*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

19 Ekim 2016 Çarşamba

robin williams'ın hatırlattıkları.../ insan şiir yazmak yerine daha çok para kazanmalı...daha çok tüketmeli...hep tüketmeli ve daha çok "mış gibi" yapmalı...kapitalizm döne döne bu masalı söyler çünkü...

                                                                  (1951-2014)


siyah beyaz televizyonun içinde bir adam; 
komik, içten , kendi gibi, sempatik...
o adamı evin içinde izleyen çocuk...

habire sesleniyor o adam ; 
mork orsını arıyor ...
mork orsını arıyor...
ark ark ark...ork ork ork..
çıkardığı temel sesler...


bir de elini garip biçimde tutup
"nanu nanu nanu " yapıyor...

uzaydan yumurta kılıklı bir kapsülle gelmiş mork...
orsın, uzayda bıraktığı, özlediği...
bir türlü ulaşamadığı....
bir de mindi var, mork'u evinde saklayan...


çocuk büyüyor...
çocuk büyüyor..
çocuk büyüyor...

mork da mindi de orsın da 
çocukluğun dehlizlerine saklanıyor...


1980'lerin sonlarına doğru artık üniversiteli o çocuk...istanbul gibi kocaman şehirde...tevfik fikret'in   diliyle söylersek  "bin kocadan arta kalan bakire şehirde..." 


birileri   derse gidiyor...
o  genç çocuk tiyatroya...

birileri kinge gidiyor
o genç çocuk sinemaya...


birileri birilerine gidiyor...
o genç çocuk memlekette bıraktığı  
sarı damarlı mavi gözlüsüne...


bu kez, çemberlitaşta bir sinema akşamında karşısına çıkıyor çocukluğunun mork'u o genç adamın önüne....80'lerin sonuna doğru ilerliyor  takvim...günaydın vietnam zamanları...haksız bir savaşın içinde, burada da saldıran tarafta olan abd'nin aksine insankereinsanadam kılığıyla çıkıyor mork...bilinen şeyler oluyor sonra filmde de...askerler çok severken,  büyük tepki topluyor mikrofonun önündeki adamın samimiyeti, vietnamdaki abdli  yöneticiler tarafından...


çünkü ; 
savaşta bile insan/lık istenmiyor..
umut istenmiyor...
gülmek istenmiyor....



1990'ların başında,  evli barklı bir adam artık yıllar önce siyah beyaz televizyonda  mork ve mindiyi izleyen o çocuk...üniversiteli olmak bile  geride kalmış..


sarı damarlı mavi gözlüsüyle , ankarada evli barklı bir adam...
 

ve bir gün, artık yerinde yeller esen ankaradaki  derya sinemasında bir kez daha karşısına çıkıyor mork,  evli barklı çocuk adamın...bu kez öğretmen john keating olup sıraların üstüne çıkıyor..


baktığınız yer değiştiğinde gördükleriniz de değişir  !!!
diyor öğrencilerine...



zehirliyor çocukları yani...!!!! 
kışkırtıyor çocukları yani...!!! 
hem de bir öğretmen olarak....


o genç çocukların ruh dünyalarında ölü ozanlar dolaşıyor...
oysa hayat şairliği ozanlığı kaldırmaz  !!!
kaldırmamalı !!!


insan şiir yazmak yerine; 
dna'sını bozma pahasına gıdalar üretmeli...
büyük binalar yapmalı, insanı ezen...
çocuklar portakalı markette görmeli ağaçta değil...
herkes daha çok para kazanmalı...
daha çok tüketmeli...
daha çok mış gibi yapmalı....
kapitalizm döne döne bu masalı söyler çünkü...


sonra can dostum filmiyle çıka geliyor çocukluğun mork'u...mork'u izleyen çocuk da çoktan büyümüş,  artık iki erkek çocuğun babası...bir profesörle bir hizmetlinin  adım adım yürüdüğü yolda insanı / insanlığı görüyoruz yine can dostum filminde...


60 küsur yıllık ömründe onlarca filmde rol alıyor robin williams...
hepsi bir çıtanın üzerinde  olan onlarca film ve dizide....
ve hiçbirinde  en ufak bir müptezellik yok...
ve çoğunda insan hikayeleri , insanlık hikayeleri var...


sonra tarih 2014 ağustosu olduğunda...
bir flaş haber düşüyor ajanslara...


yeter bu kadar,  "üstü kalsın"  diyor  robin williams...


dünya internette en çok onun adını arıyor 2014  verilerine göre......



ve ölümünden iki yıl sonra karısının mealen şu densiz kere densiz ve ruhsuz kere ruhsuz şu  beyanatı düşüyor ekranlara;  


" robin, zaten hastaydı...
kendi gitmeseydi bile...
iki yıl içinde ölürdü...." 



şimdi anlaşıldı diyor  bir ak saçlı adam...şimdi anlaşıldı...insan bu cümleyi kuracak biriyle onca yıl geçirdiyse, karım demek  zorunda  veya kocam demek zorunda kaldıysa...elbette şu cümleleri kurar da gider ; 


" hayatta en kötü şey,   yalnız bir insan olarak ölmektir  diye düşünürdüm...değilmiş...

en kötü şey,  kendini yapayalnız hissetmene sebep olan  insanlarla biraradayken ölmekmiş..." 
                                                      
                                                      ( robin williams/ 1951-2014) 


( murat örem / 19 ekim 2016 / ankara...) 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder