*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

25 Mayıs 2014 Pazar

ankarayı gittikçe daha az seviyorum...istanbulu gittikçe daha çok özlüyorum....



         ankarayı  gittikçe daha az seviyorum…
         istanbulu gittikçe daha çok özlüyorum…
        
oysa , ankarayı daha çok sevmek
istanbulu daha az özlemek isterdim…

köklerim   egede  25 yıllık ankaralı olarak aklımdan şunlar geçiyor gün  gün, hem de her seferinde biraz daha artarak ;  

ankara , kent olarak kaybetti.
ankara hayatın renkleri olarak,  kaybetti.
ankara kültür sanat olarak , insan profili olarak kaybetti.
ankara ,  coğrafi olarak da tam içinde durduğu iç anadolu kültürünün sığlığına ,  yeknasaklığına , denizsiz , ufuksuz  olmasına teslim oldu …

ankaranın neresinde oturursanız oturun, dikkatli bir gözle bakarsanız  uzun yıllardır  insanıyla birlikte yaşamadığını görürsünüz …

sokakları bakımsız  , kaldırımları kırık dökük ankaranın…
geceleri ıssız ve soluksuz ankaranın…
güzelim parkları insansız ankaranın…
balkonları ardiye niyetine işgal edilmiş, zeytinyağı tenekelerine terk edilmiş  ankaranın…
kentin merkezi kızılayı bile orta halli bir anadolu kentinin pejmürdeliğinde…
bir egeli , marmaralı olarak , balkon kültürü  bu kadar olan  şehirde yıllardır yaşamak zorunda kalmanın ne olduğunu anlatmayalım ,  bilenler bilir çünkü bu iç sıkıntısını…
bu söylediklerimizden yola çıkarak durumdan vazife çıkarmaya veya alınganlık yapmaya  kalkmasın kimse; bu sönüklük , pırıltısızlık , içine kapanmışlık , renksizlik, hodbinlik yalnızca yerel yönetimle belediye başkan(lar)ının tutumuyla açıklanamaz…
onları kolaydan suçlamayla  içinden çıkılamaz…

bu gelinen noktada , ankarada yaşayan herkesin payı var…

şehrin sokaklarını bırakıp evlerine kaçanların payı var…

onca yaşanmışlığa şahit evlerini gözünü kırpmadan satıp  inceklere, çayyoluna, yaşamkentlere, olmayan denizi pazarlayan vadilere… göç edip  süpperakıllıdairelere terfi ettiğini sananların payı var…

güneşi görmenin unutulduğu alışveriş merkezlerine ibadethane muamelesi yapıp her hafta sonu buraları  maaile  tavaf edenlerin payı var…

arabasını evinin önüne bırakıp iki adım yürüyüp iki insan görmek isteyenleri  benzinvearabacimrisi olarak ucuzca yaftalayanların payı var…

kültür ve sanat adına talepte bulunmak, sevgiyi yaşayıp paylaşmak  yerine kızlarlaoğlanlarhabireeleledolaşıpöpüşmesinlaaagafamızıntasıatıyo
diye diye ortalıkta gezinenlerin  payı var…


         işte böyle bir ankarada benim de haftada bir ve özellikle hafta sonu yürüyerek önünden geçmezsem, soluklanmazsam  kendimi iyice eksik sayacağım yerleri hala çok şükür ki belli ankaranın…
           
          oralardan habire aldıklarım da belli…
         yukarıdaki fotoğrafta bugün aldıklarımın kısa bir özeti var , merak edenler için…
      okurlara bir not olsun ki ; kuğuluparkın karşısındaki o kocaman kitapçıda,  fotoğrafını da gördüğünüz can yayınlarının çok nitelikli kitaplarını 5 liraya almanız mümkün…

bakın bugün aldığım , “bizi yaşatanlar ve öldürenler” isimli  5 liralık güzelim kitabının 153. sayfasındaki yazısında  ahmet cemal ne diyor ;

“öğrencilerime ne zaman okumanın gerekliliğinden söz etsem bir soruyla karşılaşırım…’iyi ama hocam ne zaman okuyalım. derslerden vakit kalmıyor ki.’ bu aslında yanlış bir varsayıma yani insanın okuması için ayrıca vakit bulması gerektiği varsayımına dayanan bir sorudur. Aynı zamanda da elbette yapmak istemediği şeylere kolayca mazeret bulabilme yeteneğinden(!) kaynaklanma bir sorudur. okumaya ne zaman vakit bulayım sorusunu sorduğunuz  anda bunun açık ve seçik anlamı en azından şimdilik okuma diye bir gereksinim duymadığınızdır. yemeğe ne zaman vakit bulayım diyerek birkaç günü aç geçirdiğiniz oluyor mu ya da giyinmeye vaktim yok diyerek sokağa çıplak çıktığınız  ya da burası önemli , kantine birkaç gün uğramadığınız. okumak bütün bunlar gibidir. örneğin yazarın ya da şairin yazmadan yaşayamaması gibidir. insanın su içmeden susuzluğunu giderememesi gibidir. okur olmak insanın okuyamadığı bir günü eksik yaşanmış saymasıdır…o gün okuyamamış olmanın  yerini başka hiçbir şeyle doldurulamayacak bir eksiklik diye algılamasıdır.

okumak için zaman  bulunmaz fakat yaratılır…”


bugünkü gibi ankarada ahmet cemal’in kitabındaki bu nitelikli satırlarla karşılaşmak , kitapların kitapçıların vahasında soluklanmak bile benim için  şu  gerçeği değiştirmiyor artık değerli okur  ;

ankarayı gittikçe daha az seviyorum…

      istanbulu gittikçe daha çok özlüyorum…

        
( murat örem / 25 mayıs 2014 / ankara…) 
              -fotoğraf / arda erhan örem....-


        



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder