*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

14 Haziran 2016 Salı

"insanlar ışığı görmezler...ışıkla görür insanoğlu..." ımmanuel kant...



bir baba  yıllar boyunca, evladının  mental, ruhsal ve fiziksel gelişimi için kılını kıpırdatmazsa,  zamanını   emeğini   parasını  esirgeyip evin içinde kendine babalık  hükümdarlığa  kurarsa,  bir yandan da  atomu parçalayan bilim adamı edasıyla    bu evlat gelecekte başımıza çok iş açacak, sorumsuz biri olacak    diye laflar ederse ve o evlat yıllar boyunca   kendini değersiz hissede hissede  gerçekten büyük sorunlar yaşayan  ve sorunlar yaratan biri olursa ; 

bu baba
geleceği görmüş mü olur
yoksa beklenen karanlığı
kendi bencilliğiyle
hazırlamış mı olur…

evlerden ırak olası bu baba
her şeyi öngören ulu bir kişilik midir
yoksa sonucu nedenleriyle hazırlamış
beş para etmez biri midir …


bir anne,  çocuklarının yalnızca  fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak için çırpınırken, insan denen canlı türünün çocuk da olsa en büyük açlığının duyguyu fikri ve düşünceyi paylaşmak olduğunu ısrarla  dikkate almayıp  kendini evlatlarıyla birlikte geliştirmezse, yanı başındaki adamın uyarılarına da kulak ve akıl tıkarsa ve bir yandan da  evdeki herkes bir  gün  beni yalnız bırakacak  diye korkarsa,  bu korkusunu yerli yersiz cümlelere dökerken değişmek için de zinhar çaba harcamazsa, o çocuklar bir gün büyüdüklerinde zihinsel paylaşımlar bulamadıkları için annelerinden  hakikaten daha da uzaklaşıp  anneyi  yapayalnız  bırakırsa ;  

bu anne  geleceği   
çok önceden görmüş mü  olur
kahırlı yarınları

hazırlamış  mı olur…


şimdi bu anneyi
geleceği pek güzel öngördüğü için
kutlamak mı gerekir…


bu durumda çocuklar 
babayı mı tercih etmişlerdir
yoksa yalnzca
anneyi tercih etmemişler midir... 

 
bir kadın / adam bir sevdada  bir  aşkta,  güzellikleri  olumlu olanları dile getirmek yerine , harcanan  samimi emeklerin hep daha fazlasını şuursuzca isterse,  içten çabaları ve ortak gelecek planlarını bile  acaba  her şeyimle kullanılıyor muyum duygusuyla  habire karşı tarafın kursağında bırakırsa,  eşyaya ,  paralara ve  cahil insanlara kendi hayatından ve kendi kararlarından çok çok  daha fazla anlam yüklerse, demlenecek bir çayı , yapılacak salatayı bile iktidar kavgasına çevirirse , bir taraftan da  ya gelecekte ihmal edilirsem, unutulursam, eskisi kadar sevilmezsem korkusunu her daim zihninde taşıya taşıya diline  de dolarsa  ve bir gün tüm bunlardan dolayı  gerçekten artık karşı tarafın da hevesi kaçarsa ve bu kadının / adamın öngörüleri !!!  ve korkuları gerçek olursa

bu kadının / adamın
gelecek kehaneti
tutmuş mu olur

yoksa o kadın/adam
kendi kehanetini
bile bile çağırmış mı olur…

bu kadın /adam geleceği öngörmüş müdür
yoksa geleceği  adım adım örmüş müdür


bir toplum,  bu dünyanın  en muhteşemi biziz efelenmesinden , en küçük bir bahaneyle bizden adam olmaz abicim saçmalığına savrulursa, en basit spor müsabakaları bile ölüm kalım savaşı diye ruhlara şırınga edilirse, gazlı içeceğinden tutun da elektronik şirketine varıncaya kadar her bir ticari marka bu içi boşaltılmış duygu balonundan kendine pay çıkarmak için arabeskin dibi olan reklamları piyasaya sürerse  ve aynı toplum bir taraftan da çok derin bir kimlik arayışının  içinde kıvranırken halini göre göre  parmağını bile kıpırdatmazsa ve  ekonomide kültürde sanatta diğer ülkelerle arasındaki makas günden güne  ışık hızıyla aleyhine açılırsa  ;

kusurlu ve suçlu olan 
hayatın her alanında
ilerleyip gidenler midir  

yoksa
kendi kendini
derin bir yalnızlığa iten,
emek harcamadan  şişinmeye
çok meraklı olanların 
kendisi midir ?


bu soruların ve bu cevapların hiçbiri birbirinden bağımsız değildir…
bu soruların da cevaplarının da hepsi,  birbiriyle ilintilidir…


görmek isterseniz görürsünüz…
görmek istemezseniz masallar dinlersiniz…

siz ağzı açık halde ben yalnızca masal dinleyeceğim dedikçe
size masal anlatacak birileri her zaman bulunur…

oysa deforme edilerek tekrarlanan masallar
tütün ve alkol bağımlılığı gibidir…

aradan belirli bir zaman geçtiğinde
siz içmek istemesiniz bile
bünyeniz ister…ruhunuz ister…bedeniniz ister…
o nikotini…

o alkolü…

o masalları…



bu döngüyü kırmak çok zordur…
bunu çok istemeniz de yetmez…
önce kendinizle yüzleşe savaşa yüzleşe savaşa
büyük bir kararlılık içinde olmanız gerekir…

kendinle yüzleşmek  
aynanın karşısına geçip
sinekkaydı sakal tıraşı olmaya 
after shave sürmeye,
kaşlarını almaya
deriyi gençleştiren  
kremler sürmeye
benzemez…

ne acıdır ki 
hiç ama hiç benzemez..
ve çok daha meşakkatlidir...
        
( murat örem / 14 haziran 2016 / ankara…)

-fotoğraf/umur örsan örem/2013/viyana/budapeşte/bratislava-


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder