*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

27 Şubat 2013 Çarşamba

hasan hüseyin korkmazgil ; "kısa çöplerin" kalın abdalı ve güpgüzel ozanı....

Hayal bu ya , bir gün yayınevim olursa adını “kısa çöp”  koymak isterim...

Dünya tarihi dediğiniz şey  “kısa çöpün uzun çöpten hakkını alma”  hikayesidir çünkü...

Ben ,  “kısa çöp uzun çöpten hakkın alacak elbette” mısralarının şairiyle büyüyen kuşaktanım... “ kör olasın demiyorum / kör olma da gör beni....” mısralarını da okuyan kuşaktanım elbette...

Birey olun birey olun..”  diye diye , bireyin mankurtlaştırıldığı , birey olmaktan yola çıkarak toplumun  insanı  ahlakının   içinin boşaltılarak “bana dokunmayan bin yaşasın ” haline getirildiği devirler dahil , Hasan Hüseyin’in bütün şiirleri, yazıları, mizah cümleleri ve tabi ki hayatı,  sonuna kadar  toplumcuydu...

Hasan Hüseyin’e de özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra,  bu toplumcu duruşunun bedeli  kusturula kusturula ödetilmiş ,  yalnızlık içinde bırakılma ve yok sayılma günleri yaşatılmıştır...

Yine de şanslıdır Hasan Hüseyin çünkü mesela bir Sabahattin Ali gibi 41 yaşında başı taşla ezilmemiştir...!!!

Hasan Hüseyin 1984 yılının 26 Şubat’ında uzun bir hastalık döneminin ardından öldüğünde de cenaze töreni bile ürkütecektir müesses nizamı...Hastaneden mezarlığı giden yolda kalabalıkların onu uğurlamasını engellemek için  her yol denenecektir...
Başarılacaktır da....

O Hasan Hüseyin ki ; hem “ sen aşk şiiri yazamazsın hasan hüseyin” demiş , hem de Ahmet Kaya’nın sesinde daha da ölümsüzleşen sevda şiirinin şahikasını bırakmıştır   şunları yazarak ;

“aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye birşey vardı
sevmek diye birşey yokmuş
acılardan artakalan
 işte bu bakışlarmış
 kuğu diye gözlerimde
 gün batımı bulutlarmış
 yalanmış hepsi yalan
 savrulup gitmek varmış
 ayrı yörüngelerde..”

Hasan Hüseyin Korkmazgil, 1927 yılında Sivas’a bağlı Gürün’de doğar...Korkmazgil Adana Erkek Lisesi’nin ardından  Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdiğinde yıl 1950’dir...Artık Hasan Hüseyin için öğretmenlik yıllarıdır...İlk görev yeri Kahramanmaraş’a bağlı Göksun olur  Hasan Hüseyin’in ancak siyasi eylemler gerekçesiyle öğretmenlikten uzaklaştırılınca   çok zor bir dönem yaşar...

Öğretmenlikten uzaklaştırıldığı uzun yıllarda Sivas ve Gürün’de işyerlerine tabelalar yapar, portreler çizer, arzuhalcilik hatta inşaat işçiliğinde çalışır  Hasan Hüseyin Korkmazgil...
1960 yılından sonra öğrencilik yıllarını da yaşadığı Ankara’da yeni  bir dönem başlar Hasan Hüseyin için...Hasan Hüseyin’i Türk şiiri, edebiyatı ve mizahında öne çıkaran Ankara yılları olacaktır çünkü...Şiirlerini de keskin ve bıçak gibi söyleyen Hasan Hüseyin , dünyanın ve Türkiye’nin içinden geçtiği “kısa çöp uzun çöp” günlerinin tanık ve sözcülerindendir artık...Bu günlerde de emeğin, insanın ve halkın yanındadır  şair....

Şiirleri  yüzünden defalarca yargılanacak olan Hasan Hüseyin’in mizahçı yanı şairliğinin ve şiirlerinin gölgesinde kalır...Bugün bile Hasan Hüseyin Korkmazgil denince akla ilk gelen onun toplumcu yanı ve unutulmaz  şiirleridir...

Hasan Hüseyin  , Karagün Dostu şiirinde de , Rus edebiyatçı Boris Pasternak’ın da bir şiirinde anlattığı , şiir- hayat ilişkilerine  dair ironik ifadeler kullanır ve şunları der  :
biliyorum
matarada su
torbada ekmek
ve kemerde kurşun değil şiir

ama yine de
matarasında su
torbasında ekmek
ve kemerinde kurşun kalmamışları
ayakta tutabilir
biliyorum
şiirle şarkıyla olacak iş değil bu
dalda narı
tarlada ekini kızartmaz güvercin gurultusu
ama yine de
diler arasında bıçak gibi parlar kavgada
şiirin doğrultusu
göz güzü görmez olmuş
tek bir ışık bile yok
yürek bir yaralı şahindir
döner boşlukta
belki bir şiir
belki bir şiir kırıntısı
çalar kapımızı umutsuz karanlıkta
yoklar yüreğimizi
iğilir yaramıza
dağıtır korkumuzu
ve karşı tepelerden, gürül gürül bir kalk borusu

Ankara günlerinde farklı dergilerde çalışan Hasan Hüseyin, sanat sayfalarını da yönetir....Ünlü Kızılırmak isimli şiir kitabı nedeniyle,  hakkında 142. maddeden  dava açılan Hasan Hüseyin  zor zamanlardan sonra beraat eder... 142. maddeden yargılanmak  dönemin bir çok yazarının korkulu rüyasıdır o yıllarda...

Şiire lise yıllarında başlayan Hasan Hüseyin’in ilk şiiri 1959 yılında Dost dergisinde çıkmıştır.... Hikayeci Nezihe Meriç’in de eşi olan Salim Şengil’dir  Dost Dergisi’nin kurucusu ...Salim Şengil ve Nezihe Meriç’in karı koca olarak çıkardığı  Dost ,  ismiyle müsemma biçimde dönemin bir çok isminin altına sığındığı yayın olur o dönemde...Bu yıllarda, bir taraftan da  mizahi hikâyeleri yayımlanır Hasan Hüseyin’in....

Politik duruşu mizahçılığını gölgede bırakan Hasan Hüseyin’e göre, sanılanın aksine gülmece çok ciddi bir iştir ama gülmece yazıları da unutulmaya mahkum olabilir.. Hasan Hüseyin gülmece yazarlığı yönünü zamanla geri plana atması konusunda kendini de eleştirmiştir yaşarken...

         Hasan Hüseyin, Türkiye tarihinin öne çıkan işçi eylemlerinden birini anlattığı  Kavel kitabı ile 1964 Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazanır...Kitabın adı olan Kavel, o dönem işçilerinin çalıştığı  fabrikanın ismidir... Kızılkuğu kitabıyla TRT Sanat Başarı Ödülü'nü, Filizkıran Fırtınası kitabıyla da  Ömer Faruk Toprak ve Nevzat Üstün Şiir Ödüllerini alır Hasan Hüseyin...

Hasan Hüseyin altmışlı yaşlarına varamadan 1983 yılında ağır bir beyin kanaması geçirir ve uzun  süre  bitkisel hayatta kalır... 1980 darbesinin bulutları dağılmamışken yaşanan büyük sağlık sorunu günlerinde, Korkmazgil ailesinin acısı daha da katmerlenir....Darbe öncesi günlerinde bile bir çok zorluk yaşayan Hasan Hüseyin Korkmazgil, askeri darbeden sonra daha da sakıncalı olmuştur çünkü...

Takvim  26 Şubat 1984’ü gösterdiğinde  hayatın kampanası Hasan Hüseyin Korkmazgil  için de son kez vurur....

57  yıllık ömür yolculuğunun sonundadır ‘ağlayanlar bir gün güler elbette’ diyen şair de...

Hasan Hüseyin’in geçirdiği  beyin kanamasından ölümüne kadar yaşanan  çok zor günlerde , eşi Azime Korkmazgil  isminin çağrıştırdığı gibi azimle ayakta kalır hem kendisi  hem oğulları Temmuz hem de eşi Hasan Hüseyin için...
Sanki bu günleri görerek yıllar önce Karıma Altıncı Evlilik Yıldönümü Armağanı  şiirinin bir yerinde de  şu dizeleri yazmıştır Hasan Hüseyin : 

“ seni ben
ekmek paramız olmadığı günlerde de gördüm, yiğittin
seni ben
korkunun kara tırnaklı titrek elleri
bileklerime bir hayalet gibi sarıldığı günlerde de gördüm, yiğittin (...)

hasta yatağımın baş ucunda yiğittin
soframızda kuş sütü balık yumurtası yoksa da
işçi ellerinin tadı
aydın gözlerinin balı var

ne zaman kekik koksa
gül koksa çamaşırlarım
elma erik ceviz zeytin portakal
anam koksa çamaşırlarım
ucuz çamaşırlarım
ucuz sabunlarda ellerini anımsarım
ellerin
canım karım ellerin
yaban güllerine mısralara pırnallara değen ellerin
ellerin
canım karım ellerin


Sözün , yazının başına dönelim ; Hayal bu ya , bir gün bir yayınevim olursa adını “kısa çöp yayınları ”  koymak isterim...Dünya tarihi dediğiniz şey  “kısa çöpün uzun çöpten hakkını alma”  hikayesidir çünkü...
        
Bütün ömrü boyunca kısa çöpün hikayesini yazıp,  hakkını almak için kendinden vazgeçenlerden olan Hasan Hüseyin hep yaşayacak...

Ölümünün 29.yıldönümünde de yaşayacak...
129. yıldönümünde de yaşayacak...
Şiirlerle yaşayacak, bestelenmiş eserlerde yaşayacak...

         Siz Hasan Hüseyinlerin kıymetini bilseniz de yaşayacak ,
bilmeseniz de yaşayacak...

Siz gideceksiniz biz gideceğiz....
Hasan Hüseyinler kalacak...

Kısa çöple uzun çöpün hikayesi sürdükçe kalacak...
Hep kalacak...
Daima kalacak...
İyi ki de kalacak...

( murat örem / 27 şubat 2013 / ankara...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder