*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

20 Mayıs 2014 Salı

halil cibran ; " karakter sahibi bir insanın ruhu yaralarla doludur..."



“Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.

Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.

Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.

Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,

Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.

Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.

Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.

Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever...”

Bu  muhteşem ifadeler  kısa ömrünün uzun  yıllarını  Amerika Birleşik Devletleri’nde  geçiren  Lübnanlı şair  ressam   düşünür Halil Cibran’ın   Çocuklar”   başlıklı yazısından... Çevirinin altındaki imza da Aytunç Altındal’a ait...

Halil Cibran,  çocuklarının iyiliğini düşüne söyleye,  “vır vır vır”  onların hayatına çok fazla müdahale etme yanlışına düşen  anne babalara da seslenir Ermiş isimli  kitabındaki Çocuklar yazısında...

Halil Cibran’a modern çağın son filozofu  demek yanlış olmaz.  48  yıllık  ömründe ve yazdıklarında çok  derin  felsefi temel vardır Halil Cibran’ın...

1880’lerin başında Lübnan’da doğan Halil Cibran’ın yazıları onlarca dile çevrilmiştir. Ömrünün son 20  yılını Amerika Birleşik Devletleri’nde geçiren Halil  Cibran’ın  resimleri de hala dünyanın birçok şehrinde sergilenir.

Yazıları daha çok  İngilizce olan Halil Cibran’ın akla  gelen en ünlü kitabı  Ermiş’tir...Cibran’ın bir çok kitabı artık aramızda olmayan gizemli ve çok  birikimli isim Aytunç Altındal tarafından büyük zenginlikle çevrilmiştir ilk olarak...

Ermiş kitabı  The Prophet adıyla yayınlanır. Toplam 26 şiirsel metinden oluşan kitap, El Mustafa adındaki ermişin Orphalese şehrinden ayrılırken yaptığı konuşmaları kapsar.

Halil Cibran Ermiş’te çocuklar, suç ve ceza, yasalar, bilgelik, öğretme, arkadaşlık, aşk, evlilik,  güzellik, din konularının yanında  son olarak da ölüm temasını işler,  El Mustafa’nın ağzından.

Elvis Presley , Halil Cibran’ın Ermiş kitabını yüz binlerce dinleyicisine dağıtmıştır 1960 ve 70’lerde...

Halil Cibran sevgi ve evlilikle ilgili olarak da şu unutulmaz cümleleri yazar kitabında...Aşağıdaki çeviri yine Aytunç Altındal’a  aittir...

...birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin..
bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına  vuran dalgalar gibi olsun...
birbirinizin bardağını  doldurun ama aynı bardaktan içmeyin
ekmeğinizden verin birbirinize ama ayni somundan ısırmayın...
birlikte şarkı söyleyin ;lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin...
sazın telleri de yalnızdır ama  armoni içinde aynı melodiyi seslendirir...
birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı  kilitleyip saklamak için degil!
sadece hayatın eli o kalbi saklar!

birlikte durun, ama yapışmayın,
tapınakların sütunları da bitişik değildir!
ve unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler...”


1931 yılının Haziran’ındaki ölümünün ardından 83 yıl geçse de büyük bir  bilgedir,  feylesoftur  Halil Cibran...

Ne demişti ;  dünyanın ve ülkemizin  antropoloji biliminin marka ismi bozkurt güvenç hoca bir gün sana murat örem,  hatırla ;

“ben yıllarca insan değişir kültür değişmez sanmıştım...
meğer kültür değişirmiş de insan/insanlık gerçekleri değişmezmiş...”

işte değerli okur ; insanın , yalnızca hakiki insanda yeşermesi gereken insanlık halleri değişmediği için halil cibranlar görüp bilmek isteyenler için dünya durdukça hep kalacak...

afracılar tafracılar ,
adamsendeciler,
nemelazımcılar
amanbanabirşeyolmasıncılar,
banadokunmayanlarbinyaşasıncılar
çokişimvarnasılokuyupdüşüneyimciler ; .
ömürlerini tamamlayıp gidecek ama 

insanlık kalacak...
daima kalacak...

                                      *****



-meraklısı için dereden tepeden uzun uzun notlar ;

*bu yazıyı, güzel bir niyet ve tanımla yapılsa da   meramını anlatmaktan  uzak nezaketsiz  bir benzetmeyle  yunanistan’ın  sezen aksu’su olarak lanse edilen haris alexiou’yu defalarca  dinleyerek yazdım... dün geceden beri dinliyorum...özellikle ‘ı roza / nazaria’ isimli şarkısında derin bir hüzün ve yaşama sevinci var ve alexiou’nun sesi birkaç insanlık telini koparacak kadar hakiki  insan sesi...gece benimle haris alexiou şarkılarına kulak veren ve müzikte ciddi bir yetenek olma ihtimali bulunan küçük oğlum arda bir ara şöyle bir yorumda bulundu ; “baba , yahu, bu ezgilerin çoğu türkçe şarkılarda da var...biz hep mi yunan ezgilerini ve diğerlerini dilimize uyarlamışız...,?” “insan ve insanlık birbirinden etkilenir oğlum, biz bir çok yönden bir bütünün parçalarıyız..” desem de iyi bir soruydu ? can alıcı bir soruydu...

* bu yazıyı , aynı zamanda , halil cibran’ın ilk kez 1974 yılında, bundan tam 40 yıl önce  türkçeye çevrilen “ermiş” isimli kitabının ilk baskısını  gözümün önünde bir hazineyi tutar gibi yazdım...meraklısı için başlıklı yazının başındaki fotoğraflar da işte bu kitaba aittir. hafızam beni yanıltmıyorsa kurucusu ve sahibi de olduğu e yayınlarından çıkardığı kitapta ve çeviride yukarıda da değindiğim gibi çok yönlü entelektüel  aytunç altındal’ın imzası vardı...

* ama esasen bu yazıyı , bundan 10 yıl önce bir aylaklık zamanımda ayaklarım yine beni bir kitapçı dükkanına / sahafa  götürdüğünde,  tanışmaktan büyük onur duyduğum aydın sami güneyçal’ı da saygı ve sevgiyle anmak için yazdım... sözünü ettiğim 1974 yılına ait  ilk baskı ermiş kitabını da kendisinden almıştım...aydın sami güneyçal , sıradan bir kitapçı değildi. yılların , en netameli yılların da yayıncısıydı...aydın kitap ve yayınevinin sahibiydi...bugün hala alanında tek olan ferit devellioğlu imzalı “türkçe osmanlıca sözlük” kitabının da ilk yayıncısıydı aydın sami güneyçal. alanındaki tek  referans kitabın/sözlüğün  telif hakları hala ondaydı , evlatlarındaydı...edebiyat ve yayıncılık dünyasından yüzlerce şaşırtıcı anısı vardı güneyçal’ın  ölmüş gitmiş insanların arkasından artık yazıya dökmeyi  hiç de etik bulmadığı...tunalı hilmi caddesinin o hepinizin bildiği gıllıgışlı neonlu tarafında değil de mimar kemal lisesine giden  tarafında bir oda/ dükkanı vardı ben tanıdığımda  80’li yaşlarda olan  güneyçal’ın...ilk ziyaretlerimde ben de çok  daha  genç bir adamdım ama doğup yaşamadığım yıllara dair  taşları yerine oturtan edebiyat ve gazetecilik konulu  sorularım şaşırtmıştı aydın sami güneyçal’ı...önce gözleri ve beden diliyle sonra da kelimeleriyle onurlandırmıştı hem beni hem bu  birikimimi...elinde büyüteci , arkasında lambası ve kış günlerinde içeriyi ısıtan elektrikli cihazıyla hep masasının başında kitapların arasındaydı aydın sami güneyçal...emek emek ,ilmek ilmek çalışıyordu kelimeler , kavramlar üzerinde o yaşında da.... dükkana giren çıkan çok az müşteri  olurdu ya da bana hep öylesi denk gelmişti...açıkçası bu durum işime de gelirdi...daha çok ve kesintisiz sohbet ederdik...sorardım hemen  susardım ve can kulağıyla dinlemeye başlardım...ağır ağır tane tane  konuşurken olay örgüsünde hiçbir hata kopukluk yapmazdıı... her seferinde kapıdan içeri girdiğimde de yaşına başına bakmadan mutlaka ayağa kalkardı ve ben mahcubiyetle , “lütfen hocam..” derdim...hep ağır konulardan konuşmazdık...arada kadınlardan hanımlardan da  şikayet ederdik tatlı tatlı..  “kadınlar gazeteleri, kitapları pek sevmez, bir süre sonra kitapları seven kocaları da gözlerine fazlalık görünür”  derdi...bu cümleyi ne çok duydum etrafımdaki seluloz bağımlılarından...

belki de haklı olan kadınlardı, kadınlardır...

son ziyaretimde kanser nedeniyle ameliyat olacağını söylemişti bana elindeki kalemi ve büyüteci bırakmadan aydın sami güneyçal....bıçak altına yatacak ve her şey yolunda gidecek sonra da  kitaplarının arasına dönecekti.. bu görüşmenin ardından çok kısa bir süre sonra  son kez gördüğümde  kocatepe camiinin bahçesindeki kitap fuarında bir kitabın peşindeydi yine aydın sami güneyçal   ama gözündeki fer gitmişti... “ah kanser / ah pis yengeç”  demiştim içimden ve elindeki kitabı alarak dükkanına kadar taşımıştım...yolda giderken yakınlarındaki insanların acımasızlığından yakınmıştı bana...onların “şurada kaç günün kaldı hala niye kitap,  niye kitaba verdiğin para..”  mealindeki cümlelerinden çok incindiğini söylemişti.... “biliyor musunuz biz hastayız, kağıt ve seluloz bağımlısıyız , belki onlar da haklı (!), bizden daha haklı,  üzmeyin kendinizi ...” demiştim usulca...herkesin hayatın gailesine teslim olduğu günler boyunca dükkanının kapısı bir süre hiç açılmadı aydın sami güneyçal’ın...önünden yürüyerek veya araçla geçerken zihnim hep aynı korkularla irkiltti beni...yine de yüzleşmek , kondurmak istemedim...sonra bir gün tunalı hilmi’deki o kitapçı dükkanı sessiz sedasız boşaltıldı...sonra bir gün , aradan kısa zaman geçtikten sonra ‘rent a car’ tabelası göründü....aydın sami güneyçal da gitmişti....kitaplarını, büyütecini, nezaketini, anılarını, insanlığını bırakarak gitmişti...

ya kebikeç....diyerek mi gitmişti...
gönlü kırık mı gitmişti...
uzun  bir ömrü mutlu ve huzurlu sonla finalleyerek mi gitmişti...
bilmiyorum...

bildiğim,
tanıdığım çookk insan arasında gönlümde ayrı bir yer bırakarak gittiğidir...

bildiğim ,
bir çok yazımda sevgi ve özlemle andığım ve ikisini de birbirine çok benzettiğim selahi dedem misali , aydın sami güneyçal’ın da ölümüne üzüldüğümdür...

         ( murat örem / 20 mayıs 2014 / ankara...)
                   - fotoğraflar / murat altunkaynak-




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder