*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

24 Eylül 2013 Salı

sokak müzisyenleri ; ömrümüzün kasımpatları...


İşe giderken kullanılan  güzergah ve saatin  değişme şansı pek yoktur çoğunluk  için...

Orhan Veli onlarca yıl önceki şiirinde bu gerçeği ne güzel anlatır 

Biz memurlar,
Saat dokuzda, saat on ikide, saat beşte,
Bizbizeyizdir caddelerde.
Böyle yazmış yazımızı Ulu Tanrı;
Ya paydos zilini bekleriz,
Ya aybaşını....    
diyerek..

Yaşayıp çalışılan yer neresi olursa olsun herkes çok daha sık kullandığı bir gidiş geliş yolu belirler kendine...

Bunun tembellikle, üşengeçlikle pek ilgisi yoktur...

Bu davranışın altında yatan temel neden ruh ve bedenin yeniliklerden , bilinmezden kaçmak istemesidir daha çok...

Çünkü insan alışkanlıklarını sever, onlara teslim olur ve  bilinmezlerden rahatsızlık duyar...

En kısa yol en iyi bilinen yoldur tanımlaması da bu gerçeği özetler...

Yine,  hepimizin kendine özgü bir dünya bakışı, 
etkileme gücü ve  etkilenme eşiği  vardır....

Bazen kara bulutlar gölgelemeye çalışsa da etrafımızı , uzaktan veya  yakından geliveren bir  bakış,  her şeyi aydınlatmaya yeter hiç umulmadık anda....

Kimi zaman da bunun tersi  olabilir...
O zaman da yapılması gereken;
kendini korumaktır yüzü her daim gölgeli olan insanlardan....

Hayat, hayatlar, hayatımız...
Hepsi  kendi içinde kocaman bir denge arayışı...
Yine de  herkesin terazisi farklı.

Kimimiz taş tartıyor bu terazide, 
kimimiz ömür, 
kimimiz de insan...

Kimileri de terazinin kefelerini her daim dengede tutmaya çalışıyor. 
Bazılarına göre boş işlerle uğraşıyor çoğumuz...
Başka birilerine göre de hayat sahnesindeki rolümüzü oynuyoruz gün gün...

Bu hesaplaşmalara girince çıkmak zor tabi ki...

Sokaklardaki  çalgıcıları ele alalım mesela...

Bilindik anlamda  bir işi olsaydı yani  bir baltaya sap olsaydı!!! bu çalgıcılar,  “hatırla sevgili o mesut geceyi derken aynı duyguyla çalıp söyleyebilir miydi?

Mesela bir sokak çalgıcısını asık suratlı çalışanların bulunduğu kocaman bir işyerinde  mühimm yazılara imza atan ve en kalın sesiyle de   
Oğlum bana bir çay getir” 
diyen biri olarak düşünmek mümkün mü ?

Bu soruyu, çalgıcıların bu işi yapamayacağını düşündüğümüz için sormuyoruz...
Bal gibi yapardı onlar da kaşının birini her daim yalandan  kaldırarak büyük işler yapıyormuş havalarındaki rollerini...

Soru şu ?
Müziği , notaları hayatına köşe taşı olarak yerleştiren bir insanın ruhuna  böylesi bir işin uygun olup olmadığı...

Çocuklar için  sokak çalgıcıları , dilenmeden, çok zevkli bir işle,  az ya da çok para kazanan farklı birileridir muhtemelen....

Bir başkası için  boş işlerin adamı onlar...

Yeni yeni aşkları filizlenen gençler için, ıkına sıkına , yüzüne allar basa basa ağızdan çıkarılan  “Seni seviyorum cümlesinin fon müziğinin detayları... Üzerinden asırlar  geçse de yıllar sonra garip  bir  sızı , bir  kıymık gibi zihin ve ruhta kalacak biçimde  hem de…

Etrafımıza baktıkça ne çok hikaye görüyoruz kendi halinde  yaşayan,  yaşlanan ve zamanı gelince son repliğini söyleyerek dünya sahnesinden çekiliveren....

Herkes doktor, mühendis, müdür, genel müdür , profesör, kulüp başkanı,  komutan, emniyet amiri , il müdürü, doçent , spiker, patron olsa seslerin,  sözlerin, notaların  kattığı bambaşka anlamları  kim dahil edecekti  hayatımıza ?

Sokak çalgıcılarını  yok saymayın....

Hadi,  bir gülümsemeyi onlardan esirgemenizi anlasak da 
hor görmelerinizi anlamak  mümkün değil...

Bir de eskiler ne dermiş  pehlivanlara,
“altta kaldım diye yerinme
üste çıktım diye de sevinme..”

Hayat bu .....
Kime ne zaman neyi getireceği hiç belli olmaz çünkü....

Ayrıca; biz de bütün yazı boyunca “müzisyen” yerine habire “çalgıcı” mı yazdık  ?

Bu da bizim kocaman ayıbımız olsun....

Müzisyenleri , 
hurdacı ve seyyar satıcılarla birlikte
ilçeden içeri sokmama hakkını kendinde gören zihniyet kadar 
ayıp değildir herhalde  yaptığımız bönlük !!!
         
         ( ayşın örem alptekinoğlu / murat örem / 2008 / ankara...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder