*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

28 Ekim 2016 Cuma

masallar çocukluğumun anavatanıdır...kim bana masal derse iki elim kanda da olsa elimden ne gelirse yaparım…gülden görgülü güler hanımın ve ailesinin "hikayemasal.com" daki emekleri de buna dahildir…



ne kadar çocuktum…
hatırlamıyorum….
ama herhalde çokbiçocuktum…


1970’lerin  tam ortasıydı…
okumayı yeni öğrenmiştim…
bir daha da kurtulamadım  bu  hastalıktan:)



okumak öyle  bir  hastalıktı  ki benim için
denizde  havada  karada , yatakta sokakta  kapıda   farketmezdi…
hala da öyledir…



o çokbiçocuk zamanlarımda
bir gün dedem selahi örem  gelmişti akşam vakti…
babaannem bedia örem zaten bizdeydi…
gittiği her yere her zaman eli kolu dolu giren dedem bir paket de bana uzattı…
kocaman bir  paket…açtım hemen kâğıdını yırta yırta…



paketin içinden ne çıktığını birazdan :)  söyleyeyim…
öncesinde banal yayıncı jargonuyla  biraz  teaser  döndürelim…



bir çocuk için en güzeli  gelen hediye paketini caarrrt diye yırtmaktır…
çocuklar o paketleri caart diye yırtarken genellikle büyüklerin içi gider…
onlar ister  ki önce ipin fiyongu çözülsün sonra paket itinayla açılsın falan…
oysa işin büyüsü o paketi caarrt diye yırtmaktır…
eskiden büyükler daha da üzülürdü bu paket kağıtlarının yırtılmasına 
çünkü  bir sıradan paket kağıdı bile kırk yerde kullanılırdı…
yoktu çünkü...yoktu...para varsa ürün yoktu...
ürün varsa genellikle alacak para yoktu....


…………..
ey anne babalar ; bu yazıdan sonra dikkat edin,  çocuğunuz bir paketi caart diye yırtarak açmıyorsa bilin ki çok fazla manevi yük altında bırakmışsınızdır onu…yapmayın…çocuktan büyük olmasını beklemeyin… tamam koskocaman kadınların adamların çocuk gibi davranmasına acı çeke çeke alıştık ama hiç olmazsa çocuklarınıza bu manevi baskıyı çok erken yaşatmayın…evet, bence de çocuk da bir insandır ve ona insan gibi davranılması esas olandır ama yetişkinle çocuk arasındaki farkı da unutmadan…bu farkı unutmayın….unutmayın..
………..


bilenler bilir; 

sakallı bıyıklı  eşşek kadar :) adam olsalar da bugün; ilk gözağrım  umur örsan  ve  can eriğim arda erhan bir yanadır benim için dünyanın kalanı da öbür yana…işte ben iki evladımın da ameliyatlı / sezaryenli  doğumunun hemen arkasında gayet sakin biçimde elindeki  gazeteleri  sabaha kadar hatmetmiş bir babayımdır…hele hele büyük oğlum  umur örsanın  en ergen zamanlarında yazlıkta bisikletten tepe üstü düşüp tır çarpmışa dönen halini toparlamak için  girdiği  çok zorlu tibia kemiği  ameliyatının gecesinde bile sabaha kadar gazete hatmetmiş bir garip ademoğluyumdur ben…


okumak bir terapidir hatta hastalıktır!!!  benim için…
hastalığımın müsebbiplerinden:)  biri de işte elinde paketlerle gelen ve her karne döneminde zamanın en büyük kağıt paralarından defalarca veren selahi örem dedemdir…ikimiz de bilirdik çünkü yarım saat içinde o kağıt parayla balıkesirin en büyük kitapçısına gidip bir çuval kitapla döneceğimi…dedem güle oynaya verirdi bir bahaneyle o parayı,  ben koşar giderdim bir bahaneyle hemen karşıdaki kitapçıya…sonra gelsin kitaplar kitaplar kitaplar….


işte dedem bize geldiği gün elindeki paketi uzattığında az çok tahmin ediyordum içinden yine ne çıkacağını…ve paketi caaart diye açtığımda   koca bir takım masal kitabı selamlamıştı beni…10 kitaplık setti…zamanın imkansızlıklarına göre muhteşem kitaplardı…kuşe kağıda basılmıştı ve hepsinde renkli resimler vardı…kocaman yazıyordu her kitabın başında; Türk Masalları  diye…ve her kitabın üzerinde de masalları derleyen yazarın ismi  duruyordu ;
                                             eflatun cem güney


hayat bana,  50 yaşın tam kapısında durduğum şu zamanlara dek  masal gibi güzellikler  gösterdi bir çok insanın hayalini bile kuramayacağı…


masal gibi yerler  dünyalar gördüm…
masal gibi insanlar en yakınım oldu…
en yakınımdakilere masal gibi hayatlar yaşattım…


huyuyla suyuyla ,  boyuyla posuyla
masallar kadar güzel iki erkek  çocuğunun
babası olmak ne demektir iyi bildim 
hala da övünmek gibi olmasın iyi biliyorum



masallarla hikayelerle bir evin nasıl güneşlendirildiğini  de çok iyi bilirim… yıllar boyunca,  bir kase yoğurt bir  çimdik tuz  istemek için gelen komşuların arkadaşların  sırf evimizin güneşinden sohbetinden feyzlenmek için saatler sonra akılları bizde kala kala  gönülsüz halde izin isteyip gittiği gündüzleri  geceleri de çok yaşadım  çok yaşattım…


ama aynı hayat gün geldi bulutlu yüzünü de gösterdi ve itiraf edeyim daha çok benim eyvallahsız ve ukala taraflarım sebep oldu bunlara… pişman mıyım...asla ve kat'a pişman değilim...


masallarda da öyle değil midir…kibrinden burnu havadaki aslanı düştüğü büyük ağın içinden zamanında küçümsediği fındık faresinin dişleri kurtarıverir günü gelince

ama ne olursa olsun aslan aslandır işte…!!!  
burnu düşse yere, tenezzül edip eğilip almaz...
aslan da böyle aslan olmuştur  çünkü….


işte  bu yüzden bana masal demesin kimse…
masallar çocukluğumun anavatanıdır…


masallar; 
aldığım binlerce  kitapta emeği olan selahi örem dedemdir…
öğretmen maaşının kallavi kısmıyla kitaplar alan annem müjgan öremdir…
masal gibi cümlelerle yavrularım diye notlar yazan babam taşkın öremdir…


yıllar boyunca masal gibi  bir evde, 
oyunlar okumalar anılarla  büyüttüğüm
can eriklerim umur örsan öremdir…
arda erhan öremdir…


kim bana masal derse
iki elim kanda da olsa
elimden ne gelirse yaparım...


muhtemelen yüzünü hiç görmediğim 
ya da  aylar önce ayaküstü bir kez üç dakika gördüğüm
gülden görgülü güler hanımın emekleri de buna dahildir…
üç kişilik çekirdek görgülü ailesinin çabaları  da buna dahildir…


harflerin kelimelerin ve masalların böyle  tarifsiz bir  büyüsü vardır işte...
yüzünü bile görmediğiniz insanlarla  büyük insanlık ailesine  dahil eder sizi...
bu bir gönül birlikteliğidir ve hiçbir beklentiniz yoktur.... 


gülden görgülü gülerin yıllar önce emek emek ve güzelim bir amatörlükle:)  hayata soktuğu http://www.hikayemasal.com da  bundan sonra da hiçbir beklenti içinde olmadan,  tek bir talepte bulunmadan masallar okumak da bu gönül birlikteliğine  her zaman  dahildir….



          ( murat örem / 28 ekim 2016 / ankara…)

4 yorum:

  1. Çocukluğuma döndüm. Abim sırtını kaşımam karşılığı bildiği, uydurduğu masalları anlatır, ben de abim masal anlatırken uyuyakalırdım. Sonraları evin masal okuyucusu haline gelmiştim. Üç kızım da saatlerce masal dinlemeden uyumazdı. Bense gözümden uyku aka aka saatlerce en yumuşak sestonumla okumaya devam ederdim.
    Hep masallar diyarındaki büyük ve mutlu ailenin bir ferdi ol. Yüreğin ve kalemin hiç durmasın.

    YanıtlaSil
  2. Namıkçım/Sevgili Dostum/Güzel İnsan;

    bazen bir programı hazırlarken,
    bir yazıyı kaleme alırken,
    bir seslendirmeyi yaparken
    karşınızda yalnızca tek bir insan
    varmış gibi düşünmek çok güzeldir...

    o tek tek insanlar
    birbirinden habersiz çoğalır
    kocaman bir yumak olur...

    sonra da o insanlardan böyle manidar sesler gelir:))
    o zaman doğru yolda olduğunuzu anlarsınız...

    aklının aydınlığından, insanlığından öperim dostum...

    murat....

    YanıtlaSil
  3. O tek tek insanlar birbirinden habersiz kocaman yumak olurlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sayın güler,

      size ve ailenize
      teşekkürlerim
      ve iyilik dileklerimle...

      murat....

      Sil