*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

9 Ocak 2013 Çarşamba

cemal süreya ; " mutsuzluğa da var mısın ? " diyen ermiş ...



 
 
“ Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde

Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü

Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel

Güzel anılar gibi güzel

Çocuk

Güzel anılar gibi hüzünlü

Hüzünlü şarkılar gibi güzel....”

 

        Kehanet 85 adını verdiği şiirinde  “Lokman şair senin hayatın / Yedi kırlangıcın hayatı kadar / Altısını ardı ardına yaşadın / Bir kırlangıcın daha var” demişti Cemal Süreya…Kendine yedi kırlangıç ömrü biçerken bir  kırlangıç ömrünü ortalama dokuz yıl hesaplamıştı ama  son kırlangıç hayatının ancak beş yılını yaşayabildi...

         Cemal Süreya , yedinci kırlangıcın  ömründen  dört yıl alacaklı kalarak aramızdan ayrıldı ve ‘üstü kalsın’ deyiverdi…Gariptir ki ölümünden yalnızca bir ay önce yayınlanan şiirinde de ‘Ölüm mü bir gölün dibinde durgun uykudasın’ dizelerini paylaşmıştı...

       Şiir, edebiyat ve düşünce dünyamızın deyim yerindeyse on parmağında on marifet olan ismi Cemal Süreya’yı anarken bir şeylerin hep eksik kalacağı kaygısını duymamak mümkün değil...Çünkü Cemal Süreya ,  Türk şiir, edebiyat ve düşünce dünyasının en renkli ,  ışıklı ve bir o kadar da acılı  yüzlerinden biriydi. O , çok bilinmeyen ismiyle Cemalettin Seber’di…

 Bir şiirinde şunları söylüyordu Cemal Süreya;

 İçkievinden çıkınca

Camdan

demin oturduğum yere baktım

Sigara paketimi masada unutmuşum

Sandalyede tıpkı benim gibi

Oturuyor boşluğum…

Bir eli alnında  benim gibi

Ama biraz daha mı hüzünlü?

Otururken de

Biraz daha mı çıkarıyor

kamburunu?

Biraz daha mi benziyor babama?

Bir yaş büyüğüm babamdan

ve rüzgar bir törendeki gibi

çekiştirir durur

yağmurluğumu

       Cemal Süreya  1931 yılında Erzincan’da  doğar ve çocukluğunu  her anlamda çok zor koşullarda yaşar. Toplumsal olayların ve ailevi kırılmaların  yaşandığı yıllara denk gelen çocukluk travmaları bir yanıyla Cemal Süreya’yı ömrü boyunca karanlık bir gölge gibi takip etmiş diğer yandan da unutulmaz dizelerini  yazdırmıştır.

       Bir çok vesileyle dile getirip yazdığı  üvey anne şiddetiyle de yine çocukluk yıllarında tanışır  Cemal Süreya.  Aradan uzun zaman geçtikten sonra,  bir yazarın öykü kitabına da isim olan haliyle , içtenlikle şunu sorar;

“ Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü, kör oldum.

Yıkadılar, aldılar, götürdüler.

Babamdan ummazdım bunu kör oldum....”

       Yazdıkları, yaptıkları, dostlukları, aile  dramları, inanılmaz derinlik ve keskinlikteki gözlem gücü ve Cemal Süreya denince hemen akla geliveren Papirüs Dergisi’yle ayrı bir isimdi Cemal Süreya.  Yazıp söylediklerinde alaycı zekadan, iğnelemeden daha çok,  hüznün ve katlanılması zor üzüntülerin yeri vardı sanki ...

       Cemal Süreya  şiirlerini yazarken de, denemelerini kaleme alırken de, yaşadığı dönemin öne çıkan insanlarını  anlattığı yazılarında onların ellerine sanal şemsiyeler tutuştururken de  aklı  zekanın önüne koydu... Çok iyi şiirler, mükemmel gözlem ve tahlil yazıları  yazdı. Genç insanları yüreklendirici cümleler kurarken  bunları adet yerini bulsun diye yapmadı. Beğenmediğini, hatır gönül hanesine bakarak beğenir görünmedi  ama insanları kırmaktan da korktu …

       Cemal Süreya’nın şiirlerinde, yazılarında ve hayatında kadınların ayrı bir yeri oldu. Annesini çok küçük yaşta kaybetmesinin , babasının eve getirdiği kadının çok sevgisiz bir üvey anne olmasının  kanayan yarası Cemal Süreya’nın ömrü boyunca belki de hiç dinmedi. Sevdiği kadınlara yazdığı dizelerde ,  hayatındaki en büyük kayıptan, anne yokluğu travmasından , üvey ana zulmünden  izler olmadığını kim söyleyebilir. Cemal Süreya’nın yazdıklarında tekrar tekrar anlattığı üvey anne Esma, sanki inanılmayacak kötülükteki masal kahramanı gibidir. Cemal Süreya ve evin diğer küçüklerine  büyük acılar yaşatmıştır çocukluklarında. Çok erken yaptığı ilk evliliğinde böyle bir evden bir an önce kaçmak istemesinin de çok büyük payı vardır muhtemelen. 

       Kızgın çaydanlığın suyunu çocukların üzerine döken, onları bacağından iple bağlayarak kuyunun içine sarkıtan hep aynı isim, üvey anne Esma’dır çünkü.... Cemal Süreya, “ beni öp sonra doğur beni  şiirinde  de şunu demişti ;

 “ ....kan görüyorum taş görüyorum

bütün heykeller arasında

karabasan ılık acemi

- uykusuzluğun sütlü inciri -

kovanlara sızmıyor.

annem çok küçükken öldü

beni öp, sonra doğur beni...”

       Kadınlar yalnızca sevgili , eş ve sevilen olarak yer almadı Cemal Süreya  şiirlerinde. Acılar ve yoksulluklar içinde çocuklarına ana, kocalarına eş olmaya çalışan , ekmek parası için hayatı karşısına alan kadınlar da hep yaşadı dizelerinde . Cemal Süreya’nın şiirini unutulmaz kılan bir yanıyla gözlem yeteneğindeki fark, hayatındaki büyük acılar ve iniş çıkışlarsa   diğer yanıyla da dizelerindeki yalınlık, içtenlik ve sahiciliktir.

 Bir imge şairi olarak Cemal Süreya’nın dizelerine sahicilik tanımlaması yapmamızı yadırgayanlar varsa şu dizelere bakabilir ;

  Porsuk nehirlerin geçtiği kadınlar ,

Hepsine yüzer kere rasladım en azdan

Umutsuz sevdalara tutulmak onlarda

Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda

Verdi mi adama her şeylerini verirler

Ben gördüm ne gördümse kadınlarda

Porsuk nehrinin geçtiği...

.....

Dicle kıyılarına tiren varınca

Büyük bir gökyüzü git allahım git

Genel olarak önce kaşları görünür

Sonra bütünsüz uykuları kaşla göz arasında

Yanaklarında çıban izi taşıyan kadınlar

Gül kurusu

Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete

Siz de görürsünüz bunları kadınlarda

Ödevleri yenilmek olan hep bıçakla kemik arasında

Yenilmek, Kadınlar...”

 

     Garipçilerin açtığı yola değişen çağla birlikte tepki gösterenlerin ve yeni şeyler söylemek isteyenlerin, şiirde bambaşka diyarlara yürümesi  daha derinlere gitmesi olarak tanımlanır  İkinci Yeni. Bu akımın en çok bilinen şairi Cemal Süreya’dır. Hatta bazılarına göre İkinci Yeni , Cemal Süreya’nın ölümüyle bitmiştir. Edip Cansever, Turgut Uyar, İlhan Berk, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan İkinci Yeni’deki en bilinen isimlerdir….Sanki   İkinci Yeni akımıyla anılan her isim bir süre sonra kendi yatağında akmayı yeğlemiş ve bu durum şiirimize bir başka boyut ve zenginlik de kazandırmıştır…

      İkinci Yeni’ye  yönelik eleştirilerin başında, bu isimlerin dönemin siyasi baskısından kaçtıkları için açık, anlaşılır şiirler yazmadıkları  yönündedir. Cemal Süreya İkinci Yeni’deki yol arkadaşlarından olan Edip Cansever ve Turgut Uyar’ı ardarda kaybetmenin acısını da yaşamıştır…

     Edip Cansever’i anlattığı dizeler kocaman bir kitap kadar anlamlıdır.

     Şöyle der Cemal Süreya, “Yeşil ipek gömleğinin yakası büyük zamana düşer / her şeyin fazlası zararlıdır ya/ fazla şiirden öldü Edip Cansever…”

     Bir başka kadim dostu  Turgut Uyar için yazdığı şiirde de şu dizeler vardır Cemal Süreya’nın ;

 Ak odada oturur,

kapısı penceresinden çok

Gözlerinde yıldızlar, serin yerde durur

Bir elinde kadeh öbürünü yarasına bastırır

İnşaattan ses gelir

Bir şeyi okşar gibidir

Uzanıp durmuş mahcup

Işığagöçerin şarkısı

Dönülmez dizeler içinde

Onunkiler gülaçılır

Öldüğü gün

Hepimizi işten attılar.

     Cemal Süreya , şiir kitaplarıyla , denemeleriyle, birbirinden etkili  şiirleriyle okurun belleğinde çok anlamlı bir yerde duruyor bugün…

      “ 8.10 Vapuru isimli şiiri, Cemal Süreya’nın bir yanıyla su gibi akan öte yanıyla da insanın aklına, zihnine, gönlüne, kalbine usul usul  kar yağdıran dizelerle doludur…

 “ Sesinde ne var biliyor musun

Bir bahçenin ortası var

Mavi ipek kış çiçeği

Sigara içmek için

Üst kata çıkıyorsun

...

Sesinde ne var biliyor musun

Ev dağınıklığı var

İkide bir elini başına götürüp

Rüzgarda dağılan yalnızlığını

Düzeltiyorsun...”



Cemal Süreya , büyük zorluklar yaşadığı çocukluk yıllarının üstüne her şeye rağmen çok nitelikli bir eğitim dönemini koyar. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat bölümü'nü bitirir. Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı'nda kültür yayınları danışma kurulu üyeliği, Türk Dil Kurumu üyeliği görevlerinde bulunur.



Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapar. Çalıştığı yerlerden birinde  ‘bu cümleyi daha iyi yazamaz mıydık ? sorusu bile o anda o kurumdan istifa edip hemen ayrılması için yeterlidir. Bu yaklaşımı aşırı alınganlık ya da hassasiyet olarak yorumlamak da mümkündür, dervişan bir duruş olarak da.



l960’lı yıllarda göreviyle ilgili en üst noktalarda bulunur Cemal Süreya. Darphane Genel Müdürü  olduğu  zaman,  kurumu teftişe gelen ve ısrarla kusur aradığı halde bulamayan  kişi,   bir bahaneyle  “Burası çok kirli ” diyerek Cemal Süreya’yı  rencide etmek ister. Şairin yanıtı bıçak gibidir; “ Evet, siz  buraya geldiğinizden beri öyle oldu” .



Bir  şövalye tarafı vardır Cemal Süreya’nın.  Bu şövalye  tarafı ilerleyen yıllarda daha da keskinleşecek ve “edebiyatımızın şövalyesi” dediği yakın arkadaşı Muzaffer Buyrukçu’yla birlikte dönemin başbakanına birlikte intihar etme teklifinde bulunacaklardır… 



Cemal Süreya deyince onun iflah olmaz, yenilgi bilmez dergiciliğine de değinmek gerekir. 1960'tan itibaren yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini Haziran 1966- Mayıs 1970 arası 47, 1980-1981 arası iki sayı daha çıkarmıştır. . Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e Doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazıları yayımlanır yıllar içinde.



Sonradan “99 Yüz”  adıyla kitaplaşan yazılarında dönemin öne çıkan isimleriyle ilgili yazılarında şemsiye metaforunu kullanır Cemal Süreya ve bu yazılar adeta şaşırtıcı biçimdeki öngörüleriyle bugün bile güncelliğini yitirmez…



Cemal Süreya’nın yaşarken yaptığı evliliklerin , çektiği acıların da efsanesi hala yaşar. Kadınlarında farklı duyarlıkları belki de çok erken kaybettiği annesini arar. Hatta  arkadaşları, Cemal Süreya’nın gömleğinin düğmesini diken bütün kadınlarla evlendiğini söyleyerek ; Cemal, bir kadınla evlenmek istiyorsa hemen kendi  gömleğinin üst düğmesini sezdirmeden koparıverirdi diye anarlar onu…



Yaşamayı ve sonrasını önemseyen bir çok insan gibi parasızlık, ilişkilerdeki kayganlık , düşünce üretmenin aylak adam işi gibi görülmesine dair konularda da kafa yorar , bedel öder Cemal Süreya.



Sen şimdi kalkıp gidiyorsun / gözlerin  durur mu / onlar da gidiyorlar “ diye başlar bir şiirine, bir başka şiirinde de son noktayı koyar Yoksuluz gecelerimiz çok kısa / dörtnala  sevişmek lazım” 



1980’lerin ortalarında yazdığı ve Milliyet Sanat Dergisi’nde yayınlanan günlüğünde dereden tepeye her şeye, her konuya  değinir Cemal  Süreya,  hatta Fransızca’dan  dilimize gelip hala kullanılan  ‘milföy’ün,  ‘bin yaprak’  anlamına geldiğine  varıncaya dek…



      Cemal Süreya’nın mülkiyetsiz bir tarafı da vardır. Yolda karşılaştığı arkadaşlarının çantasını yıpranmış görünce bir vesileyle elindekini hediye ediyormuş gibi yapıp  yıpranmışını kendine almıştır  kendisi...Sanki ömrü boyunca eli bol olduğu dönemler çok olmuş gibi ...!!!! 

     Gençlik yıllarından tanıdığı büyük şair Ahmed Arif’in, çok uzun yıllar önce, kızkardeşiyle evlenmek istediğini, ancak Ahmet Arif’in bu buluşmaya  tek gömleği  yeni yıkandığı için  gidemediğini öğrendiğinde, neler hissettiğini ne Cemal Süreya tümüyle anlatabilmiştir  ne de karşısındakiler anlayabilmiştir muhtemelen....

      1990 yılının Ocak ayının 9’unda aramızdan ayrıldığında elli dokuz yaşındaydı Cemal Süreya. 1985 yılında yazdığı şiirdeki kehanet tutmamış  yedi kırlangıcın hayatından, yani altmış üç yaşından dört yıl alacaklı kalmıştır...

      Son  şiirlerinden birinde  “ Ölüyorum tanrım / bu da oldu işte / her ölüm erken ölümdür / biliyorum tanrım / ama ayrıca aldığın şu hayat / hiç fena değildir / üstü kalsın …..” diyen de odur bir ermiş gibi.....

       Cemal Süreya Türk edebiyat ve düşünce dünyasında kendine özgü çok ama çok değerli bir isimdir...

       İnternet çöplüğünde ağlak aşk mısralarının arkasına o mısraların şairimiymiş gibi ismi yazılmayacak kadar başkadır, bambaşkadır Cemal Süreya...

        Her gelen günle ve toplumsal tarihimizle ilgili yeni bilgiler öğrendikçe   Cemal Süreya’nın hamurunu yoğuran ailevi koşullar kadar    tarihi koşulları da anlamamız  mümkün olacak.  

Sunay Akın  da  Cemal Süreya başlıklı şiirinin bir yerinde şunu demiştir ;


Buzdağına çarptın mı bilmiyorum

ama Titanik

gibi oldu batışın

bir sen vardın çünkü

şiirin dört bacalı şairi

...

Gülcemal vapurunu hiç görmedim ama

tanıdığım Cemal gül idi...



Türk Şiir, deneme ve düşünce dünyasında her zaman insanın , aklın, emeğin, sevdanın yanında olmuş, yaşamındaki bütün acılara rağmen ayakta kalmanın büyüsünü yine hayatla ve insanlarla olan ahbaplıkta bulmuş, İstanbul’un hemen hemen bütün semtlerinde kiralık evlerde yaşamış,  Türkçe’nin güzel mi  güzel yazılarının, has şiirlerinin şairi  Cemal Süreya’ydı anlatmaya çalıştığımız...



Onlar İçin Minübüs Şarkısı “ başlıklı muhteşem şiirinin farklı yerlerinde şunları diyen de aynı  Cemal Süreya’dır  ;  



  Eşyanın konumunu biçimini rengini almışlardır

Koltuğa oturdular mı koltuğun boyuna eklenir boyları

Pat pat pat diye gülerler bir motosiklet neşesiyle

Ama zariftirler de bir bisiklet kazasında ölmeyi akıl edecek kadar,

Patatesin ağaçtan mı koparıldığını tartışacak kadar naiftirler de,

Hakçası bilmedikleri yoktur, bütün balık adlarını bilirler bir kere,

Lunapark beğenisiyle düzenlenmiştir yatak odaları,

....

Ulusçudurlar bunun kanıtı olarak viskiyi kâseyle içerler

Ama batılıdırlar da lahmacuna havyar sürecek kadar,

Hekimdirler güneş gözlüğüyle kürtaj yaparlar başarırlar da

Şapkaları güzel bir niyet gibidir, öfkeleri dört mevsim reklamı,

....

Düğünlerinin provası yapılır sünnetlerinin de ölümlerinin de

Kefenleri de kundakları gibi özenle hazırlanır ve aynı renktedir:

Kızlar için pembe-beyaz oğlanlar için beyaz-mavi

....

İçlerindeki sevgi insanları atlayarak hayvanlara yönelmiştir

Özellikle kedilere ve köpeklere karşı iyice duygusaldırlar

iki gözleri iki çeşme,

Öldürmemektir felsefeleri bir karıncayı bile,

 ama yaşatmayı bilmezler,

....

Sorulardan korkarlar;

Yine de yanıtları hazırdır her şeye:

...dığı gibi, ...mekle birlikte, ...na karşın;

.....

Kimi sözler onlar için kullanılır: saygın, ünlü, şahane

Kimi sözler onlar için de kullanılır

Kimi sözler onlar için kullanılamaz

Kimi sözlerin kullanılmaması doğrudur

Kimi sözler hiç kullanılamaz......” 



       ( murat örem / 1998-2012 / ankara )








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder