*"107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaret !
*her cümle "5846" sayılı yasa korumasında !
*fotolar "ekseriyetle" büyütülebilir !
*sağ alttaki küçük dünya ?
murat örem...

19 Ocak 2014 Pazar

20 ocak 1989 samsunspor faciası ; " ölümler çıplak gelir / geceyi indirir yavaşça gözlerine..."


Üniversitedeyim…
İstanbul’dayım…
1989’un ilk ayı…
Tarih  21 Ocak 1989…

İstanbul Siyasal ' daki bir eğitim dönemi daha kapanmak üzere…
Sınavlardan sevdalardan bunalmışım, sıkılmışım…
Gözüm aklım ruhum her zamanki gibi yollarda…

Finaller üç beş güne bitecek ve ben zamanın Kamil Koç otobüslerinden ya da Sarayburnundan kalkan  İstanbul – Bandırma  feribotlardan birine binerek memleketime/susurluk'a gideceğim…

-         Feribot deyince bugünün deniz otobüsleriyle karıştırmayın…
Şimdilerde  1 buçuk saatte alınan yolu en az 5 saatte alan  yolculuktan bahsediyorum size…Ve fırtınalı havalarda Bandırma limanının ağzına kadar gelip oralardan İstanbul’a geri dönülen seferlerden…-

Finaller bitecek ve ben memlekete/susurluk'a giderek  en sevdiğimle  yine  biraraya geleceğim....Yıllar sonra anlamsız bir kavgada tek kurşunla ölecek Lütfü’ Abinin pastahanesinde  dona dona saatlerce sohbetler edeceğiz en sevdiğimle…Maltepe sigaralarının birini yakıp birini söndüreceğiz karşılıklı… Dadaş   Lütfü Abi'nin  siyasete dair bitip tükenmeyen sorularına cevap vereceğim memlekete ve hayata her zaman insandan ve insanın emeğinden bakmayı fıtrattan  tercih eden bir tıfıl(!) genç adam olarak…bir zamanlar en sevdiğimin , kendisine çok yakıştırdığım kırmızı kabanıyla pastahane kapısından içeri gireceği anları da yüreğim tapırdayarak defalarca yaşayacağım bir taraftan da Lütfü Abi'ye laf yetiştirirken…


Ne lütfü abi kaldı, 
Ne Susurluktaki Atatürk Heykeline bakan o pastane
Ne en sevdiğim/iz...
Ne de gençliğim/iz...



Üniversitedeyim…
İstanbul’dayım…
1989’un ilk ayı…
Tarih  21 Ocak 1989…

Taksim’den Şişli’ye oradan da taa Mecidiyeköy’e kadar ilerleyen  geniş uzun ve çok huzurlu bulvarı dik kesen Ergenekon Caddesi’ne döndüğünüzde  ,  yolun sonunda bulunan ve o zamanlar Kredi Yurtlar Kurumu’na bağlı Feriköy Öğrenci Yurdunda kalan bir  öğrenciyim…

Belki haftanın üç beş günü Erhan dayımda ya da arkadaşların evinde sabahlıyoruz ama kaydım Feriköy Erkek Öğrenci Yurdu’nda…

Bir cumartesi sabahı…
21 Ocak 1989 sabahı…

O zamanlar  her ayın başında yurtta kalan herkese verilen günlük kaffaltı (!) kuponunu  ben de kantinci Pala Haydar’a verip çayımı ve kumanyamı alacak , kalın ağızlı palaks bardaklarda verilen çayı yalandan içermiş gibi yapacağım...ve taaa o günlerden kalacak kalın ağızlı bardaklarla getirilen çaylardan nefret etme huyum....bir taraftan da   daima yaptığım gibi,   evinden hiç gelmeyen parasıyla her günü yarı aç yarı tok yaşamaya çalışan Rıfat’a kumanyamı verecek sonra da  sigaramı yakacağım…

O Rıfat ki , yıllar sonra öğreneceğiz onun da üniversiteyi yarım bırakmak zorunda kalarak bir dağ başında öldüğünü…

Bir tatil  sabahının mahmurluğu…
21 ocak 1989’un cumartesi sabahının mahmurluğu…
Yurdun kapısından çıkıp Şetat Borsa  Pasajı’nın kapısındaki gazeteciden alınacak  gazeteler ve Maltepe sigarası…

Gazete bankosunun önündeki insan kalabalığı…
At nalı harfleriyle basılan manşetler…

Samsunspor Otobüsü….
Kaza…
Yas…
Ölümler…

Kasap Muzaffer...
Muzaffer Badaloğlu...
- ki ben ayrı tutardım onu...- 

başlıkları…

Hızla okuduğum haberler….
Bir gece yarısı bir otobüsün kamyona arkadan çarpması ve ölüler ölüler…

Malatyaspor maçı için yollara revan olan Samsunspor kafilesinin yaptığı dramatik kazanın gazete manşetlerine tırmanması…

O Samsunspor ki , özellikle 1980’li yılların ikinci yarısında zamanın Birinci Ligi’nde dengeleri alt üst etmiş, futbolun en büyüklerini   burunlarını defalarca sürte sürte  yenmiş, arkayı beşleyelim, dörtleyelim esprilerine esin kaynağı olmuş, Tanjuları yetiştirmiş, zamanın  hasbi (!)  yöneticilerinin nevi şahsına münhasırlığıyla da ülkenin dört bir yanında  sevgi saygı heyecan çemberi oluşturmuş etrafında…


20 Ocak 1989 gecesi yaşanan kaza…
21 yaşındaki bir genç adam…
Futbolun skorunu,  prostatlı camiasını  ve kof tartışmalarını hiç sevmese de olan bitenin  sosyolojik yanını daima önemseyen bir genç adamın hissettikleri…

Aradan geçen tam 25 yıl …
21 yaşındaki genç adamın 50’ye doğru gitmesi…
Bugün , o zamanki yaşındaki kadar  erkek evlada sahip olması…

Aradan geçen tam çeyrek asır...
Hafızanın hatırla dedikleri…
Klavyenin yaz dedikleri…
Öyle işte…

( murat örem / 19 ocak 2014 / ankara….) 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder