*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

3 Mayıs 2013 Cuma

haldun taner ; ferhan şensoy'un hem annesi hem babası olan en bi güzel insan...



Onun hakkıyla öğrencisi olmaktan her zaman büyük onur duyan ve “Haldun Taner Türk Tiyatrosu’nun “peygamberiydi” derken özü de gözü de hüngür hüngür ağlayan  Ferhan Şensoy , Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde çeyrek asır önce konuk isim olarak yönetmenliğini yaptığı  Keşanlı Ali Destanı  isimli oyunun tanıtım kitapçığında şunları yazmıştı;

“İlk gençlik yıllarında geçirdiği ağır bir akciğer rahatsızlığının da etkisiyle  kendi hiç sigara içmediği halde, her gece yarısı  prova sonrasında  önünden geçtiğimiz İstanbul Harbiye Orduevi’nin nöbetçilerine ikram etmek  için  gömleğinin cebinde sigara taşımayı asla ihmal etmeyecek kadar çelebi adamdı, insan adamdı Haldun Taner...Aynı Haldun Taner  benim hem annemdi, hem babamdı ama annem babam bunu bilmezler 

Haldun Taner, Türkiye’nin sancılı bir toplumsal dönüşümü ve göç olgusunu yaşadığı 1950’li yıllardan yola çıkarak yazdığı Keşanlı Ali Destanı isimli oyunda, toplumun farklı katmanlarını, gecekondu hayatını, yasadışı olarak güçlenme ve zenginleşme süreçlerini ve yoldan çıkmayı çok isterlerse (!)bütün insanların çıkarcı ve omurgasız  hale  dönüşebileceğini  anlatır.

Keşanlı Ali Destanı oyununu farklı kılan yanların başında toplumu oluşturan insanların  her koşulda ve dönemde mutlaka bir kahraman yaratma  ihtiyacı içinde olduğunun ve bu durumun  toplum otoritesinin azaldığı dönemlerde çok daha baskın hale geldiğinin  anlatılmasındaki başarıdır. 

Yazdıklarında  ‘oyunculara büyük ve inandırıcılıktan uzak laflar ettirme’ yanlışına düşmemiştir Haldun Taner.

Keşanlı Ali Destanı isimli oyunda mahallede yapılan seçimleri kazanan Ali kendisine seçim öncesindeki vaatleri hatırlatıldığında kısa bir cümle kurar; 

“Demokrasi seçim olana kadardır”...

Keşanlı Ali oyununda anlatılmak istenenleri adeta çarpan etkisiyle çok güçlendiren unsurlardan biri de, Haldun Taner’in oyuna eklediği  koro’dur... Dünyanın pek çok ülkesinde sahnelenmiş bir oyundur Keşanlı Ali Destanı. Manyak Cafer, İzmarit Nuri, Teke Kazım, Çakal Rüstem ve Şerife Abla oyunun temel karakterlerindendir....

 Haldun Taner’in hızla kentleşen bir toplumda insan ilişkilerinin çözülmesini hüzünle anlattığı bir başka oyunu da Fazilet Eczanesi’dir...Haldun Taner  her zamanki gözlem gücü ve üslubuyla anlatır yaşananları , olan biteni ve  ilişkilerdeki aşınmayı...

Politik taşlama olarak tanımlanacak kabarenin ülkemize gelmesindeki aslan payının da yine Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Ahmet  Gülhan’la beraber Haldun Taner’e ait olduğunu belirtelim...Devekuşu Kabare grubu bu türün ülkemizdeki ilk temsilcisidir çünkü...

Haldun Taner 1915 yılında doğmuştur. Çağının ve çökertilen  bir imparatorluğun zor zamanlarından payına düşeni  alanlardandır. Dönemin en genç hukuk profesörlerinden olan ve İttihat Terakki’yle yaşadığı görüş ayrılığından dolayı görevinden istifa eden isim Ahmet Selahaddin Bey öldüğünde 42 yaşındadır.

Haldun Taner işte bu Ahmet Selahaddin Bey’in oğludur...

Haldun Taner’de görülen, kendini bir gruba ait hissetmeme, muhalif olmayı  gülümseyen bir üslup ve  lisanı münasiple dile getirme , iktidar öbekleri karşısında asla geri çekilmeme reflekslerinde,  babasından aldığı genlerin mutlaka etkisi vardır.

Haldun Taner 1960 darbesinden sonra da 147’ler diye anılan grupla birlikte üniversitedeki görevinden ayrılmak zorunda bırakılan isim olmuştur. Kendisine dönem dönem teklif edilen idari görevleri nazikçe reddetme eğiliminde de geçmişte  yaşadıklarının mutlaka payı olmuştur Haldun Taner’in....

Haldun Taner Türk edebiyatında ve tiyatrosunda  makul olanın tarafsız ve önyargısız sözcüsüdür. Türkiye’nin hızla politikleştiği ve kamplara ayrıldığı 1970’lerde bile  söylemek istediklerini bağırarak, toplulukları tahrik ederek yazıp çizmemiş ya da tek bir tarafın penceresinden bakarak aktarmamıştır görüşlerini...

Bunu gazete yazılarında ve Devekuşuna Mektuplar köşesinde de  her zaman görmek mümkündür.. Geçmiş Zaman olur ki , Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu, Onikiye Bir Var, Ayışığında Çalışkur, Yalıda Sabah,Şeytan Tüyü ve Konçinalar  hikaye  ve kitaplarından bazılarının adlarıdır Haldun Taner’in....

Türkiye’nin 12 Eylül 1980 darbesinin yaralarını sarmaya, sivil hayata geri dönmeye çalıştığı dönemlerde ve ölümünden bir yıl önce, 1985 yılının Nisan ayında demokrasi kavramıyla ilgili olarak yöneten ve yönetilenlere  hitap ederek şunları yazar Haldun Taner Milliyet Gazetesi’ndeki köşe yazısında;

“Demokraside el pençe divan durup boyun kırmak yoktur.
Dalkavukluk, evet efendimcilik, sepet efendimcilik,
aynen keramet buyurdunuz efendimcilik yoktur..
Demokrasi kuru bir etiket değildir.
Demokrasi bir düşünce tarzıdır, bir yaşam üslubudur.
Hasılı demokrasi en güç rejimdir.
Çünkü kültür ister, olgunluk ister, eğitim ister.
Sade fikir özgürlüğü, söz eşitliği yetmez.
O fikir ve sözlerde de seviye ister.”

Haldun Taner’in öldüğü  günlerde İstanbul’da üniversite öğrencisi olarak bulunan bir genç adam, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin duvarına asılmış kocaman bir pankartta Can Yücel’in şu dizelerini görür...

Vee,  o genç adam ne o dizelerin hüzünlü güzelliğini ne de Haldun Taner’in büyük çok büyük kalem ustalığını unutur  ne kadar büyüse de...

Şöyle yazmıştır Can Yücel,  Haldun Taner’in ardından

“ Baktım sana Yahya gibi
Teşvikiye’den
Kimler seni etmiş olmalı ki teşvik,
Küplüce’ye,  taa gidiyordun…
Yürüyordun aramızda
Yürüyordun  aramızdan
Giderayak, Sen belki de
İnsan Haldun,
Çok bi güzel
Çok bi güzel
Çok bi güzel
Yepyeni bir
İstan- buldun…”

71 yıllık dolu dolu ve aydınlık yaşamına, insanlığın bütün suret ve gölgelerini sığdırmak için durup usanmadan gözleyen ve yazan  Haldun Taner yazarlık yaşamında anlamlı bir yere sahip olan ve babasının da  arkadaşı olan Ahmet Rasim’i , Yunus Emre’nin dizelerinden yola çıkarak “ Ölürse Ten Ölür  Canlar Ölesi Değil “  kitabında  büyük bir sevgiyle anlatır ve yazının sonunda da şunu der

Ahmet Rasim Usta’nın öğüdüne uyarak, uyarmak için yazdık, öğretmek için yazdık, anlatmak için yazdık, güldürmek için yazdık, yüreklendirmek için yazdık, yazıyoruz da, yazacağız da. Ölüm bir gün elimizden tutuncaya kadar.” . 

Aynı Haldun Taner yıllar önce, yazarlıktaki büyük  yeteneği hatırlatılırken  kendine hiç pay biçmeyip şunu söylemiş de bir isimdir; “Bu bir  başarıysa, bunu taşınmalarıma, komşularıma, tanıdıklarıma ve onların hayatlarındaki renklerine borçluyum.”

Ölüm Haldun Taner’in de elini tuttuğunda 1986 yılının 7 Mayıs’ıdır...

Sözünü sonuna kadar tutmayı başarmış insanların rahat ve huzuruyla şimdi kim bilir dudağının kenarına kondurduğu hangi bağışlayan gülüşüyle  kimleri  seyrediyordur  Haldun Taner, ölümünün üzerinden 27 yıl geçmiş olsa bile...

( murat örem / 3 mayıs 2013 / ankara...)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder