*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

27 Mayıs 2013 Pazartesi

necip fazıl kısakürek ; " uzun çile dönemlerinden geçerek derin bir huzur limanına ulaştığına inanan kalem ve kelam ustası"





“ Üstad, çoktan beri ziyaretinize gelmek istiyorum.

Ancak ben, sizden çok uzakta oturuyorum.(...)

Kültür Bakanlığı büyük ödülünü kazandığınız için sizi candan kutlarım.

Bu ödülü almakla Kültür Bakanlığını onurlandırdınız(...)

İnşaallah yüzüncü yaşınızda da sizi tebrik etme bana kısmet olur.

Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı için  bir yazı rica ediyorum.(..)

Ziyaretinize geleceğim.

Yolunuz düşerse bir gün sizi vakfa da misafir etmekten şeref duyarım.

Neslihan Hanımefendiye lütfen saygılarımı bildiriniz...

 Her zaman dostluklar...”



Aziz Nesin

Nesin Vakfı / İstanbul





Aziz Nesin’in mektubunda ‘üstad’ diye hitap ettiği, ölümünün 30. yıldönümünde bir kez daha hatırlanıp anılan  Necip Fazıl Kısakürek...



Yıllar yılı, farklı düşüncelere sahip  yazar ve düşünürleri birbirlerine ilanihaye düşman kardeşler olarak görmeye o kadar alıştırıldık ki böyle bir mektuptan haberdar olmak  bile çoğumuzu şaşırtıyor...



Necip Fazıl, her şey bir yana bu toprakların, Türkçenin has şairlerindendi ve kendi deyimiyle uzun çile dönemlerinden geçerek en sonunda derin bir   huzur limanına ulaştığına inanmıştı...



Yıllarca adıyla anılan Büyük Doğu, Necip Fazıl’ın dünyaya siyaseten baktığı yönün de karşılığıydı  ve  bunun da bedelini ödemişti...



Tıpkı Cemil Meriç gibi, Nazım Hikmet , Mehmet Akif, Sabahattin Ali Rıfat Ilgaz , Aziz Nesin ve yüzlerce diğer isim gibi ...



Bu isimler dünyaya birbirlerinden  farklı yerlerden bakmıştı yaşarken  ama ne yazık ki onlara çektirilen çileler hepsini  ortak bir acının isimleri yaptı geçmişte...



Bundan 30  yıl önce 25 Mayıs gününde 80  yıllık ömür çilesi  bitti Necip Fazıl için de...Geride onlarca kitap , yüzlerce şiir, birbirinden iddialı fikirler, ideolojiler  kaldı...



Necip Fazılı diğer şairlerden ayıran çok önemli bir özelliği de yazdığı şiirleri sesiyle etkileyici biçimde  yorumlamasıydı...



Yazılı kültüre mesafeli  duran bir toplumda,  bunca eseri ortaya koyan   Necip Fazıl’ın durumunu yalnızca kararlı ve  hatta inatçı kişiliğiyle açıklamak yetmez...



Çalışmak, inanmak ve adanmışlık duygularını da görmek gerekir...



Necip Fazıl da , edebiyatçıyı  yalnızca  ideolojisine bakarak sevme veya reddetme’  refleksinden payına düşeni aldı her zaman...Aynı Necip Fazıl 1960 darbesinden sonra   -iki ismi bir arada görenler şaşıracak ama-    kendisinden 20 yaş genç olsa da o dönemin de usta kalemi Çetin Altan’a da şunları yazmıştı;



“Çetin,

"Hürriyet" isimli bir yazını okudum.

Seni tebrik ederim.

Arada, ruhuna nûranî mânalar inebiliyor.

Böyle söylediğim için kusuruma bakma!..

Beni ve sana karşı fikirlerimi bilirsin...

 Beni sorma; zindandayım!..

Bu kadarı kâfi değil mi?..

Bir gün beni görmeye değecek kadar maziden mâna ve hatıra taşıyorsan gel!..

Sana Haktan gerçek selamet ve saadet dua ederim.”



Necip Fazıl Toptaşı Cezaevi – Üsküdar





“ Ahşap ev; camlarından kızıl biberler sarkan!  

 Arsız gökdelenlerle çevrilmiş önün, arkan!

Kefensiz bir cenaze, çırılçıplak, ortada...      

 Garanti yok sen gibi fâniye sigortada!

Eskiden ne güzeldin; evdin, köşktün, yalıydın!

 Madden kaç para eder, sen bir remz olmalıydın!..”



diyen de aynı Necip Fazıl Kısakürek’tir...



30 yıl önce 80 yaşın kapısından içeri girmeye  bir gün kala  geride kalanlara veda eden  Necip Fazıl Kısakürek , 20. yüzyıl Türkiyesi’nde derin  iz bırakmış , adı etrafında büyük kutuplaşmalar yaşanmış , Türk edebiyat,  düşünce hatta siyaset dünyasında çoğu zaman kendi başına akan cazibe ve güç merkezi bir ırmak olmuştur...



26 Mayıs  1904’te doğan ve  çocukluğunu büyükbabası  Maraşlı Kısakürekzade Hilmi Efendi’nin konağında geçiren Necip Fazıl’a göre ,  bu konak  bir çok yönüyle  ilham kaynağı olmuştur...



Doğumundan 70 yıl sonra  yayımlanan “O ve Ben” isimli kitabında hastalıklarla geçen çocukluk günlerini şöyle yazar Necip Fazıl; “Alnımda hala soğuk bezler hissetmekteyim. Keskin bir sirke ve hasta kokusu… evet, alnımda sirkeli bezler… Ateşimi alsın diye… Bütün çocukluğum, ilk çocukluğum hastalıkla geçti. On-on beş yaşıma kadar, bir çocuğun çekmesi mümkün ne kadar hastalık varsa hemen hepsini çektim



Şair ve edebiyat araştırmacısı Ahmet Oktay çocukluk dönemi hastalıklarının Necip Fazıl’ın ruhsal dünyası ve gelgitleri  üzerinde belirgin ve kalıcı  etkiler bıraktığını yazmıştır…



1921 yılında Felsefe  öğrencisi olan Necip Fazıl için daha sonra Fransa’daki Sorbounne Üniversitesi günleri başlar...Necip Fazıl Fransa günlerini : “Aylarca şehrin gündüzünden habersiz bir gece yaşayışı… Oteldeki odamın aynası karşısında, yanaklarımı tırnaklayarak döktüğüm gözyaşları… Çok defa otelin sabah kahvaltısından ibaret günlük gıda…diyerek anlatmıştır...



Yaşayıp hissettikleri Necip Fazıl’a unutulmaz “Otel Odaları” şiirini de yazdırır...Yaşamını ağırlıklı olarak yayıncılık ve yazarlıkla sağlayan Necip Fazıl, 1940’larla birlikte iç hesaplaşmasında ciddi bir dönüşüm yaşar.



Artık daha inançlı daha kararlı ve keskin bir Necip Fazıl vardır.....



Bir dönem Ağaç dergisini de çıkaran Necip Fazıl’ın adıyla özdeşleşen unutulmaz dergi  Büyük Doğu  olur . Büyük Doğu, aynı zamanda Necip Fazıl’ın dünyaya siyaseten baktığı istikametin de karşılığıdır ve  bunun siyaseten bedeli de  vardır...



Necip Fazıl’a göre şair, bilerek veya bilmeyerek yaradanı arayan insandır.



Necip Fazıl, aynı zamanda Türk edebiyatının ve siyasetinin, istediği zaman tam merkezinde olmayı başarmış  ismi olduğu için sevenleri ve sevmeyenleri de keskin olarak ayrılmıştır birbirinden çoğunlukla...



1980 yılı başında Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü alır Necip Fazıl... Türk Edebiyatı Vakfı kendisine Şairlerin Sultanı ünvanını verir....Aradan yalnızca aylar geçtiğinde  12 Eylül  1980 darbesinden Necip Fazıl da bir kez daha payına düşeni alır...Uzun bir dönem ev hapsindedir...



25 Mayıs 1983 tarihinde son nefesini verdiğinde seksen yıllık ‘çile’  biter Necip Fazıl için de...



O da , Asude bahar ülkesindedir artık ...



Necip Fazıl Kısakürek de Türkiye’nin tarihindeki ‘edebiyatçıyı, sanatçıyı yalnızca  ideolojisine bakarak çok sevme veya  peşinen reddetme’  refleksinden ve  insan olmaya dair zaaflarının  bohça gibi ortaya dökülmesinden  payına düşeni almıştır demek yanlış olmaz...



Hayatındaki med cezirlere bakarak bir insanı veya insanları, edebiyatçıları, sanatçıları  kendinize yakın ya da uzak hissetme hakkınız vardır...



Ancak siz yakın hissediyorsunuz diye bir çakıl taşı zümrüte dönüşmediği  gibi , yıllanmış bir kehribar da  siz sevmiyorsunuz diye alelade bir plastik muamelesi görmez...



Sanatçılar, edebiyatçılar, düşünce insanları toplumun ortalamasının dışında ve farklı şeyler söylerken büyük iç hesaplaşmalar ve çelişkiler de yaşayabilir...



Aslolan bunu da görebilmek anlayabilmek ve birbirinden ayırabilmektir....



Ölümünün 30. yıldönümünde bu yazıyla hatırladığımız Necip Fazıl  bir de şöyle demiştir   yıllar önce : 



“ Tek tek kalktı eşyamız, ahşap ev bomboş kaldı; 

Güneş gözünü yumdu, has odamız loş kaldı..”



Türkçenin her has şairinin , edebiyatçısının ölümü has odanın biraz daha loş kalmasıdır...



Gerisi laf-ı güzaftır...



( murat örem / 27 mayıs 2013 / ankara...)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder