*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

24 Haziran 2016 Cuma

bir "brexit" hikayesi..."bir oyunun ilk sahnesinde duvara asılı tüfek varsa oyun bittiğinde o tüfek mutlaka patlar" anton çehov



üzerinde güneş batmayan imparatorluk bir karar aldı…
hem de son kamuoyu araştırmalarını da ters köşeye yatırarak…
bu kararla  %52   oranındaki kitle    biz artık ab’yi istemiyoruz  dedi…


bu sonuca varanlar  bizce ateşle oynadı ve
üzerinde güneşin daha zor doğacağı
yeni  bir dünyanın da işaret fişeğini ateşlemiş
oldular…


ab projesi bir mutlaklık değildi/r elbette…
dokunulmaz da değildi/r…
ama ortada yarım asırdan fazladır  ince ince dokunan bir gergef vardı…
dünyanın sıklet merkezindeydi bu gergef…


şimdi büyük bir oyuncu ben yokum dedi…
belki daha laf ağzından çıktığı gibi pişman oldu ama…
gergef de bir yerinden yırtıldı yırtılacak…


türkiyede bu karar çoğunluk tarafından  büyük bir panik duygusuyla karşılanmamıştır…hatta nüfusun büyük kısmı içinden dışından “oh olsun/alın avrupa birliğinizi başınıza çalın “   bile demiştir…


zaten büyük çoğunluk bir gariptir…
her fırsatta avrupa düşmanlığı yapar , memleket güzellemeleri döşenir…
ama ilk fırsatta da uçağa atlayıp avrupada bir yerlere gitmeyi çok sever…
daha da çok sevdiği oralardan paylaştığı fotoğraflarıdır…!!!


italyaya gider romayı anlatır…
sonra İtalyanlar bizi yine sattı der…


fransaya gider eiffel’in tepesine çıkar…
sonra fransızlar tarihi düşmanımızdır der…


almanyaya gider milyonlarca olup çoğalır  oralarda…
ama almandan dost olmaz deyip kestirip atar…


bunları söyleyenlere  yaptıklarındaki çelişkiyi hatırlatırsınız…
sen de her şeye kusur bulma üç günlük dünyada deyip çemkirirler…
seslerini yükseltince yaptıklarını örtbas ettiklerini zannederler…


avrupa birliği konusunda da kafası karışıktır büyük çoğunluğun…
onlar/Avrupalılar  haçlı kafasını bırakmaz derler  her vesileyle…
ama ertesi gün parisin kaldırımlarını anlatırlar  kompleksle…


neyse…
biz konumuza dönelim…
ortada somut bir durum var…
ab projesi büyük yara aldı…
daha da alacak…


türkiyenin de bu gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değil…
dünyanın her yerinde daha içe dönük daha hamasi politikalar kitlelerden çok büyük destek alacak artık…


ırkçı sağ diyebileceğimiz yükselen dalga uzunca bir süre önüne ne bulursa katıp götürecek…


demokrasi, çok seslilik, çok kültürlülük, toplumsal hoşgörü, 
insan hakları, dini hoşgörü eşiği gibi kavramlar   
ilk ve en büyük darbeyi yiyenler olacak 
ve bu dalganın köpükleri arasında kaybolacak gün gün....


batı bir blok halinde kendi içine kapanmasını hızlandıracak…
radikal unsurlar ağır basacak her tarafta…
bütün bunlar olmasına olacak da bu konulara yıllardır kafa yoranlar olan bitene şaşırdı mı, olacaklara şaşıracaklar mı…maalesef  hayır…


etki tepkiyi doğuracaktı karşılıklı biçimde çünkü…
etkiler de tepkiler de  bir büyük kurgu üzerinden  zihinlere nakşedildi zaten…
bu da doğru…


batı dediğimiz gerçeklik,  pir-u pak değildir…
ama doğu da,  sütten çıkmış ak kaşık değildir…


gergin iklimde bu gerçekleri görüp söyleyenlerin de sesi duyulmayacak…
bizden misin ondan mısın sorularının sığlığına inecek çok şey…


ilerleyen günlerde bu konuyla ilgili  yazılar ve demeçler de göreceğiz…


oysa yalın bir gerçeklik var ; ab bir şemsiyeydi…
bütün şemsiyeler gibi gücü , alanı ve direnci belliydi ama bir şemsiyeydi….


bu şemsiyenin altında daha iyi hissediyordu kendini demokrasi kavramı, kültür sanat kurumları , insan hakları dernekleri ve milyonlarca insan…


bu şemsiyeyi tutan  t/ellerden birinin ben artık yokum demesi elbette keskin  sonuçları olan ve olacak bir süreçtir…


ve böylesi süreçler inanın çok ama çok özenli yürütülmesi gereken dönemlerdir…

iki insanın boşanma anında bile  tarafların akrabalarının  edeceği tek laf süreci çok daha suhuletle götürmeyi de sağlar, katarı darmadağın da edebilir…

dünyanın her yerinde mektep medrese görmüşlerin bu iş yalnızca siyasetçilerin diplomatların işi demeden olan bitene kafa yorması elzemdir…


bunu yaparken de
vatandaş bile olsa
kimse kahvehane ağzıyla
cümleler kurmamalıdır…

çünkü yine İngilizlerin sözüdür
çıkarken hiçbir kapıyı çarpma
tekrar dönebilirsincümlesi…

( murat örem / 24 haziran 2016 / ankara…)
               -ilustrasyon / İngiliz gazeteleri-


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder