*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

5 Mayıs 2013 Pazar

bir pazar günü alışverişi hikayesi...bir daha mı ? tövbeler tövbesi.....!



Takvim 5 Mayıs….
Günlerden Pazar…
Ankara….

Devasa alışveriş merkezlerinden biri…

Bir kapısından içeri girdiğinizde nereden çıkacağınız tamamen kadere bağlı sanki…

Tıpkı  göllerde boğulanların günler sonra şişmiş bir balon misali  Akdenizden çıkıp  kıyıya vurması gibi,  sizin de saatler sonra  hangi kapıdan hangi maddi hasarla (!) çıkacağınız belli değil…

Çeldiriciler ne çok …
Ne çok ama ne çok….

Takvim 5 Mayıs….
Günlerden Pazar…
Ankara….

Devasa alışveriş merkezlerinden biri…

Mesela şezlong almaya gitmiştik sözüm ona…

Bir dizüstü bilgisayar (daha), bir akıllı telefon ( ne demekse ) üç kocaman torba ıvır zıvır…
Aldık da…..
Şezlong bu arada akıllara bile gelmedi….

Dükkanlar dükkanlar dükkanlar…
Mağazalar mağazalar mağazalar…
Markalar markalar markalar…

Güneş ışığını gören yok…
Ama….
Her yer akıllı lambalarla (!)   ışıl ışıl….

Kalabalık koridorlar…
Kalabalık giriş çıkış kapıları…
Kalabalık çok kalabalık otoparklar…

Çocuklarına ‘şimdi çarpacağım bak ağzına” diyen sevgisiz anneler….

Zırıl zırıl ağlayan bebeler hatta  kocaman çocuklar..…

Elindeki araba anahtarını  dişleyen,  kadınlarına ve çocuklarına   habire  
“hadi la…hadi la…” diyen  babalar…

Gözü 15 dakikalık çay molasını beklemekten sararmış tezgahtarlar,  görevliler….

Her alışveriş merkezinin olmazsa olmazı olan yeme içme bölümlerinde,  aç mezarından çıkmış gibi sabırsızca bekleyen insanlar….

Takvim 5 Mayıs….
Günlerden Pazar…
Ankara….

Devasa alışveriş merkezlerinden biri…

Dükkanlar dükkanlar dükkanlar…
Mağazalar mağazalar mağazalar…
Markalar markalar markalar…
Güneş ışığını gören yok…
Ama….
Her yer akıllı lambalarla (!)   ışıl ışıl….

Herkes ölümün elinden en az bir tişört daha kurtarmaya yeminli sanki…
Tişörtler, gömlekler, tunikler yetmezse ayakkabılar var, mobilyalar var satın almak için….



Çocuklara balonlar var…
Büyüklere yalanlar var…

 “25 metrekareye bir kocaman dünya sığdırdık”  diyenler  var…


Bir köşede güzel bir kadın,  elindeki göstererek 
“ bunu alayım mı ?” 
diyordu kocasına…

“Beğendiysen al canım”    
diyordu adam karısına…

Çocukları  ağlıyordu….

“Pek beğenmedim aslında ama alayım ” 
diyordu kadın adama…

“Pek beğenmediysen alma canım, neden alacaksın”   
diyordu  adam kadına…

Olsun ben yine de alayım
diyordu kadın adama…

“Hamburger isterimmmm, hemen isterim…”  
diyordu çocuk adama…

Gözgöze geldiğimizde   
“la havle vela kuvvet”     
diyordu adam mimikleriyle bana…

Ben de 
“buradan esaslı bir hikaye çıkar murat örem sana”   
diyordum kendi kendime…  


Aslına bakarsanız buradan bir şey çıkmaz…
Buradan “ben tükettikçe kıymetli bir insanım “  masalı çıkar ki…

Külliyen yalan….
Çıkmasa daha isabet ….

Aslına bakarsanız buradan bir şey çıkmaz…

Ben de 5 aydır kendi kendime diyordum ki  
 “ yahu bu blog hafta içi günde yüzlerce okuru ağırlarken neden tatillerde  hafta sonlarında okur sayısı kütttt diye düşüyor….”

Meğer  hepiniz
bir şey almaya diye çıkıp
koca bir tatil gününü
ve yüzlerce lirayı  rehin bırakıp geliyormuşsunuz….

Vallahi hiçbirinize laf söyleyecek yüzüm yok benim de…
Alınan ıvır zıvırın evdeki kutuları bile gözümü yormaya yetiyor…

Eskiler bir şeyden büyük pişmanlık duyduklarında
“ bir daha mı tövbeler tövbesi” derlerdi…

Eh ben de 50’li yaşlara 5 kalan bir adam olarak yeni sayılmam…

Eski epeski bir adam olarak hepinize sözüm söz ;

Gözüm yok köftelerde , mega vega yerlerde, 35 metrekarelik 
sanal evlerde  uzunnnnca bir süre….

İzninizle ben de diyorum ;  
“ bir daha mı tövbeler tövbesi “    diye….

(murat örem / 5 mayıs 2013 / Ankara….)




4 yorum:

  1. Eline yüreğine sağlık güzel abim

    YanıtlaSil
  2. değerli adsız sizin de yorumunuza sağlık...murat örem...

    YanıtlaSil
  3. 40 ında tanıştım, 45 inde bıraktım bu mekanları. Onlar beni bitirmeden ben onları bitirdim. Çok şanslıydım ki onlarla yaşamayı öğrenemedim. Akıllı teknolojileri telefonları öğrenemediğimiz gibi. Onlar hep bir beden büyük geldi bizim kuşağa. Ismarlama takım gibi olamadılar. Hep hayatımıza sonradan girdikleri için. Onlar mı şanssız ben mi şanslıyı bilmiyorum. Ne hikmetse açık havalar, yağmur veya güneş daha çekici geldi bana. Şimdi düşünüyorum da, iyi etmişiz yav. İyi ki erken doğmuş ve bu bağımlığa sahip olmamışız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. namıkçım,

      öyle bir çağ geldi ki her şeyin jilet gibi olmasının dikte edildiği zamanlarda elbiselerin içinde adam kalmadı...adamların üzerinde elbise...

      sait faik'in dediği gibi, "bizim için değil ama sizin için kötü olacak çocuklar...bizden hikayesi..." zamanlarındayız artık...

      hakikat bu...

      selamlar...

      murat....

      Sil