*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

9 Ocak 2014 Perşembe

necati cumalı ; " ağladığını istemem ben ölürsem / beni en sevdiğin halimle hatırla / uzak bir yerde çalıştığımı düşün / hayatta olduğuma inan / bir gün gelir kendiliğinden / geçer bütün üzüntün...."



Türk edebiyatında, yalın olanı, yalnız olanı, gölgede kalan taşrayı ve taşra hayatındaki kadını ,  hakkı yenenin  yanında durarak bıkıp usanmadan döne döne  anlatmış  isimdir Necati Cumalı...

80  yıllık ömründe radyo sinema ve televizyona da  uyarlanan onlarca eser vermiştir Necati Cumalı...Boş Beşikin, Nalınlar’ın, Ay Büyürken Uyuyamam’ın, Mine’nin, Zeliş’in  yazarıdır...

Cumalı,  1921 yılında, bugün Yunanistan’a ait olan Rumeli Manastırı’nın  Cuma beyleriyle tanınan Cuma kazasında doğar...Soyadındaki Cumalı tanımlaması bu köke dayanır..

Cumalı ailesi 1923 yılında Türkiye’yle Yunanistan arasında yaşanan nüfus mübadelesi / karşılıklı nüfus değişimi kapsamında Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmış  ve  İzmir’e bağlı  Urla ilçesine yerleşmiştir.....

Yüksek öğrenimini  Ankara  Hukuk Fakültesi'nde tamamlar Necati Cumalı... Toprak Mahsullerinde ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nde çalışır. Askerlikten sonra  Urla ve İzmir'de avukatlık yapar... Paris Büyükelçiliği  Basın Ataşeliğinde  çalışan  bir dönem  İstanbul Radyosu'nda redaktörlük  yapan  Cumalı, 1960’ların ikinci yarısından sonra  roman ve oyun yazarlığına çok daha fazla eğilir...

Necati Cumalı , edebiyata yalın şiirlerle ve Sabahattin Ali etkileri taşıyan hikâyelerle girmiştir...

Cumalı’nın ilk kitabı Kızılçullu Yolu yayınlandığında yirmili yaşlarının başındadır.... 1940'larda  Varlık, Uyanış, Yeni İnsanlık, Ulus ve Ülkü de şiir ve hikayeler de yayımlar.  

Necati Cumalı , Muharebe Görmüş Bir Adam Anlatıyor şiirinde şunları der:

Muharebede ne ölüm korkusu gelir
İnsanın aklına
Ne, evi barkı düşünürsün
Gezin üst kenarın ortasından
Arpacığın tepesinden
Beğendiğin yerini seçersin hedefin
Tetiği elin titremeden çekersin

Artık karşındaki sana benzemez
O da küçük bir dükkân işletir memleketinde
O da karısını sever
Onun da senin gibi
Küçük bir çocuğu var
Aklına bile gelmez
Artık senin yaşaman için
Onun ölmesi lâzımdır.

Necati Cumalı, çok çalışmakla, birbirine yaslanmakla en kısa zamanda ülkeyi ayağa kaldıracağına inanan yeni cumhuriyetin ilk kuşak  edebiyatçılarındandır...

Ömrünün sonuna dek  zor şartlarda yaşayanların, öğrencilerin, işçilerin, kaybedenlerin, ezilen horlanan, cinselliği bastırılan kadınların yanındadır Necati Cumalı....

Cumalı, insanlığın en temel ihtiyacı olan su kavramından yola çıkarak, toplum yapısını, insan ilişkilerini, eğitim kavramını ve kadın erkek cinselliğini iddialı ve aykırı biçimde anlatır yazdıklarında...

Cumalı’ya ait unutulmaz eserlerden biridir Susuz Yaz...
Susuz Yaz  yönetmen Metin Erksan tarafından yarım asır önce 1964 yılında sinemaya aktarılır......Filmin bir başka özelliği de çekildiği dönemde sansüre takılarak gösteriminin ertelenmesi ve 1964 yılındaki Berlin Film festivalinin en büyük ödülü olan Altın Ayı’yı almasıdır...

Filmde Erol Taş’la birlikte rol alan Hülya Koçyiğit, Türk sinemasına usta  bir kadın oyuncunun geldiğinin haberini verir oyunculuk gücüyle...

Susuz Yaz hikaye ve film olarak öylesine bir rüzgar estirir ki, bir de İstanbul Şehir Tiyatroları sahneye uyarlar yazılanları....Aynı dönemde radyoda da yayınlanır Susuz Yaz...

Necati Cumalı denince akla gelen  bir başka kitap da  1969 yılında basılan Ay Büyürken Uyuyamam adını taşır...Ay Büyürken Uyuyamam kitabında taşrada, kırsalda,  yaşanan /  yaşanamayan,  bastırılan aşkı ve cinselliği  bir çok uç örnekle anlatmıştır Necati Cumalı...Bu kitap ve hikayeler  yayınlandığı dönem de düşünülürse daha bir anlam kazanır...

 Necati Cumalı’nın yazarlık ve edebiyatçılığında  uzun yıllar yaptığı avukatlık yıllarındaki insan dair gözlemlerin  büyük payı vardır...

Cumalı Uzak Haziran isimli şiirinde herkesin hayatının bir yerinde kalan sevdayı anlatır ve şöyle der :

İki dudak arası bir zaman
Gözgöze geldikse geçerken
Mayıs'la Haziran arasında
Yağmurlu bir saçak altından
Aşktı uçup giden üstümüzden
Aşktı değip geçen yanımızdan

Uyanıp kış uykularından
Şubat'la Mart arasında
Eylül'le Ekim arasında
Yaz sularından kıyıya çıkan
İki adım arası bir zaman
Gözgöze geldikse geçerken
Günlük güneşlik bir kaldırımdan
Aşktı uçup giden üstümüzden
Aşktı değip geçen yanımızdan

Aşktı görmedik bilmedikse
Kimbilir hangi Eylül bir daha
Hangi uzak Haziran

Tütün Zamanı üçlemesinin ilk kitabı olan ve Zeliş adıyla bilinen romanında Zeliş’in  Cemal’a olan aşkını ve zor zamanlarda   yaşadıklarını anlatır...Cumalı’nın diğer romanlarından bazılarının isimleri de  Yağmurlar ve Topraklar,  Acı Tütün ve Aşk da Gezerdir...

Cumalı’nın romanlarından bazıları konu bütünlüğü ve devamlılık yönünden birbiriyle bağlantılıdır...

Necati Cumalı 1960’lardan itibaren oyunlar da yazar  ve bu oyunların birçoğu yazıldığı dönemde ve sonrasında büyük başarılar elde eder...1959 yılında yayınlanan Mine oyunu, yönetmen Atıf Yılmaz tarafından, 1980’lerin başında sinemaya uyarlanır...

Yazar Selim İleri  2007 yılında Bir Pastoral Trajedi-Bir Kitap Kapağı başlıklı yazısının farklı yerlerinde şunları der ;  

Necati Cumalı Mine'yi yayımladığında on yaşımdaymışım; yıl 1959. Varlık Yayınları yayımlamış Mine'yi, Varlık Tiyatro Serisi'nin ikinci kitabı.  İç kapakta Necati Cumalı'nın öbür kitapları anılıyor...Yanılmıyorsam, Mine, ilk kez, İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sergilenmiş. Mine'yi birkaç kez okudum. Bence eşsiz bir pastoral trajedi. Necati Cumalı'nın bir başka oyunu da, Derya Gülü, Mine'nin ikizidir. Deyiş gülünç kaçacak, biliyorum. Yine de söylüyorum:

Mine’deki bu aşk düpedüz politik bir tahlildir.

Taşrada aşk yıkımdır diye özetleyebiliriz. 

Şunu eklemek istiyorum: Yalnızca hoyrat erkekler topluluğu değil Mine'nin korkunç yıkımını hazırlayan. Mine usul usul kuşatılır. Erkekler Mine'yi cinsel açıdan kullanmaya yeltenirken, Nurten'in temsil ettiği kadınlar topluluğu, kendi sevilmemişliklerinin öcünü Mine'den çıkarmaya çalışırlar. Necati Cumalı'nın oyunu benden on yaş büyük. Ben yaşlanıyorum. Mine çok genç. Ahlaksızlığın sınırındaki yalan ahlaktan kurtulacağımız güne kadar -yazık ki- hep genç kalacak...



Ahmet Oktay’a göre de, Necati Cumalı’nın tüm oyunlarının beslendiği ana toprak kasaba ve  taşradır... Ancak Cumalı,  taşra yaşamının sıradanlığını, kuşatıcılığını, kadınlar ve erkekler üzerindeki etkilerini tiyatro oyunlarında anlatıp aktarırken  sahne tekniği, oyuncuların jest ve mimikleri nedeniyle hikaye ve romanlarındaki tutumundan az ya da çok ödünler vermek zorunda kalmıştır...der Ahmet Oktay...

Necati Cumalı’nın yayınlandığı dönemlerde büyük etki yaratan ve bir çok kez sahnelenen oyunlarından bazıları da Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri, Nalınlar, Masallar ve  Bakanı Bekliyoruz isimlerini taşır...Boş Beşik oyunu da yıllar önce sinemaya uyarlanmıştır Cumalı’nın...

Nalınlar oyununda da kapalı devre hayatların riyakarlığını, insanların toplum içindeki durumlarını anlatır Necati Cumalı...Nalın, bugün artık hemen hiç  kullanmadığımız yüksek ve tahta tabanlı bir tür takunyadır....

Necati Cumalı’nın Derya Gülü isimli oyununda da yine oyunun merkezinde arada kalan bir kadın vardır...Eşi ve sevdiği erkek arasında kalan kadın bir sahil kasabasında insandan uzak yerde, büyük iç hesaplaşmalarla gidip gidip gelir...Necati Cumalı’nın Derya Gülü isimli eseri de defalarca sahnelenmiş, 1979 yılında Süreyya Duru tarafından sinemaya da uyarlanmıştır....1977 yılında Asuman Korad yönetiminde TRT’de de  Arkası Yarın olarak yayınlanan Derya Gülü oyununda insana dair iç hesaplaşmalar ve gelgitler öne çıkar...

Necati Cumalı 80  yıllık ömründe bir çok ödül alır...Ömür yolculuğunun son durağına geldiğinde de tarih 2001 yılının Ocak ayını göstermektedir...

Cumalı Yaz Geçti isimli şiirinde de sanki Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Ahmet Muhip Dıranas’a uzaktan el sallar gibidir...

Bütün yaz
Kuyunun başında yedik
Akşam yemeklerini
Cevizler iç tuttu
Bademlerin kabukları kurudu
Ayvalara sindi gün ışığı

Yaz geçti
İçeriye aldık
Masayı sandalyeyi
Karıncalar ortalardan çekildi
Kuyunun taşında arılar yok
Boş kova devrik durur şimdi

Türk Edebiyatı’nın en üretken kalemlerinden olan , yaşadığı dönemin koşulları göz önüne alındığında özellikle kadın olgusuna sığ ve acımasız erkek penceresi yerine cesaretle ve daima  kadından yana  bakmaya çalışan Necati Cumalı aramızdan ayrılalı 13 yıl olmuş....

Taşranın, kasabanın dar ve boğucu dünyasını ve kadın gerçeğini, bıkıp usanmadan tekrar tekrar anlatan değerli bir edebiyatçımızdı ve 80  yıllık ömrün sahibiydi Necati Cumalı...

Yazdığı eserler, iki elin parmaklarının sayısını  çok çok aşan bir ismi satır başlarıyla hatırlatmaya çalışırken Necati Cumalı'yla  ilgili küçük bir kapı araladık...
İçeride daha neler neler olduğuna bakmak sizin emeğinize bağlı...

Bir de ne diyordu bundan 24 yıl önce aramızdan ayrılan Cemal Süreya;
“hayat kısa / kuşlar uçuyor...”

( murat örem / 09 ocak 2014 / ankara...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder