*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

21 Ocak 2013 Pazartesi

bazen yeni köprülerden yeni insanlara yürümek de iyi gelebilir...


 İçinde aşkın sevdanın olduğu insan ilişkilerinden söz edilince mütemmim cüz olarak  çoğumuzun aklına Fransız Sineması gelir. 

Fransız Sineması ve edebiyatı, iki insan arasında büyük bir coşkuyla, tutarsızlıkla, ihtirasla ve bilinmezlerle yaşanan sevda sürecini farklı ve başarıyla  anlatan sayısız örneklerle doludur çünkü....


Şiirleri dünyada en çok okunan isimlerden olan Louis Aragon da bir Fransız şairidir…


Mutlu Aşk Yoktur isimli 'marka' şiirinin son dizelerinde ,  şair Cemal Süreya’nın yıllar önceki  çevirisinde şöyle demiştir Louis Aragon:


“ Acılara batmamış bir aşk söyle bana


         Yıkmamış kıymamış olsun bir aşk söyle


Bir aşk söyle sarartıp soldurmamış ama


İnan ki senden artık değil yurt sevgisi de


Bir aşk yok ki paydos demiş gözyaşlarına


 Mutlu aşk yok ki dünyada


Ama şu aşk ikimizin, öyle de olsa …”


Aragon deyince,  büyük ve unutulmaz aşkı Elsa’yı da hatırlamak gerekir. Yıllarca Elsa’ya adanmış büyük aşkı yaşayan Aragon’un “Mutlu aşk yoktur !” demesinde çelişki sezenler için de şair şunları söylemiştir mealen bir vakitler ;


 “ Mutlu Aşk Yoktur isimli şiirimi 1943 yılında yani savaş döneminde    yazmıştım. Anlatmak istediğim mutsuzluk  işgal yıllarının yarattığı duygulardı. Fransa’nın içinde bulunduğu o acıklı durumda mutlu bir aşk olabilir miydi ?”


Aragon’un açıklamasına bakarsak, milyonlarca insan gibi onun da mutsuzluğundaki en büyük pay  dönemin  savaş koşullarıdır… İki kişi arasında yaşanan aşkın ve bu aşkın yarattığı med - cezirlerin yeri daha sonra gelmektedir sanılanın aksine…


Aragon ne derse desin,  Mutlu Aşk Yoktur şiirini insanlar yıllar içinde kendi hüzünlü aşk hikayeleriyle de özdeşleştirerek okumayı yeğlemiştir...


Sevdalananların, sevdanın kara kuyusuna düşenlerin ,  sevdanın kara kuyusundan çıkmak isteyenlerin yolu bir şekilde kesişmiştir “Mutlu Aşk Yoktur” isimli büyük ve unutulmaz şiirle..


Çünkü insanlık olduğu sürece insana dair duyguların yeri de hep başköşede olacak...

Kızgınlıklar, umutlar, umutsuzluklar, hayal kırıklıkları üzüntü ve sevinçler biz yaşarken aklımızı, gönlümüzü, zihnimizi her vesileyle zorlayacak günbegün. Çoğu zaman bizim için kendi hayatını ikinci plana atan en yakınımızdakilere edeceğiz sitemlerin büyüğünü toyluk ve gençlik zamanlarımızda, sevdalı anlarımızda...


Ancak aradan yıllar geçtikçe yaptıklarımız, söyleyip ettiklerimiz de bir gölge gibi takip edecek bizi. Gençliğin ve sevdanın isyan etme şehvetiyle toyluk zamanlarımızda özellikle en yakınımızdakilere yapıp ettiklerimizden rahatsız olsak da yaşanmış ve bitmiş olacak bir çok şey...


 Zaman akacak ve genellikle bir vakitler  çok acımasızca eleştirdiğimiz büyüklerimizin yerine geçtiğimizde de bu kez bizim çocuklarımız aynı yanlışlara düşecek...Susmak ve zamanı geldiğinde olgunlaşmalarını bekleme sırası da bize...


Nietzche, “Unutmak iyileştirir” demiş ya....Bazen hatırlamak ve geçmişinizle yüzleşmek de iyileştirir...

Bazen , kırıp dökmeden  "şu dağın oylumuna / can kurban yaylımına / Allah selamet versin / geldik yol ayrımına .." demek de gerekebilir...

Bazen yeni köprülerden yeni insanlara yürümek de gerekebilir..

Tecrübeyle sabittir....


( murat örem / 2011/ ankara..)


 

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder