*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

4 Mayıs 2014 Pazar

balıkesirspor ; duydum ki bir büyük kapının önündeyiz hep birlikte...



çocuktum…çok bi çocuktum…

74 dünya kupası  finalini,   babam dayılarım, eniştem ve teyze oğlu Gökhan Abimle birlikte  Acıpayam’da metruk bir kahve köşesinde siyah beyaz  televizyondan hayal meyal seyrettiğimde  6 yaşındaydım….

Batı Almanya finalde Hollanda’yı 2-1 yenmişti…

Her biri “deve dişi”  futbolcular olan
Cruyyf,
Hoeness,
Neeskens,
Beckenbauer,
Breitner,
Bonhoff,
Gerd Müller,
Sepp Maier,
Keerkof Kardeşler  
sahadaydı…

Helmut Schön de kenardaydı elbette bir efsane teknik adam olarak….

Türkiye  televizyonla kör topal tanışırken önce kahvelere girmişti sihirli kutu…
1974 dünya kupası yayını da bu adımı  hızlandırmıştı…
Aradan bir iki ay geçtiğindeyse bu kez de dede ocağına girmişti televizyon…

Bessat Dedem almıştı elbette televizyonu Acıpayam’daki eve …

Ve  Bessat Dedem , aynı televizyondan izlemişti  1974 kıbrıs çıkarmasında beşparmak dağlarında isimlerini bırakan Mehmetçikleri gözlerinden yaşlar süzülerek…

Pencerelerin koyu mavi kağıtlarla kaplanıp tetikte beklediğimiz zamanlardı.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in "biz adaya savaş için değil barış için gidiyoruz ve yalnız türkler'e değil rumlar'a da barış getirmek istiyoruz" dediği zamanlardı…

Büyüklerin tedirgin yüzlerine inat bizim Gökhan abimle birlikte çocukluğun dibine vurduğumuz zamanlardı…

Neler yaşamadık ki onunla o çocukluk günlerinde yıllar boyunca…

Erdek’in Narlı Köyü’nde hınzırlıklar mı yapmadık bikinili kadınlara çınar kozalakları atarak ve yakalanarak…

Ocaklar Köyü’nde tarihi kılıçlarla  hırsızları mı beklemedik…

Susurluk’ta  apartman  su depolarının üzerinde mi sürünmedik kahramanlıklar yapacağız diye…

Acıpayam’da, dede ocağında  brandalar  üzerine yazdığımız Murat-Gökhan isimlerinin kısaltması olan MG yazısını dağların tepelerindeki ağaçların arasına gererek ve bu işgüzar çocukluğumuzun bedelini çok ucuz ödeyerek…

-teyze oğlum gökhan’la aramızda yalnızca 2 yaş vardı ve ben çok uzun yıllar boyunca hep abi dedim ona…hala da gönül rahatlığıyla abi derim biraraya geldiğimizde boyumu geçen iki yetişkin çocuğumu da bilerek…
şimdilerde abilerin ve abiliklerin kardeşliklerin sevgilerin ucuzladığı bir çağda herkese abi payesi vermeyin ama abiliğin içini dolduranlara aranızda iki yaş değil iki gün bile olsa saygıda kusur etmeyin derim…-


78 Dünya Kupası’nı  Arjantin'deki final maçını Susurluk'taki evimizde izlediğimizde 10 yaşındaydım…

Susurluk’un susuzluktan kıvrandığı zamanlardı…

Akşamüzeri oynanan final maçından önce kovalarca su taşımıştım eve okuldaki sicim gibi akan tek çeşmeden…Kollarım uzamıştı…

Ve maç başladığında atılan konfetilere bakmıştı da Taşkın Hoca ,
“şu maçı renkli televizyondan izlemek vardı…” demişti, hiç unutmam…

        Dünya futbolunda portakallar olarak bilinen Hollanda,  4 yıl aradan sonra bu kez de  Kempesli Arjantin'e yenilmişti 3-2... Laf aramızda , bir daha da o efsane Hollanda gelmedi geri...

Aradan çokkk yıllar geçti…

Ömrümüz yetti yüzlerce maç izledik renkli televizyonlardan da, üç boyutlu lcd televizyonlardan da ama bana hiçbiri o yılların tadını vermedi…

Mesela bir Cubilias’lı Peru milli takımı vardı ki…
Dirceu’nun attığı frikikler vardı ki…

Futbolun hiçbir zaman tutkunu olmadım salakça..
Ama yok da saymadım…

Futbol kitlelerin afyonudur kolaycılığına yaslanmadım ama
futbol hayattır diyenlere de çoğu zaman içimden dışımdan 
         “bi .ittir git cahil ve tatlı su sosyologu çocuğum…” çok dedim..

Sevdiğim takımlar da oldu nefret ettiklerim de..
Tıpkı sevdiğim ve nefret ettiğim insanlar gibi…

Beşiktaş’ı iyi sevdim…
Mersin İdman Yurdu’na, Adana Demirspor’a  saygı duydum..
Samsunspor’a üzüldüm futbolcuları yollara saçıldığında…

İspanyol takımı Deportiva La Coruna’yı çok asil buldum, yakın buldum…

Bir de Balıkesirspor’u uzaktan uzaktan hep takip  ettim,  tıpkı vakti zamanında gönlüne düşen genç kızı eni konu sevip de kavuşma ihtimalini zorlamayan ve okumaktan , eline ekmek almaktan önce aşka zinhar  haddi olmadığını bilen liseli bir adamın naif  ve kırık gönlü gibi…

Duydum ki Balıkesirspor bir büyük kapının önündeymiş…

Duydum ki Balıkesirspor emek emek bir yolun ayrımındaymış…

Duydum ki Balıkesirspor tarifsiz bir başarının tam önündeymiş…

Balıkesirspor , bu kapıdan içeri girerse  ;  ben de o liseli genç adam gibi derin bir mutluluk duyacağım,  lise yıllarında kendi kendine sevgisini yaşayan genç adamın yıllar sonra o genç kızı bir anlık yolculuk durağında başka biriyle evli ama huzurlu olduğunu  gören genç adam misali…

Diyelim ki en kötüsü oldu ve o kapının önünde kaldı Balıkesirspor…

Yine takip edeceğim Balıkesirsporu, yine seveceğim uzaktan uzaktan…

Çünkü benim kitabımda, bana yar olmayan yar çamura batsın  demek yok…
Çünkü benim kitabımda yalnızca başarıyı sevmek yok…
Çünkü benim kitabımda yalnızca en güzeli sevmek yok…

Övünmek gibi olacaksa olsun ama benim kitabımın hamurunda Müjgan Hocanımın, Taşkın Hocanın, Bessat Dedemin, Selahi Dedemin , Erhan Dayımın da harcı var…

“gene denedin gene yenildin
Olsun, bir daha dene , bir daha yenil,
Daha iyi yenil…” 

diyen Samuell Beckett’in harcı var…

ağarmış saçlarımın,
altları torbalanmış gözlerimin,
çatlamadan yarı yolda bırakmadan beni taşıyan yüreğimin harcı var,
sorgulayan , itiraz eden, yalnızca gerçeği arayan aklımın da harcı var..
iyi ki var….

( murat örem / 04 mayıs 2014 / ankara…)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder