*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

19 Şubat 2013 Salı

Yaman Okay ; Sürünün Kara Koyunu...Sürünün Güzel Çobanı....



            Bir  ‘var’  varmış , bir de ‘yok’ varmış....

            Masallar böyle başlamazmış ama hayat hep böyle başlarmış...

            20 kocaman yıl öncesiymiş...

1990’ların ortasına doğru gidiliyormuş...

Aşklardan, konserlerden, tiyatrolardan, geceler gündüzler boyu memleket kurtarmalardan bir türlü  sıra gelemeyen üniversitenin siyasal bilgiler fakültesi  bir iki yıl önce nihayet bitmişmiş......

Gepgenç bir adamla genç mi genç kadının evliliği ta ilk günden itibaren “zorlu güzel”  gidermiş...

Yıl 1993’müş...

“Dünya malı dünya malı her şeyin en güzel balı” diyen  çirkin ev sahibi , “çıkın evimden paldır küldür , hayırsız oğlum oturacak “ diye ihtar çekmişmiş...

Adamın saçları sakalları daha o  zamanlarda hala  simsiyahmış...

Kadının saçları tıpkı o zaman da bu zamanki gibi tek tel ak ağarmamışmış...

Ankara’nın Küçükesat’ının sıcacık  bir yerinde adam “yok parasıyla”  çok güzel bir ev bulmuşmuş...

Artık taşınacaklarmış...

Masal kitaplarından çıkan gönül yürekli bir emlakçı kendi komisyonunun yarısını “helali hoş olsun” diye almamışmış...

Türkülerin ustası Yavuz Top’un kardeşiymiş...

Bu yazıda ona da selam olsunmuş...

1993 yılının güneşli bir Şubat gününde adamla kadın gidecekleri evde eşyalarını toplarken televizyondan bir haber duymuşlarmış;



“Pankreas kanserine yakalanan Yaman Okay öldü” demekteymiş spiker...



Adamın elindeki çatal masaya düşmüşmüş...

Adamın göğsündeki güneş diyaframın içine kaçmışmış...

Kadın 25 yaşındaymış....

Adam o zaman da 2025 yaşındaymış....



“İçine sıçayım böyle kahpe dünyanın”

demişmiş adam eliyle kalbini yoklayarak...

O zamanlar en büyük korkularındanmış bir gün tık diye gidivermek işleri aşkları yarım bırakarak...

Büyüdükçe kocaldıkça o korkuları da Kaf Dağının ardına kaçmış adamın...

Şimdi artık  “puşt dünyanın küçük insanları ” ölümden daha tiksindirici ürkütücü gelmekteymiş...



Aradan tam tamına yirmi yıl geçmiş...

Adamla kadın boy boylayıp soy soylayıp kendi boylarını geçen çocuklar yetiştirmiş...

Yıllar içinde adamın saçları sakalları apaklaşmaya başlamış...

Kadının tek teline ak düşmemişmiş hala...

Arada Meral Okay da Yaman’ına gitmişmiş koşar ayak....



Adam bugün oturmuş bu yazıyı yazmış...

Adam çok yıllar önce,  toyluk zamanlarında da , aşağıdaki yazıyı yazmışmış....

Şimdi , anlayanlar için yeniden  paylaşma zamanıymış...

Adam 16 yıl öncesinin naif genç adamının yazısına bile bile dokunmamış...

Bunu yaparken de bir bildiği varmış...

Anlayan anlarmış ,

anlamayanların da “başı pınar ayağı göl olsunmuş...”



( murat örem / 19 şubat 2013 / ankara....)





           



YAMAN OKAY ; SÜRÜNÜN KARA KOYUNU...

                                       SÜRÜNÜN GÜZEL ÇOBANI ...



“ Hiçç kanser olmaz onlar
Gnl.mdr.ler
Holdingler
PolitikapçIklar
T.S.K.'ler
T.K.K.'lar
Hiç hiç kanser olmazlar
Ama bizim Yaman durdugu yerde
Pankreas kanseri ölür
Nedeni bir Şair tanır Yunan
Adi Pankreatitis
Yani,  yeni bir rol ...” 

                                 Can Yücel...

 




İriyarı, eskilerin  “Dalyan gibi” diye tanımladıkları kocaman bedenli, kocaman yürekli ve kocaman insanlıklı bir adam. Bir adam gibi  adam. Gülerken kahkahalar atmak yerine bu coşkuyu gözlerine yansıtan, davudi sesiyle hüznüne kamuflaj yaparken, gönlünün kırıklık ve yorgunluğunu her daim saklamaya çalışan adam....



İşte bu adam hangi oyunun oyuncusu, hangi filmin aktörü olduysa bilin ki aklının yanına yüreğini de koydu her zaman. Çünkü bu adam Türk tiyatrosunun, sinemasının, edebiyatının insan adamıydı. Bu adam , Yaman Okay’dı...

Yaman Okay’ı yakın geçmişte daha çok filmlerinden tanıdı birileri, daha çok filmlerini izlerken  sevdi. Bir de televizyon dizilerinden tanında elbet. Yirmili yaşlarını sürerken, 1970’lerin  büyük yankı yapan “Sürü”  filminde, saralı bir çobanı canlandırdığı  küçücük rolünü  kocaman yapan da yine aynı adamdı, aynı Yaman  Okay’dı…



Yaman Okay hakkıyla sanatçıydı, sanat adamıydı. ‘Kurtuluş’ filmdeki küçücük rolünü yaşayarak oynarken de, sosyal sınıf ve konumunu beğenmeyen ihtiraslı bir kadının kaprislerine “Ya sabır” çekerek boyun eğmek zorunda kaldığı ‘Fazilet’ filminde parası ve çaresi olamayan  koca rolünü oynarken de, ‘Bizimkiler’ adlı televizyon dizisinde, yeğenlerinden biri olan Ali’nin, uçarı ruhlu, bohem, vurdumduymaz, gamsız ama bir o kadar da insanlıklı dayısını yaşatırken de,  “40 Metre Kare Almanya”  adlı Tevfik Başer filminde karısını eve kilitleyerek şizofren yapan ve sonra bir gün banyoda duş alırken ansızın ölüverip karısını yaban ellerde sudan çıkmış balık gibi bir başına bırakan cahil ve kabasaba  duygulu  vahşi adamı canlandırırken de gerçek bir oyuncuydu O.



Oynadığı bütün rollerin hakkını verdi Yaman Okay, hatta hayat rolünden alacaklı bile kaldı. Geniş izleyici kitlesiyle tanışıp, kucaklaşması ‘Bizimkiler’ adlı  televizyon dizisiyle oldu Yaman Okay’ın. Ne gariptir ki kendisi gibi hayatla dalga geçen ve dizideki lakabı ‘doktor’ olan güzelim rol arkadaşı Yavuzer Çetinkaya  pat diye öldüğünde, neler hissettiğini soran bir  muhabirin  yanındaki kameranın göbeğine bakarak yalnızca şunu söyleyip, sormuştu Yaman Okay ;  “ Doktor’suz, Yavuzer’siz bir hayatı ne doldurabilir ki artık ? “ 



Şimdi sorma sırası bizde, “Yaman Okay’sız bir hayat sahnesini kimler nasıl dolduracak peki ?”



Bazı insanlar önce adamlıklarıyla vardır....

Onlarla birebir olarak çok şeyi paylaşmasanız da uzaktan uzağa  güven verirken çok şeyi paylaşırlar sizinle.

Tıpkı Yaman Okay gibi...

Öldüğünde yalnızca 42  Yaman  Okay.

Geride okunmamış şiirler, sahneye konmamış oyun tekstleri bırakıp önce ani bir kalp kriziyle Yavuzer gitti, sonra pis bir pankreas kanseriyle Yaman Usta, sonra da diğerleri…



Bakın , Yaman Okay’ın 1993 yılında  çok ani yaşanan ve büyük acı veren kaybının ardından  Selçuk Yöntem neler demiş ? “ Her şey aklıma gelirdi de 1993’ün Mart ayında sen yoksun diye benim bir şeyler karalamaya çalışacağım hiç aklıma gelmezdi. Tırnaklarınla kazıyarak geldiğin nokta. En verimli, en olgun, en pişmiş döneminde elveda. Beraber açtığımız perdeyi erken kapattın. Biliyor musun sanat toplumu seni hiç bir zaman unutmayacak…”



Selçuk Yöntem’in yıllar önce söyleyip yazdıklarının sonunda yer alan  “Sanat toplumu seni hiç bir zaman unutmayacak.”  sözünün her zaman geçerli olduğuna ve olacağına keşke can-ı gönülden inanabilsek.



Üç kuruşluk zekaya sahip insanlara seslenen televizyon dizilerinde rol almak, zevksiz ve kaba diyaloglarla izleyicinin karşısına çıkan reklamlarda dahiyane! roller ‘kesmek’ ve buralardan kazanılan hesapsız paralarla satın alınan  çok geniş salonlu evlere maalesef çok ama çok çok dar ufuklu hayatları sığdırmaya çabalamak gibi büyük ve önemli ! işler varken, Yaman Okaylara olan gönül ve akıl borçlarını ödemek hala birilerinin, tiyatro dünyasındaki insanların  aklına geliyorsa, gelecekse ne mutlu…



Bir gün içinizden birine , “ Türk Tiyatro ve Sinema  Dünyası’nın gönlüyle gülen kocaman yürekli adam gibi adamı kimdi ? “ diye sorarlarsa, hiç düşünmeden “ Yaman Okay’dı, Yaman Baba’ydı “ diye yanıtlayıversin.

Bilin ki bu yanıt söyleyeni  hiç bir zaman utandırmayacaktır....



Türk Tiyatro ve Sinema Dünyası’nın dobra sözlü, çocuk ruhlu adamının, “Adamların Adamı’nın”  anısı önünde saygıyla…  



( murat örem / radyo anadolu / alkışlarla yaşayanlar / 1997 / ankara...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder