*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

10 Ocak 2013 Perşembe

pos makinaları ve atm'ler "komşunun külüne" karşı...




Cuma günleri bir çalışma haftasının daha  son düzlüğü nüfusun büyük çoğunluğu için. Elbette  hafta içi temposunun yanında hafta sonunun ve özellikle  cumartesi günlerinin de kendine özgü telaşı var.



Öğrenciyseniz, hafta bitse de , hiç bitmeyen deneme sınavları, dershaneler var... Öğretmenseniz çalıştığınız okula dershaneye  kimi koşa koşa, kimi iş olsun diye gelen öğrencilere anlatılacak matematik, fizik , kimya formülleri, dilbilgisi kuralları var...



Anne babaysanız ve hafta sonunda ayıracak zamanınız varsa ‘allah hiçbirinin yokluğunu  göstermesin ama !’  çocuklarımızın çoğunun  yerli yersiz kaprislerini çekecek enerji ve hoşgörüye ihtiyacınız var...



 Mesela garson veya kasiyer olarak  büyük bir alışveriş merkezinde çalışıyorsanız  hafta içinden daha yoğun geçecek günün telaşına hazırlanmak  var cumartesi günlerinde...



 Büyük şehirlerin trafik keşmekeşi içinde saatler boyu direksiyon sallamanın zorluğunu   yaşıyorsanız, özellikle Cuma , Cumartesi günlerinin telaşı ve karmaşası var.



Bunlar bir yanıyla çok sıkıcı, bunaltıcı bir tempo  özellikle şehirlerde yaşayanlar için  çünkü   Türkiye  1950’lerle birlikte iç göç olgusuyla tanıştığı günden bu yana sürekli hareket halinde....



Sürekli ama sürekli hareket ve seyyaliyet halinde....!!!


Yalnızca çeyrek asır önce bile nüfusunun yarıdan çok fazlasının kır ve köylerde yaşadığı Türkiye’de,  bugün şehirlerde yaşayanların oranı neredeyse  yüzde seksen...Bir başka ifadeyle Türkiye’nin bütün nüfusunu ve insan sayısını on kişi olarak kabul edersek, her on kişiden yaklaşık  sekizi şehirlerde yaşamaya, şehirlerin çeperlerine tutunmaya çalışıyor.



Hal böyle olunca da şehirler kimselere yetmiyor...Kimseler de şehirlere sığamıyor. Şehirler kimselere yetmediği gibi, zaman da mekanlar da insanlara yetmiyor. Mega şehirler diye tanımlanan İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana , Mersin gibi yerlerde yaşayanlar içinse ulaşım bile başlı başına bir sorun.



Bir kişinin bu şehirlerin trafiğinde  heder ettiği  zaman dakikalar değil saatlerle ifade ediliyor. Evet, her gelen günle metro inşaatları, raylı ulaşım, deniz yolları, tüp geçit sayıları şehir içi ulaşım   seçenekleri çoğalıyor ama yine de ihtiyacı tam anlamıyla karşılamak mümkün olmuyor çünkü tüm bu hizmetlerin oranı  artarken bir yandan da talep edenlerin sayısı yani nüfus da durmadan çoğalıyor, çoğalıyor...



Okul çağındaki çocuklarımız sabahları dört duvarlı evlerinden  çıkarak büyük konserve kutularına benzeyen servis araçlarına binip bir başka dört duvarlara  gidiyor...



 Öyle eskisi gibi köşe başında arkadaşlarıyla buluşup aylaklık ede ede okul yoluna yürüyenler de pek yok çünkü anne babaların kaygılanması için öyle çok neden var ki,  trafikten tutun da zarar verecek olaylara kişilere kadar..



. İstesek de istemesek de yaşadığımız koşullar değişiyor. Bir yakınımızdan mektup beklemenin tadı, umulmayan zamanda alınan kartpostalın sevinci  yerini cep telefonlarının mesaj seslerine, mail kutularının sana mektup var işaretlerine bırakalı epey oluyor.



Alışık olduğumuz hayat ağır ağır bir kararlılıkla çok şeyi  fark ettirerek , ettirmeyerek  dönüştürüyor ve  akıyor, akıyor, akıyor....



Bunları söylemek geçmişe ağıt yakmak değil. Çünkü öte yandan da  değişen koşullarla birlikte hayatımızın bir çok alanına umulmadık kolaylıklar da geliyor. Mesela, en zengininden en kıt kanaat geçinene kadar hemen hemen hiçbir anne bebeklerinin bezini yıkayıp, çitileyip tekrar tekrar kullanmıyor artık. Hazır bezler , kağıt havlular şunlar bunlar en pahalısından ucuzuna dek her keseye hitap etmek için yıllardır raflarda.



Yolculuğa uğurladığımız yakınımızın nerede olduğunu öğrenmek bir telefona bakıyor. Eskisi gibi merak içinde kalmıyoruz hiçbirimiz...



Dünya değişiyor, ülkemiz değişiyor, koşullarımız değişiyor. Farkında olsak da olmasak da bu arada bizler de değişiyoruz, ilişkilerimiz bile  ışık hızıyla değişiyor.



Mesela artık ‘üç günlüğüne de olsa’ neredeyse hiç kimse yakınlarından  borç para istemiyor. Reklamlarda bile bu durum vurgulanarak  borç para isteyerek kimseyle dostluğunuzu  bozmayın deniyor herkese...



Dünya, komşu komşunun külüne bile muhtaçtır atasözündeki  gerçeklikten uzaklaşarak  yalnızca kendinize güvenin, en çok kendinizi sevin  diyenlerin patırtılı ve  sevimsiz  insanların sesinin daha çok çıktığı bir yer oluyor hızla..




İyi mi oluyor, kötü mü oluyor herkesin sorusu ve cevabı kendine göre olsun...



         ( murat örem / 2011 / ankara ..)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder