*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

8 Mayıs 2014 Perşembe

iyi edebiyat zamanı..." rıfat bey " zamanı....




peter bitchsel    ne diyordu ;
        
eğer bir gün ortada hiç kitap kalmazsa, evimde kitaplarım var, onların hepsini bir daha okuyabilirim.
ve hepsini bir daha okuyuncaya kadar epey yaşlanırım herhalde."

zamanında bir çok hakiki edebiyat dergisinde de yayınlanmış ve görme engelliler için farklı dillerde seslendirilerek yurt içi ve yurt dışı milli kütüphanelere de kazandırılmış  olan aşağıdaki hikayeyi  hakkını vere vere okuyun…

kadınların ve erkeklerin
kadın ve erkek olmaları farketmeden  
önce  insan olduğunu unuttuğu bir çağda  
her şeyin ucuzladığı zamanlarda
kendinize nitelikli gaileler bulun…

insan yalnızca yiyip içip üreyen bir canlı değildir…
tek bir insan bile çok kıymetlidir
ve insan “ eşrefi mahlukattır…”

bunun daha çok farkına varmak için
kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına demeyin…
boş dedikodularla ömrünüzü heder etmeyin…

ve kardeşim ayşın’la
onun yıllardır yazdıklarıyla, çizdikleriyle
övünmelerimi de  yadırgamayın…

iyi okumalar, 
hakkını vererek
okuyarak , yazarak, düşünerek yaşamalar...


( murat örem / 08 mayıs 2014 / ankara…)

-fotoğraf / ayşın örem alptekinoğlu / 2010’lar / susurluk- 

                                  ************



           Rıfat Bey öldü...

Gri merserize hırkasını alelacele apartman kapıcısına verdiler. Ayakkabılarını  soğumuş bedeni daha evden çıkmamışken çöp bidonunun yanına koydular. Bir gece yarısı çöpçülerin bağırışlarını duydum  “Bir pençe yaptırırsam senelerce giyerim  kar suyunu bile geçirmez bu botlar...” diyordu biri,  ötekine.

Sardunyalar,  babasız kaldı Rıfat Bey...

Karınızın kesin talimatından korkunuzla  habire kovalamak zorunda kaldığınız ve her tarafı boklayan  kuşlar da nedense konmuyor balkonunuzun demirlerine birkaç gündür...

Aslında siz onları kovmak istemediniz, biliyorum...
Kolunuzun birini yarım açıp “Hadi gidin... Boklamayın buraları ” derken, diğer kolunuz hiç kıpırdamazdı. Bu yüzden mi balkondayken elinizin birini hep artık kapıcının olan gri merserize hırkanızın cebine sakladınız  Rıfat Bey ?

         “7 gün ” mevlüdünüz  çoktan okundu evinizde...

Belki inanmayacaksınız ; misafirden misafire kullanılan ve yıllardır insansızlık kokan büyük odayı , altın bilezikli, tombul parmaklı , semirmiş bedenli ve iğne oyalı örtülerini  başlarına yalandan örtmüş kadınlar doldurdu, sizin için. Ben onların yalancısıyım...

Değil dünyada,  ahirette bile asla anlaşamayacağına inandığınız ve geçmişte bir çok şeyi burnunuzdan getiren karınız ve kız kardeşiniz   güle oynaya birlikte kardı fıstıklı helvanızı.

İlk kez  çok iyi anlaştılar ama siz göremediniz....
Bence  çok iyi oldu görmediğiniz...
Bu anı görseydiniz , insan denen canlı türüne, kadın denilen o apayrı ve tanımı yapılamamış  türe olan inancınızı iyice kaybeder bir de üstüne  “be mübarekler , madem aranızdan su sızmayacaktı, gareziniz bana mıydı ...?” diye sorardınız en kibar halinizle...

         Balkondaki plastik sandalyelerin üstü naylonla örtüldü .
Sahi o naylon örtüyü hangi gazeteden kaç kupona almıştınız ?
“Pereja” şişesindeki limon kolonyanız yarım kaldı.
Her sabah saçınıza özenle değdirdiğiniz tarağınızı “Barbie” bebeğinin saçlarını taramak için kullanıyor artık torununuz . Tarağın dişlerinden biri kırılırsa işe yaramaz, bunu ben de biliyorum. Muhtemelen yakında o da olacak Rıfat Bey...

Ölümünüzden iki hafta önce pantolon diktirmeye verdiğiniz kumaşı / pantalonu bulamıyor terzi. Belki ütülerken yaktı , belki  o da  bir yalanın peşinde...

Siz de en çok eşinize yalan attınız  kuşları kovalıyor gibi yaparken Rıfat Bey...Bir de haftada bir kırılan pencere camınız için çocuklara, “Bir daha  kırarsanız, topunuzu tahta saplı bir bıçakla keseceğim” dediğiniz zaman  kullandınız sözcükleri yalan atmak için.

Bunu yapmayacağınızı, yapamayacağınızı ikimiz de biliyorduk oysa...
Hatta çocuklar da...
        
Yeni bir yıla girerken ne dilemiştiniz Rıfat Bey?
Gazetelerin verdiği hediye biletlerden birine son model bir araba çıksaydı bağışlar mıydınız?

Benim insanları da arabaları da önemsemediğimi  bile bile kaldırımlara park eden arabalar için ne yapılması gerektiğini niye hep bana sordunuz ?  Neden ilaç fiyatlarına gelen zamlardan hep bana yakındınız...?

         Evli olmadığımı söylemiştim size. Ani bir ameliyat sonrası  tek başıma evimin yolunu bulmaya çalışırken kan ve ter içinde  -ki ikisi de gerçekti- yüreğimin ta içine bakıp aniden  “Neden kızım ?” diye soruverdiniz?

Başka şansım yoktu Rıfat Bey.
Olsaydı kullanırdım, bana inanın.
        
Ben size hep “sen” demek istedim ama diyemedim.
Üzerinde kırk nallı katırların yürüyebileceği bol köpüklü kahveler yapmayı düşledim sizin için. Yorgunluğunuz gözlerinizden kolayca okunurken karınız huysuzca istedi diye koca evi badana yapmaya kalkıştığınızda, camlara damlayan boyaları temizlemek istedim, temizleyemedim.
        
Mezar taşınız ısmarlandı Rıfat Bey...
Bu muhitin en iyi “ölü evi” ustasıymış mezarınızı yapacak olan adam.
Organlarınızı vermediler  siz öldükten sonra , diğer insanları yaşatmak için. Geride kalan siz olsaydınız verirdiniz. En çok da ellerinizi bağışlamak isterdiniz herhalde bir kuşçuya, kuşları besleyip okşaması için.
        
Karınız yokluğunuza dayanamayıp evi satışa çıkardığını söyledi. Eşyalarınızın bazılarını semirmiş bedenli  ve  iğne oyalı örtülerini omzuna atan  kadınlara dağıttı. O hiç sevmediğiniz rahibe işi sehpa örtüleri de, tombul parmaklı, koca memeli kadınlar arasında kapışıldı.

Kocaman bir kamyon evinizin önüne gelip  kalan eşyaları başka bir şehre taşımaya hazırlanıyor şimdi. Komşularınız da dış kapının önünde elinde birer tas su, karınızı yolcu edecekler.

Köşedeki  esnaf , şimdiden karınıza bakıyor melul melul  ve “yaennngeee yapacağmız bir şey var mı ?”  diye soruyor cıvık cıvık...

Siz yoksunuz Rıfat Bey.
Kuşlar da yok.

Size  bir de iyi haberim var Rıfat Bey.

Sardunyalarınızı  talandan kurtardım ve tıpkı bir hırsız gibi evime taşıdım kimse görmeden....

Sardunyalarınız,
rahibe işi sehpa örtüleri kadar rağbet görmedi çok şükür!

Keşke ölmeden sardunyaların nasıl sulanacağını öğrenseydim sizden.
Siz yaşasaydınız da, kuş bokuyla dolsaydı balkonunuz.
Kızıyormuş gibi yapıp kuşları kovalasaydınız.

Ben buna razıydım Rıfat Bey....
Peki siz ölüp gitmeye razı mısınız Rıfat Bey ?
Razı mısınız?      

( ayşın örem alptekinoğlu / ankara /  1998 ..)
                                                                                    




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder