*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

17 Ocak 2013 Perşembe

Kavanoz Dipli Dünyanın Marcellus Clay'ından Unutulmaz Muhammed Ali'sine...





“Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım!  



1970'li yılları hatırlayanlar  bu cümleye  aşinadır...

Yaşı daha genç olanlar da tek kanallı siyah beyaz TRT televizyonunda sabaha karşı naklen yayınlanan boks maçlarını  izlemek için  sabahlamış büyüklerinin ağzından  duymuştur,  “Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım”  cümlesini...



O zamanlar,  büyük şehirlerde bile çok az evde bulunan televizyon şimdiki gibi insanları birbirinden uzaklaştıran karaçalı değil, bir araya gelmek için bahaneydi... Evlerde, kahvehanelerde televizyon bahanesiyle de insan insana bir arada bulunmak iyi geliyordu herkese...



Dünyanın her yerinde ümitleri kırılmış, yorgun ve kendilerini dışlanmış hissedenlerin unutamadığı ifadeydi  ;  “Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım” cümlesi... Çünkü Marcellus Clay “beyaz dünyada siyah olarak doğsa da” zaman içinde “karaşınların”  sesi olacak ve din değiştirip müslümanlığı seçince de  ismini de Muhammed Ali yapacaktı  yıllar içinde...



Direnmek, mutlu olmak, ayakta kalmak, anlık başarılarla avunmak için sembollere ihtiyacı olan toplumlar ,  kendilerine her anlamda çok yakın hissettikleri bu ismin başarılarıyla gururlanırken, televizyon da olan biteni aktarıyordu kilometrelerce öteye Türkiye de dahil...



Dünya, “Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım” cümlesinin sahibi olan Muhammed Ali’yi ilk kez 1960 Roma Olimpiyatları'nda görür. Altın madalyayı göğsüne takan gencin adı o tarihte Marcellus Clay’dır. Clay, dört yıl sonra 22 yaşındayken dünya şampiyonu olur. Dikkatleri üzerine çekecek asıl olaysa aynı yıl, dinini değiştirerek İslamiyet'i seçmesidir genç adamın...



Marcellus Clay gitmiş Müslüman Muhammed Ali gelmiştir... Yetişkin birinin özgürce verdiği  din değiştirme kararı Amerikan ve dünya kamuoyunu  çok yakından ilgilendirir,  şaşırtır ve çok da kızdırır.



Çocukluktan bu yana yaşadığı zorluklar dinini değiştirmesiyle bir kat daha artar Muhammed Ali’nin. Müslümanlıkla birlikte ismi Muhammed Ali olan şampiyon, Vietnam Savaşı'na katılmayacağını açıkladığındaysa yıkıcı çarklar işlemeye başlar. Bir bahaneyle askerlik yasasını çiğnemek suçundan mahkum edilir ve boks lisansı iptal olur Muhammed Ali’nin...



Oysa asıl amaç Beyaz ve Protestan olmayan Muhammed Ali’nin önünü kesmektir bin bir oyunla.



Muhammed Ali o günlerden sonra Türkiye başta olmak üzere, halkı Müslüman olan ülkelerde daha da büyük sahiplenmeyle karşılanır... Kusursuz refleksleri, görülmemiş tekniği ve ringdeki sempatik tavırları Muhammed Ali’yi insanların sevgilisi yaparken o da ezilenlerin temsilcisidir iyiden iyiye...



Dünyanın çok yerinde yer altı ve yer üstü kaynaklarını kendine mal etmeyi !!!!  iyi bilen emperyal dünyanın içinde yetişen  Marcellus Clay’ın Müslüman Muhammed Ali olması, birilerini çok rahatsız etmiştir...



1967’den  cezasının yüksek mahkemece kaldırıldığı 1971 yılına kadar ringlerden uzaklaştırılan Muhammed Ali,  dört yıllık aranın ardından ilk maçında artık yaşamayan Joe Frazier'a on beş raundun ardından  yenilir.



Bütün boks kariyeri boyunca yalnızca beş kez yaşayacağı yenilgilerin ilkidir ...



28 Ocak 1974'te Joe Frazier'dan rövanşı alan Muhammed Ali şampiyonluk  için Foreman ile karşılaşmaya hak kazanır. 30 Ekim 1974'te Zaire'nin başkenti Kinşasa'daki  maçta Foreman'ı nakavtla yenen Muhammed Ali yeniden  en tepededir ve  unvanını kazanması Türkiye'yle birlikte  dünyanın hemen her  yerinde coşkuyla karşılanır.



Muhammed Ali, unvanını altı maçta koruduktan sonra 1978 Şubatında Leon Spinks'e yenilir. Yedi ay sonra rövanşı alarak üçüncü defa dünya ağır sıklet boks şampiyonu olur. 1979 yılında profesyonel boksu bıraktığını açıkladığında, yaptığı son elli dokuz maçtan yalnızca üçünü kaybetmiş; yenildiği üç rakibini de sonrasındaki karşılaşmalarda yenmeyi başarmış bir efsanedir o...



Zirvedeyken bıraktığı boksa bir yıl sonra geri döner Muhammed Ali ama çıktığı iki maçtan da yenik ayrılır.



Gençlik,  gitti mi giden bir masaldır...

...  ve bu gerçek Muhammed Ali gibi bir efsane için de geçerlidir.... 



Yıl 1984 olduğunda,  boksörlerde çok sık rastlanan Parkinson hastalığına yakalandığı duyulduğunda, zamanında başarılarını, sevincini paylaşan milyonlar ve Muhammed Ali için de çok zor günler başlar.



Muhammed Ali, geçmişinde dünyaya verdiği politik mesajlarla da öne çıkmıştır. Mesela 1960 Roma Olimpiyatları'nda kazandığı altın madalyayı ilk fırsatta nehre fırlatmasının nedeni de ırkçılığı protestodur.



Parkinson nedeniyle titreyen dev cüssesiyle 1996 Atlanta Olimpiyatları'nın meşalesini yakan Muhammed Ali’ye yıllar yıllar  sonra nehre fırlattığı madalyayı temsilen yeni bir altın madalya takılacaktır...



Tarihin cilvesine bakın ki, bu madalya töreni de kendisi gibi kara derililerden yani karaşınlardan! oluşan Amerikan Basketbol Milli Takımı'nın maçı öncesinde yapılmıştır.



Bir döneme her anlamda yumruğunu vuran Muhammed Ali yetmişli yaşların eşiğinden içeri girmiş durumda bugün,  ilerlemiş hastalığına rağmen...



Boks diye zor ve sert bir sporda,  

hatta spor dalı olup olmadığı bile yıllardır tartışılan (!) alanda,

yaptıklarını “Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım”

cümleleriyle  tanımlayan kaç efsane  şampiyon gördü şu dünya...



Ve bundan sonra da kaç kez görebilecek sanki …



( murat örem/2011/alper beşe’nin katkılarıyla... )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder