*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

10 Kasım 2013 Pazar

çocuktum, kitaplarla doluydu dört yanım....

         Çocuktum….
         Severdim kitapları…
         Dört yanım kitaptı, öğretmendi,  okuldu….
         Anne babamın öğretmen arkadaşlarıydı….

         Batı anadolunun kendi halinde ilçesinde geçerdi günlerimiz…
         Milli bayramlarda ilçe stadyumu şenlik yeri olurdu…
         Törenler, şiirler, halkoyunları, insanlar insanlar…

     Cumhuriyetin 50. Yılını hala hatırlarım okul öncesindeki  çocuk olarak…
         Bayramları, törenleri hala tek tek hatırlarım…
         10 Kasımları hatırlarım kasımpatlı okul koridorlarıyla…

         Çok şiirler okudum…
         Yazılar yazdım….
         Şiir oratoryoları yönettim yıllar içinde…

        
         Aklını fikrini düşüncesini okuduğu her yazı ve kitapta sorgulayan ve kendisiyle yüzleşmeyi göze alan herkes gibi çok yollardan geçtim ben de…

         Çocukluğumun tek lideriydi Atatürk…
        
Ortaokulda öğrenciyken,  törenlerde asılsın diye koli içinde okullara onlarca gönderilen orta boy Atatürk resmini istediğim müdür yardımcısı kırmamıştı beni …

Ata ocağımdaki kitaplığın kapağında hala durur o resim…

Lisede yakasında Atatürk rozetiyle dolaşan  bir genç adamken ben, Milli Güvenlik derslerinden birine giren İstanbullu asteğmenin yakamdaki Atatürk rozetinden  yola çıkarak müstehzi bir ifadeyle bana seslendiğini hissettiğimde  cevabım çok net ve çok sert olmuştu ; Siz değil misiniz ?

Herkesin emir komuta zinciri içinde Atatürkçü olduğu yıllardı ama o rozeti İzmir Garajından alırken ben hiç aklımdan geçmemişti o gruba dahil olmak…

Hayatta bir çok şeyi yanlış yapmışımdır elbette ama işim görülsün beklentisi içinde tek bir adım bile atmadım, hiçbir gruba, derneğe, sendikaya hatta bir kahvehane kapısından  bile beklentiyle içeri  girmedim…

         Üniversite yıllarım 12 Eylül silindiri gölgesinde geçti benim de…
         Atatürk diye diye memlekete ne yaptıklarını birlikte yaşadık…
         
 Nadir Nadi’ye bile “Ben Atatürkçü Değilim  dedirtmeyi başarmışlardı.
         Anlayanlar için Nadir Nadi eğretileme yapıyordu elbette…

         Atatürk’ü her zaman çok önemsedim…
        
Bağnazlığın betonlaştığı  bir coğrafyanın tam dibinde yaptıklarının ve  Türkiye Cumhuriyeti eserinin tam anlamıyla mucizeye denk geldiğine hep inandım…

         Bir çok sembol gibi Atatürk’ün de  arkasına sığınan alçaklardan da her zaman nefret ettim…

      Atatürklü dönemi okuyup öğrendikçe,  eleştirdim de yapılanların ve onun yaptıklarının da  bir kısmını…

         Yetersiz de gördüm…

         Fakat,
okudukça yaşadıkça yaşlandıkça yaş aldıkça
baba oldukça gördüm ki;
bir insanı değiştirmenin bile mucize olduğu bir toplumda
kocaman milyonları değiştirmenin adı mucize…

     Bunu gördükçe gördükçe o sevdiğim Atatürk yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla  daha bir daha bir büyüdü gönlümde…

         Sarı saçları mavi gözleri şusu busuyla değil…
        
Aklıyla büyüdü…
         Gönlüyle büyüdü…
         Yaptıklarıyla büyüdü…
         İnsanlığıyla büyüdü…
         Hatta insanı zaaflarıyla büyüdü…
          

         Çocuktum…
         Kitaplarla doluydu dört yanım…
         Okuduğum ilk şiirlerdendi aşağıdaki …
         1970’lerin ikinci yarısı olmalı…

         Bugün 2013’ün 10 Kasım’ında bir kez daha okudum aynı şiiri…
         Aradan geçen 40 yılda ne çok şey değişmiş demeyin…
         Aradan geçen 40 yılda çok geriye düştük demeyin…
       
       Atatürk’ü anlama çabasını Anıtkabir’e yapılan ziyaretçi sayısının artmasıyla sınırlı tutmayın…

         Çetin Altan’ın deyişiyle “enseyi hiççç karartmayın..”

      Türkiye çok uzun yıllardan sonra emir komuta zinciri içinde değil, gardrop şucuları bucularıyla değil gönlüyle , aklıyla , kalbiyle tanımaya başlıyor Atatürk’ünü…

    Türkiye çok uzun yıllardan sonra cumhuriyetin ne büyük nimet olduğunu yaşaya yaşaya anlıyor…

         İnanın çok şeydir….
         Tarifsiz şekilde çok şeydir….

         ( murat örem / 10 kasım 2013 / ankara…)
        
         Atatürk'ten Son Mektup

Siz beni halâ anlayamadınız.
Ve anlamayacaksınız çağlarca da...
Hep tutturmuş 'Yıl 1919, Mayıs'ın 19'u' diyorsunuz.
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz.
Mustafa Kemâl'i anlamak bu değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Bırakın o altın yaprağı artık,
Bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
Siz bana, neler yaptınız ondan
haber verin.
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin?
Mustafa Kemâl'i anlamak yerinde saymak değil.
Mustafa Kemâl'in ülküsü, sadece söz değil.

Bana, muştular getirin bir daha,
Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan..
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı?
Mustafa Kemâl'i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.


Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
Halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz.
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın!
Uluslar, keşife çıkıyor, uzak dünyaların..
Mustafa Kemâl'i anlamak gözboyamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil..


Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız;
Laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.
Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar..
Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar...
Mustafa Kemâl'i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.


Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü..
Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,
Birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken.
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen?
Mustafa Kemâl'i anlamak itişmek değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla.
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla.
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister,
Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter!
Mustafa Kemâl'i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil...

Halim Yağcıoğlu


2 yorum:

  1. Böyle bir evladımız olduğu için mutluyuz,gururluyuz.Sizi de evlatlarınız mutlandırsın ve gururlandırsın.İnşaallah.
    Annen-Baban

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir ana babaya sahip olmak da daha az bir gurur değil kesinlikle....

      oğlunuz / murat örem....

      Sil