golle beşiktaşın biraz daha uzağına düşecek olsaydı….

o olsaydı
bu olsaydı
ali ayşeyi sevseydi
fatma alinin aklını çelmeseydi !!!
türk milli futbol takımı elenmeyecekti….

öyle mi acaba ?

olan bitene  bu düzlükte  bakıp evet öyle diyenler için yazı burada bitti…
böyle düşünen okurlar da bu istasyonda inebilir…

inenler gitsin;  orta karar spikerlikten,  hamaset turbolu yorumculuğa terfi ettiğini sananların küskün hallerini seyretsinler….onun bunun afrasına takılsınlar…herkesten tek tek hesap soracağını söyleyenlerin  sallanan parmaklarına baksınlar….

oysa gerçek şu ;
mesela , elden gelin öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz der atalar…
mesela, el elin eşeğini türkü çığıra çığıra arar derler…
mesela taşıma suyla değirmen dönmez der  yine atalar…

daha da kitabın ortasından konuşan deyimlerimiz atasözlerimiz de vardır ama onları  okurun ferasetine ve argo dağarcığına bırakalım…

türk milli futbol takımı bu noktaya gelirken bile mental olarak çok ağır hasarlıydı zaten…ilk iki maçında da en ufak olumlu sinyal vermemişti. çek maçında da  bulutların arasındaki güneş anlık biçimde parladı  söndü…daha güneşi bulutların arasında görürken bile bazıları hemen parmak sallamaya başladılar…ayıp ettiler…o mikrofona küstüm diyenler, tek tek hesap soracağım diyenler…hepsi vardı…


dilimize tam manasıyla oturmuş kelimelerden biri de hazım’dır…

hazmetmektir fiilin kendisi….
ağır bir yemeği hazmetmeniz gerekir…
ağır bir yükü, acıyı hatta sevinci bile hazmetmeniz gerekir…
ayrılığı, kavuşmayı, yeniden ayrılmayı bile hazmetmeniz gerekir…

hazmetmesi zor olan gerçeklerdendir  para makam ve başarı da…
başarı bir tehdit sopası değildir…
kaldı ki başarının kendisi bile tartışılmalıdır kavram olarak…

dünyada ve ülkemizde spor alanında da  yeni bir rüzgar esiyor…
hakaret ve eleştiri  kavramları     birbirine denk ve kardeş tutuluyor…

oysa hakaret ve eleştiri hukuken  çok farklıdır…
evet aralarında bir geçişkenlik ve muğlak bir alan vardır….
ama bilenler aradaki ayrımı çok net olarak görebilir…

bir derste öğretmene;  anlattıklarınızdan hiçbir şey anlamadım diyebilir öğrenci hiç de hakaret amacı taşımadan…eğer anlattıklarının derinlik ve tutarlığından eminse aynı öğretmen de anlaman için zihnini yorman gerekebilir elindeki telefonla oynamak yerine cevabını verebilir…

öğretmen de öğrenci de birbirlerinden şikayetçi olarak hemen idarenin yolunu tutarsa çıkılmaz bu işin içinden…yoğun bir trafikte alnından şıpır şıpır ter akan trafik polisi plakanızı söyleyip buyurgan bir dille talimat verdiğinde size hakaret etmiş olmaz…bir markette görevliye şu etin hep yağlı taraflarını doldurmayın poşete dediğinizde onun kişilik haklarını ezmiş olmazsınız…

elbette tüm bunların da usulü vardır…
dil böyle bir iletişim içindir çünkü…

birden fazla insanın bir arada olduğu yapılar doğası itibariyle farklılık arz eder…
milletler en nihayetinde milyonlarca insandan oluşan organizmalardır…

bu yapılar içinde göz önünde olan işleri yapıyorsanız sıradan insanların yaşadıklarından farklı olur  yaşayacaklarınız…psikoloji ve sosyoloji bilimleri de bunun için vardır zaten…

türkiye gibi toplumsal mobilizasyonun baş döndürdüğü biçimde yaşandığı toplumlarda gerçekler ve kavramlar da alt üst olabilir…alt üst olan kavramlar  bireyleri de alt üst eder….

sürekli alt üst olan bireylerden oluşan toplumlar da huzur  bulamaz…

futbol dünyanın her yerinde büyük bir tören hatta daha ötesi…

bu törenin içinde aktör ve  sporcuysanız milyonlarca insan içinden seçilerek yükselerek gelmişsiniz demektir…seçilmek aradan sıyrılmak da bir başarıdır….ne demiştik başarıyı da hazmetmek gerekir…nasrettin hoca fıkrasında olduğu gibi kazan hep doğurmaz…ölebilir de…

seçilmenin, yıldız olmanın  nimetlerini tepe tepe kullanırken , paraya üne şöhrete ona buna ufkunuza göre doyarken, hasılı,  kazan doğururken iyidir…ama bu yükselme  beraberinde olumlu ve olumsuz manada hedef olmayı da getirir ve bunu bir eşiğe kadar tolere etmeniz gerektirir…

çünkü geldiğiniz yer  kıskançlık haset imrenme gibi duyguları da tetikler milyonlar üzerinde…ve milyonların tavrı  her zaman anında değişebilir…milyonlar, gökyüzüne de çıkarır bir anda,  yerin yedi kat dibine de batırır…

o zaman bu gerçeği bilerek yaşamanız ve üretmeniz gerekir…

milli takımın son dönemdeki yönetim anlayışındaki en büyük kusuru budur bence…bir bütün olarak ; hayatın bir terazi olduğunu unutmasındadır…kefelerin her an değişebileceğini bile bile bu gerçeği  reddetmesindeki tavrındadır… bu , yetişkin insan tavrı değildir…dünya görmüş, umur görmüş insan/ların  tavrı hiç değildir…kocaman insanlardan yetişkin tavrı beklemek hakkımızdır oysa…

daha önce de yazdık anlattık şunları…arthur ashee bir dönemin efsane tenisçisidir ve gepgenç yaşında küt diye kanser olup ölümü bekler hale gelir…sorarlar kendisine; “tanrıya neden ben diye sordun mu, sitem ettin mi?” diyegözlerini kısar ve şöyle der ; “tenise başlayan milyonlarca çocuk içinden en tepeye yükselirken sitem etmediysem…şimdi bunu demek ne kadar ahlaklıca sizce…”

bu cümle derslerde okutulması gereken bir cümledir…
yaşadığımız hikayenin denklemi ve terazisi  bu kadar basittir aslında…
tabi, görmek isterseniz….

( murat örem / 23 haziran 2016 / ankara…) 
        -fotoğraf/çizim/ dünya kupalarının en sempatik maskot ikilisi 
                 1974 federal almanya dünya kupası / tip ve tap...-













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder