*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

20 Mayıs 2013 Pazartesi

memduh şevket esendal ; " bence günün birinde ölmek hiç doğru bir iş değildir..." cümlesinin müellifi....


Toplumlar,  yalnızca  cep telefonlarına, üç boyutlu televizyonlara  ve sekiz çekerli (!) arabalara sahip olma oranlarına  bakarak çok  ilerleyip geliştiklerini  düşünürlerse büyük hata yapar...

 Teknolojik gelişme,  ekonomik ilerleme bir toplumun refahını artıran adımlardır ancak yetmez. Hiç yetmez...Toplumların ruhunu ortak noktalarda  buluşturan unsurlar olmalıdır.

Kültür, medeniyet, erdem , maneviyat kavramları da en az teknoloji ve ekonomi  kadar önemlidir.
                                
Düşünürler, sanatçılar, edebiyatçılar toplumların görünmeyen işçi arılarıdır. Bu insanlar büyük paralar kazanmazlar, çok göz önünde olmazlar, hatta birbirlerinden çok farklı fikirleri savunurlar ama ‘kökü mazide olan atiler’ misali   geleceğe aktarırlar medeniyet  meşalesini.

Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden olan Memduh Şevket Esendal da maalesef hak ettiği kadar bilinmemesine , hatta unutulmasına rağmen bir çok kuşaktaşı gibi işçi arılarındandı cumhuriyet tarihimizin...

Memduh Şevket Esendal 29 Mart 1883 tarihinde  Çorlu'da dünyaya gelir. Balkan coğrafyasının kaynadığı  zamana ve   imparatorluğun  çöküşünün   hızlandığı döneme  rastlar  çocukluğu Esendal’ın.

Bu yüzden iyi eğitim almamasına rağmen çabası ve merakıyla  ilerleyen yıllarda Fransızca, Rusça ve Farsça  öğrenecektir Memduh Şevket Esendal. Sırf bu yönü bile fazlasıyla saygı duyulacak tarafıdır...

Babasını genç yaştayken kaybeden Memduh Şevket Esendal, üzerine binen geçim yüküyle bir süre gümrük memurluğu yapar ve hemen ardından da  baba mesleği olan çiftçiliğe döner.

Gençlik  döneminin önemli siyasi figürü ve gücü olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katılan Esendal   parti müfettişi olarak dolaştığı Anadolu'da toplumun bütün kesimlerini daha yakından gözlemleme ve tanıma fırsatı bulur.

Memduh Şevket Esendal, yönetimi fiili olarak eline alan Ankara Hükümeti'ni temsilen  Bakü'ye gönderilir ve  ilişkilerin yürütülmesinde önemli rol oynar. İlerleyen yıllardaki cumhuriyet döneminde  diplomatik temsilci olarak farklı görevlerde de bulunacaktır Memduh Şevket....

Mustafa Şerif Onaran Esendal’ı, öykülerinde gözlemcidir. Yorum gerektirmeyecek yalın bir anlatımı vardır. Gereksiz sözden olabildiği kadar kaçınır  diye tanımlamıştır ...

Memduh Şevket Esendal  24 Eylül 1940 tarihinde kızına yazdığı mektubun bir yerinde  de şunları dile getirir: "Ben yaşlandıkça, medeniyet denilen nesneden, büyük şehirlerde oturmadan hoşlanmaz oldum. Gidip Antalya'da büyükçe bir portakal bahçesi almalı. Bunun içine bir buçuk katlı bir ev yapmalı. Geniş odaları olsun, kitap olsun. Portakal ağaçları ile uğraşmalı. Alışkın inekler de olmalı. Tavuklar da olmalı; köpekler de olmalı. Antalya mekteplerinde de ders vermeli. Kızlara da ders vermeli. Yazıyı da yazmalı.

Esendal bu mektubun ardından 12 yıl daha yaşar ve 61 yıl önce 16 Mayıs 1952 tarihinde 70 yaşın eşiğindeyken son sözünü söyler... Özellikle otobiyografik unsurların çok baskın olduğu Ayaşlı ve Kiracıları isimli romanı bugün bile adı çok bilinen ancak maalesef aynı oranda  okunmayan eseridir Memduh Şevket  Esendal’ın.

Yıllar önce TRT tarafından drama olarak da çekilen ve büyük ilgi gören Ayaşlı ve Kiracıları hem  otobiyografiktir hem de  Cumhuriyetin ilk dönemi hakkında belge niteliğindedir.

Sözlü ve sonra sonra özellikle görüntülü kültürü çok seven bir millet olarak harflerle, yazılarla aramız o kadar  iyi değil hala...

Elbette bir ilerleme ve aşama var ama yeterli mi ?

Unutmayalım ki ; Bir milletin yazarları, düşünürleri de o milletin toprağını vatan yapanlardır,  siyasetçiler dahil herkesle  her zaman  her konuda aynı şeyleri düşünüp yazmamış olsalar da ...

İhtiyar Çilingir isimli güzelim hikayesinde  bir zanaatkar  üzerinden değişen ve  dönüşen hayatı  anlatan Esendal ,  o yılların zanaatkarları  ve ustalık anlayışına selam durduktan sonra şu sarsıcı cümleyi söyler;  Her şeyi inkâr eden o devir gelmemiş olsaydı, şüphesiz bu güzel şeyler sönüp gitmeyecekti.

Bu cümlelerde de,  Anton Çehov’a ait unutulmaz Vişne Bahçesi isimli oyunun kahramanı olan uşak Firs’de sembolleştirilen hüzün ve hayatın geri döndürülemeyeceğine olan sitem vardır...

Memduh Şevket Esendal oğluna yazdığı bir mektubunda da şunu demiştir bütün yalınlığıyla ; Bence günün birinde ölmek hiç doğru bir iş değildir. Güzel güzel yaşayıp dururken kocayıp ölmenin ne tadı var! Ancak, bu böyle olmakla beraber, günün birinde ölmek sırası gelince ondan da çok çekinmem. Çünkü bu kargalar gelecek sene de yüz yıl sonra da gene böyle uçarlar. İnsanlar da gene bu budalalıkları eder dururlar.

Oğuz Atay da ne demişti o budala insanlara  ;
Canım insanlar...Sonunda bana bunu da yaptınız....”

( murat örem / 20 mayıs 2013 / ankara....)


             

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder