*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

19 Haziran 2016 Pazar

anneler varlıklarında sorgulanır…babaların varlıkları yokluklarında görünür…iş buraya geldiyse gün çoktan batmıştır.... "o sesiz gemidedir" baba artık...



                          ***samimiyetleri kusurlarından fazla olan  bütün iyi  babalara...
                                babalarının yanında olan bütün yürekli evlatlara…

                                "kör kibirleri" yüzünden babalarına dair keşkeleri çok olanlara...
            
dünya film endüstrisinin en kült filmlerindendir “ kramer kramere karşı…”
1970’lerin sonunda  abd’de vizyona girdiğinde çok ciddi bir gündem yaratmıştır…

filmin adı kramer ailesinden gelir…
bugün bile efsane olan  dustin hoffman ve merly streep başroldedir filmde…
bir de filmin temel karakteri bir küçük kramer olan  evlat vardır…

filmin arka planında görünense,  yükselen şımarık dalga olan feminizmin nesnel biçimde sorgulanması ve ayın karanlık yüzünü de göstermeye çalışmasıdır…bu konuda film boyunca senarist ve  yönetmenin de söyleyecekleri vardır çünkü…

hikaye basittir aslında ;
bir evlilik bitmenin eşiğindedir…

annenin  bir süredir kafası karışıktır…
gitmek ister kalmak ister…

kalırken dayatmak ister…
giderken kanırtmak ister…

baba bir babadır işte…
1970’lerin abd’sinde orta sınıfın bir üstüne çıkmak isteyen babadır…
eviyle çocuğuyla karısıyla görünürde bir meselesi yoktur…
zamparalığı yoktur…
şiddeti yoktur…
iti kopukluğu yoktur…

evet biraz mesleki hırsı vardır babanın…
ama o da kendisi için değil ailesi içindir…
dolayısıyla evde mesele yoktur baba için…
öyle sanmaktadır..

daha da önemlisi
içten yanmalı
dıştan kanırtmalı
kadın huysuzluğu
karşısında
bütün erkekler gibi düz biridir baba…
anlam veremez olan bitene uzunca bir süre…

bir gün anne gider…
mutsuzdur çünkü…
eh, anne mutsuzsa ,
mutsuzların sayısını artırmak gerekmektedir !!!

anne gidince baba tek haneli yaşlarını süren oğluyla küt diye başbaşa kalır…
sabah kalkılması gerekmektedir…
yumurtanın pişirilmesi gerekmektedir…
oğlan için tostun hazırlanması gerekmektedir…
evladın okula bırakılması gerekmektedir…
bir taraftan da iş hayatında ayakta kalmak gerekmektedir…

film tüm bu detayları ilmek ilmek işler…
dakikalar ilerledikçe baba evlat kramerler arasındaki ilişkinin gergefine adım adım yaklaşır senarist  ve yönetmen…oyuncular da elhak, çocuk da dahil, ustalıklarının şahikasına varır filmde…

mesela bir sahnede evlat yemeğini yemek istemez baba ısrar eder…gerilim tırmanır…masada yemek artıkları vardır…oğlanın ağzı burnu doludur…hepimizin çocukluğunda yaptığı gibi adeta o biber dolmasının kabuğunu yutmak veya kusmak arasında gidip gelmektedir

sinirlenir baba kramer…
direnir oğlan…
o üç beş dakikalık gerilimi müthiş verir yönetmen..
ve sonra birden sulh olur aralarında…

alttan alta hep şunu da anlatır bir yandan bu diyaloglar…
baba ve evlat arasındaki her gerilim
aslında bir sonraki günün
çok güçlü bağlantı ilmekleri olmaktadır

evlat ve baba yaşadıkları her gerginliği aştıklarında birbirlerini tanıyarak daha çok sevmeye daha çok anlamaya başlarlar karşılıklı…

filmde bunu dakika dakika görürsünüz…
hele hele bir babaysanız ruhunuzla okursunuz her şeyi…

öte yandan evi terk eden  kafası karışık ve kronik mutsuz  anne boş durmaz…
evladını mahkeme kanalıyla almak için bin takla atar…
şahitler bulur, yalancı dolma misali…

mahkeme salonunda  imitasyon inci tanesi misali gözyaşları döker…
belki de  samimidir bu duygularında…

ama samimiyet akıl değildir…
samimiyet iyi ebeveynliğin ilmuhaber kağıdı  hiç değildir…

bu arada baba geçen her gün evladına daha çok bağlanmıştır…
evlat babasını daha çok keşfeder olmuştur…

ikisinin de kabusudur mahkemeden çıkacak anne lehindeki  velayet kararı…
sonsuza dek kopmak zorunda kalacaktır babayla oğul…

ve gel zaman git zaman mahkeme karar verir…

çocuk annede kalacaktır…
anne emanet inci taneleriyle  
gözyaşlarını velayete !!!!    
çevirmiştir…

her şey yeniden alt üst olur…
baba burada da istisnalar hariç ,
neredeyse bütün erkekler gibi düz bir akıl yürütür…

mahkeme bir karar verdiyse
yalansız dolansız,
duygu sömürüsüz  
ağlamasız zırlamasız
bu karara uyulacaktır…

ve mahkeme anne demiştir…
oğul anneye kalıcı olarak gitmek istemese de özlemiştir annesini de …
sekiz dokuz yaşın en doğal halidir bu…
yangından kaçan tilki misali alır gider oğlunu anne…


tabi bu arada özellikle mahkeme sahnelerinde 1970’lerin çiğ feminizm atağının aşil topuğuna ince ince!!! çalışmaktadır yönetmen 

neden çocuk sorgusuz sualsiz anneye verilir sorusunu gündeme getirmekte zırt pırt ağlamayı başaramayan babaların da mağdur olabileceğine dair  göndermeler yapmaktadır…

ama bunu asla kör bir erkek tarafgirliğine bulamaz film…
filmin sahiciliği ve ölümsüzlüğü de bu nesnellikten gelmektedir zaten…

anne ve oğlu yeni bir hayat kuracaklardır artık…

anne evden ilk gittiğinde babasına annem yumurtamı şöyle yapardı, kazağımı böyle giydirirdi diyen oğul bu kez annesine kurar aynı cümleleri  biz babamla şunu da yapardık böyle de eğlenirdik diye diye çok daha derinlikli olarak…

ve filmin sonlarına doğru, evladını mahkeme kararıyla yanına alan  anne,  babayla görüşmek buluşmak istediğini söyler…buluştuklarında yine o ağlak surat vardır annenin heybesinde…

kadınların ağlak suratı dünyanın her yerinde her zaman erkekler için önemli bir kurt kapanı olmuştur…dünyanın en kaba erkeği bile bu ağlak surat karşısında genellikle mantığını kaybetmede ustadır…!!!

hasılı kelam…
biraz espriyle mealen söyleyip egzajere edersek anne şunu der babaya….
“evet mahkeme oğlumu bana verdi…
ama oğlumuz gönlünü sana, babasına  vermiş…
artık evladınla yoluna devam edebilirsin…
ben aradan çekiliyorum…

ayladır yıllardır onca katmerli acıyı anne nedeniyle yaşayan baba , bu cümleyi duyduğunda kadının gelgitine inat yine de şöyle bir osmanlı tokadı aşketmez anneye…annenin o çiğliğine…o bitmek bilmeyen  öç alma güdüsüne…nefret kusmaz…

evliya gibi bir kocadır…
bütün olayları yaşamamış gibi hala  anneyi teselli etmeye çalışır…

baba ve oğul kramerler 
yeniden aynı evin içindedirler artık…

anne boyundan büyük bir işe kalkışmış…
ilk yarıyı da  üç sıfır !!!  önde kapatmıştır…
ama maç doksan dakikadır…

feminizmin,
kutsal annelik masallarına yaslanan 
peşin hükümlü hakemleri varsa
bazı babaların da
çok iyi baba olma
çok hakiki baba olma
gibi hasletleri vardır…

maç bitmiştir…
baba oğul kramerler yeniden omuz omuza  bir yola giderlerken, artık çoktan
eski bir kramer olan anne,  yine yeni yeniden gözyaşlarını pazara çıkarmaktadır…


ve film biterken anlarız ki 
annenin mutsuzluğu 
dış etkenlerden değildir...

anne evliyken mutsuz olmuştur, 
boşanmış mutsuz olmuştur, 
bir başka ilişkiyi denemiş mutsuz olmuştur
çocuksuz kalmış mutsuz olmuştur, 
çocuğunu  mahkeme kararıyla almış
ama yine mutsuz olmuştur...!!!


baba kramer ne yapsındır...
oğul kramer ne yapsındır... 
anne yapacağının en fazlasını 
zaten en çok  kendine yapmıştır  !!!! 

                                                        ***
okurlara hususnot ;
kramer kramere karşı filminin ardından amerikada yer yerinden oynar…boşanmaların ardından doğal suçlu görünen babaların sesi daha gür çıkar…hukuk ve kamuoyu boşanmalarda annelerin otomatik velayet !  haklarını gözden geçirir…feminizm bir kağıttan kulesini daha rüzgara kaptırır …

abd’deki mahkemeler de,   
babalar da boşanmalarda çocuklarını talep ettiklerinde 
“hadi ordan adamın güleceğini getirme…
sen zavallı bir erkeksin…
kutsal annelerin !!!! karşısında 
aciz bir yaratıksın....
haddini bil erkek soyu ....”  
demekten vazgeçer…


dünya ülkelerinde gösterime girdiğinde de aynı etkiyi yapar film…belki zamanında haklı bir gerekçeden yola çıkan feminizmin ve  gözünü intikam bürümüş kadınların da mazlumluktan zalimliğe ne kadar kolay evrilebileceğini görür hukukçular, gazeteciler, sıradan insanlar…

eh bir film de ancak bu kadarını başarabilir zaten…aradan geçen 40 yılda hala eskimemiştir kramer kramer’e karşı filmi…inanın eskimeyecektir de…

evli de olsanız, boşanmış da olsanız, boşanacak da olsanız, evlenecek de olsanız, çocuk da olsanız , ergen de olsanız  günün birinde mutllaka oturup izleyin bu filmi…

isterseniz sonra yine konuşuruz….

 ( murat örem / 19 haziran 2016 / ankara ) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder