*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

13 Mayıs 2013 Pazartesi

" biliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına / biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın, / iki gömleğin de ütülendi, çekmecede, / sadece küçücük bir gül benim özlediğim...."

Dün,  Anneler Günüydü...
Bazı evlatlar,  annelerini her zaman sağlıkla başlarında ve yanlarında  olacak sanıp hiç arayıp sormasalar da,  hayatın bu kadar kesin bir matematiği ve garantisi yok...

İnsan bu....
Bugün var yarın yok....

Hoş ; anne babalara bütün bir yıl her türlü huysuzluğu hatta saygısızlığı yapıp sonra adı çoktan konmuş bir günde, demet demet çiçekle gitmenin , telefonla gönül köprüsü kuruyor sanıp kendimizi aldatmanın da anlamı yok ya...

Biliyorsunuz,  aradan biraz daha zaman geçip Haziran geldiğinde sırayı Babalar Günü  de alacak...

Hayat bu ,
yakın gelecekte
bir  aklıevvelmüteşebbis (!) çıkar
sırasıyla
dayılar ,
amcalar,
babaanneler,
anneanneler
dedeler.... 
günlerini de dahil eder takvime...

Bilemeyiz....

İş biraz daha büyür ve bu işte ticari istikbal görülürse (!)
eltiler
görümceler
kayınbiraderler
bacanaklar da....
kendilerine tahsis edilmiş yeni bir gün sahibi oluverir....

Elbette , takvimin içinde annelere babalara ayrı bir yer ayırmaya itirazımız yok...

İtirazımızın neye olduğu konusunu tekrar tekrar anlatmaya da mecalimiz yok...

Bilenler zaten biliyor...

Bilmeyenler de şu blogdaki onlarca yazıyı kulaklarıyla değil de zihinleriyle okursa (!)   ne demek istediğimizi üç aşağı beş yukarı şıp diye anlarlar....

Mayıs ayıyla birlikte özellikle öğrenciler için tatil planları zihinleri meşgul etmeye başlar...Elbette daha Haziran vardır ama yine de tatilin hayalini kurmak bile soluk alma  zamanıdır.

Çok uç ve hastalıklı örnekler dışında  hiçbir anne baba, evlatlarının eğitimi sonrası yapacağı işten, kazanacağı  paradan kendine pay biçmez...

Bunun hayallerini kurarak, böyle bir beklentiyle çocuklarını yönlendirmez...

Anne babaların tek isteği o meşhur deyimde olduğu gibi ; çocuklarının merde namerde muhtaç olmadan ayaklarının üzerinde duracak donanımda yetişmesidir...

Bu gerçeği zamanla evlatlar da anlar ama bazen Bad’el harab ül Basra olur, olabilir...

Yani  iş işten ya geçmiştir ya da geçer gibi olmuştur...Oysa anne babalar da fi tarihinde de olsa okul sıralarından geçmiştir...

Bilirler öğrenci olmanın haleti ruhiyesini...

Hala hatırlarlar,  başta kavak yelleri eserken güneşli bir mayıs gününde dört duvar içinde ders dinliyormuş gibi yapmanın zorluğunu...

Evlerdeki tartışmaların çoğu da  çocukların ders çalışma düzenleri üzerinden olur...Anne olan okurlar hemen sitem etmesinler bize  ama sanki anneler bu konuda hep hep hep bir basamak daha yükseğini isterler çocuklarından...

Babaların dersler ve hayat konusundaki hoşgörülü tavrı, gamsızlıklarından mıdır yoksa  halden anlamalarından mıdır pek anlaşılmaz...

Ona sizler karar verin artık okurlar olarak...
Biz taraf olmayalım (!!!) 

Oysa şu hayatta her öğrencinin her zaman en yüksek notları alması gerekmez. Bu mümkün de değildir...Mutlu olmak mı , başarılı olmak mı ayrımındaki incecik farkı görebilmek, gösterebilmektir bütün çaba...

Çünkü zaman akar gider,
bir gün bütün fırtınalar  diner...
Sel gider kum kalır...
O sel de kum da fırtına da
hepinizden
hepimizden,
bütün ilişkilerden 
hayattan ....
arta kalandır.

( murat örem / 13 mayıs 2013 / ankara...)
başlık / belki bir gün;/ yannis ritsos / çeviri;cevat çapan
fotoğraf / tugay turhan / doğu karadeniz....)  




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder