*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

6 Eylül 2013 Cuma

sonbahar, sombahar , taşınmak, savaş , ömürler ve "geldi geçti benim ömrüm...şol yel esip geçmiş gibi..."



          eylül kapıdan içeri girdi....
          soğuk ve  sonbahar da girdi
 aynı kapıdan içeri...

         okullar açıldı açılacak...
         üniversite eğitimi için
 yollara düştü düşülecek...

hırkalar şemsiyeler
dolaplardan çıktı çıkacak...

         eylül kapıdan içeri girdi...
         sonbahar da öyle...
        
amma ;
herhalde herkes farkındadır
savaşın  kapıdan içeri girmesi
hiçbir şeye benzemez...

 
         Melih Cevdet bir şiirinde ;

“Ben güzel günlerin şairiyim
Saadetten alıyorum ilhamımı
Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum
Mahpuslara affı umumiden...
Çocuklara müjdeler veriyorum
Babası cephede kalan çocuklara...

Fakat güç oluyor bu işler
Güç oluyor yalan söylemek...”  der....

Her şeyin
belirsizlik denizinde yüzdüğü günlerde
zor oluyor yazılar yazmak da ....

Şairliği feylesofluğundan, feylesofluğu şairliğinden büyük  olan Özdemir Asaf  da bir şiirine  ;

Taşınmak kadar
Hüzünlü bir kırık yoktur
Bir kopma bir yaralanma
Gizlenmiş bir hıçkırık yoktur

diye başlar ve  şiiri  insanın içini kanatan cümlelerle 

Ama babamın
Şu pencerede kalan
Bakışlarını
 Alamadım bir türlü

diyerek bitirir...

Değil aynı şehir, aynı semt , aynı apartman içinde bile olsa taşınmak önce ruhen sonra da bedenen zordur...

Bazı durumlarda da şaşırtıcı, meraklandırıcı, sürprizlere açıktır taşınmak...

Mesela yıllar boyunca aradığınız hediye bir kalemi, küpeyi hatta kara günler için sakladığınız bir tomar kağıt parayı, taşınmak için yerinden oynattığınız  büyük büyük dolapların arkasında hiç ummadığınız  bir anda bulabilirsiniz...

Taşınma esnasında  karşılaşılan az sayıdaki olaylardan biri de yıllardır aradığınız kitaplarınıza kavuşmak olabilir...

Bu ihtimal çok daha azdır çünkü kitap nüfusun büyük çoğunluğu için tuğla gibi test kitaplarını  çağrıştırıyor hala ülkemizde ne acı ki...

Her şeye rağmen , sürprizlere açık bir tarafı  vardır taşınmanın...

Yeni insanlar, yeni mekanlar, yeni şehirler  ve bilinmez ilişkiler de demektir...

Özellikle son yıllarda  yaşanan gelişmeler yeni bir çalışma türünü de ortaya  çıkardı dünyada...Bir çok insan,  haftanın belirli günlerinde bir başka ülkede çalışırken kalan zamanlarda da kendi ülkelerindeki evlerine gelip gider oldu ülkemizde de...

Bu gruptakiler belki eşyalarını evlerini taşımıyorlar ama rutin biçimde kendilerini, gönüllerini , umutlarını özlemlerini  taşımak zorundalar bir yerden başka bir yere hem de hiç ara vermeden...

Ezberledikleri en vazgeçilmez mekanlar da elbette havalimanları...

21. yüzyılın taşınmaları bile bir garip artık...
Üç beş parça eşyanın at arabalarına yüklenip bir yerden bir yere götürüldüğü taşınmalar eski Türk filmlerinde kaldı...Kamyonetlerle yapılanlar da....

Belki farkındayız belki değiliz ama sahip olunması için koca ömürlerin harcandığı, uğruna başka ülkelere gidilip çok paralar kazanıldığı eşyalar ömürlerimizden çalıyor...

Koşturup dururken, çoluk çocuk derken bir bakıyoruz ki saçlar ağarmış, yüzler kırışmış, aynalar pek de uğranmak istenmeyen limanlar olmuş, insanlar birbirine kaf dağı kadar uzaklaşır olmuş....

ömürler biteyazmış....

Koca Yunus bu gerçeği de nasıl özetleyivermiş yüzyıllar öncesinden üç beş kelimeyle bilenler bilir ;

Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
 Şol göz yumup açmış gibi

         ( murat örem / 06 eylül 2013 / ankara...)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder