*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

26 Mayıs 2014 Pazartesi

"....ve kayığına bindi / yanına bir anlam aldı / açıldı...."




         ertesi güne mutlaka bir iş bırakın ...dermiş eskiler...
         atalar da “bugünün işini yarına bırakma...” der durur...

         sorgulayan bir zihin , bu iki önermenin taban tabana zıt olduğunu görür...
         öyledir...hakikaten öyledir...
         çünkü genellemelerin ruhunda vardır  birbiriyle çelişmek...
isterseniz , bir konu hakkında tamamen iki ayrı sonuca ve görüşe  ait onlarca atasözü, deyim, darbı mesel görebilirsiniz....
        
endişeli modernlerin bile ilgi alanına giren burçlar   fallar  gibidir bu iş de...
        
       koca koca insanlar kahve fincanlarını çevirir, baklaları attırır, yıldızların nizamatına baktırır, yaylar oğlaklar balıklar şöyledir böyledir kıldır tüydür diye diye gözlerini belertir ya ... fırsatlar yaratıp senin burcun hamhupşaralop değil mi ben anlamıştım zaten diyerek birbirine nazire , işve , cilve yapar ya...

         oysa bir sektördür bu fal burç işleri de...
         maliyetsiz , sermayesiz , ayaküstü bir sektördür...
         abartmalarla , beyaz yalanlarla beslenen bir sektördür...

         çünkü insan sever,  yalandan da olsa umutlanmayı...
       
       çünkü insanların çok ama çok büyük çoğunluğu kendini dindar görse de ve bütün semavi dinlerde gaipten haber almak/ vermek ZİNHAR diye yasaklansa da yine de sever büyük çoğunluk,  tahrif edilmiş güzel haberler duymayı...

         elbette eğrisinin doğrusuna denk gelmesi misali fincanın içinde kuş görenlerin, yüzük görenlerin , zebellah görenlerin , dağıttığı baklaları toparlarken sana bir devlet kuşu konacağh aplacığım diyenlerin dediklerinin bir kısmı da zorlama yorumlarla gerçeğe çıkabilir de...

ve yine elbette herkesin , hepimizin böyle küçük oyunlarla avunma hakkı da olabilir zaman zaman...

oysa yine analitik  bir akıl, 7 milyar insanın 12 burç kategorisiyle tanımlanmak istenmesinin gerçeküstülüğünü hatta sapına kadar saçmalığını şıp diye görebilir...

şimdi başa dönelim ;
neden demiş eskilerin bazıları ; “ertesi güne mutlaka bir iş bırakın” diye...
çünkü yaşlanma ve yaş almayla birlikte insan sanılanın aksine ölümden daha çok korkar....arkada bırakılacak ve iyi kötü tadı alınmış bir hayat vardır çünkü...yaşlanan kemikleriniz sızlasa da, gözleriniz kulaklarınız asli işini unutsa da , dişleriniz kesmese de, gelinleriniz damatlarınız evlatlarınız sizi ayak altında dolaşan insanlar olarak görse de görmese de,  can tatlıdır....

ve ertesi güne iş bırakmanın arkasında da böyle bir oyun vardır...
ölüme,  daha gelme çünkü benim bitirilecek işim var demektir  bu...

bunlar insani korkulardır...
lakin   çünkü ve ama yine de ; korkunun ecele faydası yoktur

kainatın üzerinden nice  medeniyetlerin kavimlerin gelip geçtiğini düşünürseniz  bir insan ömrü cim karnında nokta bile değildir...ölçekleri büyük tuttuğunuzda insan ömrünün uzunluğu kısalığı gibi kavramların da battala çıktığını görürsünüz....

insan , sevdiklerinin uzun yaşamasını ister...
bunun içinde de binlerce duygu, kaygı, istek , beklenti vardır, olabilir...
bizim gibi hala erkek odaklı çalışma hayatının baskın olduğu sosyo ekonomik toplumlarda ,  evdeki baba öldüğünde, geriye sigortalı maaşı (!)  kaldığında acı daha hafif daha katlanılası olabilir...oysa bir evde anne öldüğünde duvarların bile ağladığını görebilirsiniz...

ama bir evden bir evlat gittiğinde o evin içinde hiç bitmeyecek yangın çıkar...
sönmez , söndürülemez bir yangın...
küllenmeyen bir yangın...

hayatın heybesinde hepimiz için bilinmezler vardır...
aklımız , emeklerimiz, yaptıklarımız , öngörülerimiz yalnızca bir kısmına yeter hayatın bilinmezleriyle çarpışmak için...

ingilizcede ev kelimesini house ve home ayrı ayrı ifade eder...
house bir evi anlatırken home dediğinizde sıcak  bir evi anlatırsınız...
tıpkı türkçemizdeki ev ve yuva gibi...


sarıdamarlıgüzelgelin   evin annesidir....
bunca yıldır , çeyrek asırdır , bildiği gördüğüyle,  emekleriyle samimiyetiyle çocuklarına verdiği karşılıksız sevgisiyle anne olmanın ve evi yuva yapmanın gönüllerdeki karşılığıdır sarıdamarlıgüzelgelin ....

hala didişiriz onunla...
dünyaya baktığımız yerler farklıdır, çok farklıdır...

ben herşeyiçokiyibilsedebinkusurbulmayahazırhuysuzadamıyken
o , kusarakvesusarakiyiintikamalanlargrubununennezihüyesidir...

kelimeler iki ucu keskin sürmene bıçaklarından daha keskin nasıl olabilir çok yaşamışızdır karşılıklı...ve ihtimal ki, bundan sonra da  taraflardan ikisi de pes etmeyecektir...

ve ihtimaller çoktur...

ömür dediğimiz şu oyunda bütün bunlar bir yana
emekleri çoktur...emekleri eksik olmasındır...
ömrü uzun gönlü şen olsundur...nice yaşlar görsündür...

artık 47 yaşın kapısından içeri girdiği şu günde de sonrasında da
aradan onlarca yıl geçtiğinde bile  
sarıdamarlıgüzelgelinin eteklerine her daim güneşler bulaşsındır....

( murat örem / 26 mayıs 2014 / ankara...)
 -başlıktaki resim / yalçın gökçebağ....- 
         - başlıktaki dizeler / özdemir asaf....-






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder