*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

14 Şubat 2013 Perşembe

barış manço ; kurtalan ekspres ve anadolu popunun marşandizi...


Herkesin bir şekilde hayatına dokunan isimler hakkında yazıp söylemek zordur...Ne söyleseniz bir eksik kalır  çünkü...Hele hele bu isimler daha popüler olan alanlarda paylaşmışlarsa ürettiklerini çok daha zordur eksik bir şey bırakmadan cümleler kurmak...



         Söyleyen değil de ‘vozurdanıp söylenen’ olmayı tercih etmiş, görüntünün albenisini yazının derinliğine  yeğlemiş  toplumlardaysa daha da zordur yazıyla cümleler kurmak, paylaşmak...



         Çünkü maalesef bizim gibi toplumlarda çok büyük bir kesim için hala yazı dediğiniz şey işi gücü olmayan avarelerin meşgalesi olarak görülür...



Para pul, reklam geliri, ihale  beklentisi olmadan yazıyla, düşünceyle  gönülden uğraşmak aynı zamanda delikanlı toplumların (!)  büyük kesimi için yadırganan  da  bir iştir...



Delikanlı adam yazıyla çiziyle uğraşıp duygularını paylaşmaz çünkü...

Duygu denilen şey genç kızlara mahsus olmalıdır...

 ...ve o duygular da edep çizgisinden yukarı çıkmamalıdır...



Delikanlı adamın ancak delikanlılığın kitabında yazılan temel duyguları vardır...Hatta bunlar duygu değil  kurallardır ve en küçük bir uzlaşmazlıkta gerektiğinde hem kendi cinsine hem de karşı cinse karşı ‘kodumu oturtmak’ üzerine biçimlenmiştir...



Toplumun hala çok küçük bir azınlığını oluşturan okuyup yazan nitelikli kesim de  başka patolojiler barındırır bünyesinde yazı çizi işlerini yorumlayıp tahlil ederken...



Genellikle hiçbir şeyi beğenmemek , söylenen her şeye itiraz cümleleriyle cevap vermek üzere kurgulanmıştır o küçük azınlığın da zihin haritası...



Aslında bu tespitleri yapmak bile tehlikelidir çünkü siz zaten toplumun çok ama çok büyük bir kesimi için yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı yok hükmündeyken, o küçük azınlıktaki birileri de bu cümlelerinizi duyduğunda sizi hemen ‘ne kadar snop , ne kadar üstten dilci, ne kadar beyaz‘ olduğunuzla itham edebilir...



Bugünün modası da budur çünkü...



75 milyonluk bir ülkede günlük gazete tirajları hala 5 milyon bandını bile aşamamışken , bu 5 milyonluk tiraj da büyüteç altına alındığında üzerine tonlarca laf söylenebilecekken ve bu tirajın en az yarısı üzerinde derin soru işaretleri dolaşırken,  kalan yarısını oluşturan gazetelerin de içeriği ortadayken, akçalı işlere girmeden yazı çiziyle uğraşmanın karşılığı budur...



Bu durum ülkemiz için bugünün meselesi de değildir...



Bu yüzden hemen her yazısında gazete yönetimi ve köşe yazarlarına “bütün hepinizin tirajı , yazdıklarınız, tercih ettiğiniz hatta maniple ettiğiniz yapı ülkenin üzerinde yalnızca yüzde beşlik bir etki yaratır” mealinde cümleler kuran kalemler haklıdır...



Türkiye okuyan bir toplum değildir...

Türkiye seyreden bir toplumdur...

Dün de böyleydi...

Bugün de böyledir...

Yarın da böyle olacaktır , korkarız ki...

Bunun onlarca değil yüzlerce nedeni vardır...



Türkiye’de öncenin matbuatı, dünün basını bugünün medyası da bu değirmene küçük hesaplarıyla su taşımayı yeğlemiştir...



Bu yüzden bu toprakların yazarları çizerleri , düşünürleri hakikaten yaşadıkları çağın ermişleridir...



Mesela Orhan Kemal daha nice yaşlar göresi arkadaşı Fikret Otyam’a yıllar önce yazdığı mektuplarda yoksulluğun nasıl en dibine indiğini anlatmıştır...O Orhan Kemal ki  bugün eski filmlerdeki bir çok senaryoda görünür görünmez ismi vardır..



Yine O Orhan Kemal ki yazdığı kitapların sayısı , bu ülkedeki bireylerin neredeyse yüzde 90’dan fazlasının ömrü boyunca okuduğu kitaplardan fazla olmuştur...Aziz Nesin böyledir...Peyami Safa, “bu ülkede fikir sahibi olmayı mal mülk sahibi olmaya tercih etmeye başladığımız gün çok şey değişecektir..” demiştir mealen...



Hasılı kelam mesela öylesine bezmiştir ve yaşarken boşuna dememiştir Oğuz Atay da ; “ hiçbir şey yapmadım galiba. yalnızca yazı hayatı denilen çamura bulandım..” cümlesini...



Barış Manço , az okuyan , az soru soran, az itiraz eden, az birey olan toplumumuzda yazarlar gibi sayfalarca kitap yazmamıştır  belki ama...

Barış Manço , bu toplumun niteliklerini belki de çok daha kestirmeden tahlil etmiş , kısa , basit , yalın , anlaşılır ama ahenkli , derinlikli cümlelerle yazmıştır şarkı sözlerini...

Barış Manço, baktığı yer iyi tesbit etmiş , anlaşılır cümlelerle meramını anlatmış , Cem Karaca’nın tersine  müesses nizamla açıktan ters düşmek yerine başka bir kulvardan söylemiştir aklından geçenleri...

Aşağıdaki yazıyı da bunu bilerek okuyunuz...

Bunu biliyor olmanın bile Barış Manço’yu değersizleştirmeyeceğini  unutmayınız....

Barış Manço , belki de ülkemiz müzik tarihinin ‘kendi açtığı kulvarda yürüyen ilk ve son marşandizi’ olmuştur...

Aşağıdaki yazı 2010 yılında Barış Manço için yapılan bir programın satırbaşlarıdır ....



(murat örem / 14 şubat 2013 / ankara )



............................................



Barış Manço; Kurtalan Ekspres ve Anadolu Pop’unun Marşandizi...



“Turnalardan haberimi aldığın gün / Sevdiceğim gülme sakın / Gülme ha gülme…/ Yıllar geçer güz yaz olur / Barış bir gün toprak olur / Sil gözyaşın / durma ha durma…”  

İnsanlar doğuyor, yaşıyor ve emri hak vaki olduğunda ölüp toprak oluyorlar ancak geride yaptıkları, yapamadıkları, öğrendikleri, öğrettikleri, dostlukları, emekleri ve eserleri kalıyor…

Eserlerle, notalarla, yazılarla, resimlerle, tiradlarla kısaca  sevdiklerinin ve toplumun gönlünde  bıraktıkları duygularla yaşamaya devam ediyorlar…Tıpkı o atasözümüzdeki gibi; At ölüyor meydan kalıyor, yiğit ölüyor ama nam kalıyor….

İşte bugün andığımız Barış Manço da geriye çok şey bırakan çok güzel insanlardan oldu…Şimdi , dünyanın en zorlu dönemlerinden birine,  1940’lara gidiyoruz…



Barış Manço 1943 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. İkinci Dünya Savaşı’nın sıkıntılı günlerinde doğan bebeğe, barışa duydukları özlem dolayısıyla Barış adını verir Manço ailesi. Hatırlatalım ki ağabey Manço’nun adı da Savaş’tır…Döneminin musiki sanatçılarından olan annesi Rikkat Hanımla babası Hakkı Bey, Barış Manço üç yaşındayken ayrılınca çocuk  Manço babasıyla beraber Kadıköy’de kalır. Çocukluğunu bu semtte geçirir. Kadıköy ve Moda Barış Manço’nun hayatında ilerleyen yıllarda da hep özel bir yer olacaktır…



İlkokulu bitirdiğinde yatılı olarak Galatasaray Lisesi’nin orta bölümüne girer. Galatasaray lisesi dönemi, Barış Manço’nun müzikle aktif olarak ilgilenmeye başladığı yıllardır. Barış Manço 1958 yılında ilk grubu Kafadarlar’ı kurduğunda on beş yaşındadır. Daha çok dönemin öne çıkan ismi Elvis Presley’in parçalarını çalan Kafadarlar’ın kadrosunda günümüz ekonomistlerinden Profesör Asaf Savaş Akat da bulunur.

Barış Manço Galatasaray lisesinin onuncu sınıfındayken babasının ölümü üzerine okuldan ayrılır. Eğitimine Şişli Terakki Lisesi’nde devam ederken de müziğe ara vermez. Yine Galatasaray’dan arkadaşlarıyla birlikte Harmoniler grubunu kurar. Harmoniler, daha çok bir “cover” grubudur. Bugün de dilimizde  kullanılan “cover” sözcüğü, bir bestenin farklı ritimlerle, farklı orkestra düzenlemeleriyle yeniden yorumlanması anlamına gelir. Harmoniler grubu da  dönemin ünlü rock’n roll parçalarını kendilerine göre yorumlar. Barış Manço cover çalışmalarının yanı sıra kendi bestelerini yapmaya da bu dönemde başlar. İlk bestesi Dream Girl’ü Harmoniler’le birlikte seslendirir. Grup bu parçayla Ankara’da bir festivalde ummadığı bir ödülü bile  kazanır.



1960’lar, hayatın bir çok alanıyla birlikte müzikte de fazlaca kafa yorulan emek harcanan, arayışta olunan  dönemidir… Klasik   müzik ve tabi ki Türk Sanat Müziği belli bir eğitimden geçmiş , yaş almış kitlelere daha çok zevk vermekte, kır ve köy ağırlıklı yörelerde otantik türküler ağırlığını koruyarak çalınıp söylenmektedir.

Yeni bir dünyanın ve Türkiye’nin genç kuşakları her iki ana damardan da beslenecek olan daha başka bir müziği aramaktadır oysa.

Bu yüzden 1960’lardan itibaren müzik sektöründe farklı türlerin sentezine ulaşma çabaları başlar…Daha sonraki yıllarda Anadolu Rock veya Anadolu Pop adıyla anılacak olan bu tarzın ilk örnekleri, yabancı şarkıların uyarlanması ve türkülerin rock müzik formatında başka dillerde çalınıp söylenmesi şeklinde ortaya çıkar. Barış Manço ve Harmoniler de Urfa’nın Etrafı Dumanlı Dağlar ve Kızılcıklar Oldu Mu türkülerini rock tarzında ve farklı dilde yorumlayarak kayıt altına alır..      

Barış Manço liseyi bitirdikten sonra yükseköğrenim için önce Fransa’ya sonra da Belçika’da yaşayan ağabeyinin yanına geçer. Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim, grafik ve iç mimari eğitimi alır ve okulu dereceyle tamamlar. Öğrenciliği sırasında da çeşitli gruplarla birlikte konserler verir, 45’likler çıkarır. 1967’de Türkiye’ye geldiğinde, daha önce konserlerini düzenlemiş olan Kaygısızlar grubuyla çalışmaya başlar. Barış Manço, kendisine Türkiye’de şöhretin yolunu açan ilk şarkısı Kol Düğmeleri’ni, Mahzar Alanson ve Fuat Güner’in kurduğu, Fikret Kızılok’un genç bir müzisyen olarak bazı şarkılara gitarla eşlik ettiği Kaygısızlar grubuyla birlikte kaydeder.



Barış Manço ve Kaygısızlar bir yandan doğu motiflerine, bir yandan Anadolu ezgilerine bir yandan da çağdaş batı müziğine dayanan özgün bir tarz yakalar. Barış Manço’nun eğitiminin sürmesi yüzünden prova, konser ve kayıtları aksayan grup  Ağlama Değmez Hayat 45’liğiyle elli binin  üzerinde bir satış sayısına ulaşır. Bu büyük başarı Barış Manço’ya ilk altın plak ödülünü getirir. Yıl 1969 olduğunda  Türkiye’ye kesin olarak döner Barış Manço. Farklı giyim kuşama özellikle erkeklerde büyük tepki göstererek anlamlar yükleyen yurttaşları, giyimi, uzun saçı, değişik bıyığı ve yüzükleriyle boy gösteren bu genç adama sanılandan çok daha yakın durur. Bu kabullenmede eskilerin deyimiyle tipik bir zarf mazruf hikayesi vardır sanki.



Giyimi, kuşamı tavrı Barış Manço’nun yapıp ettiklerinin zarfıdır , bu zarf biraz yadırgatıcıdır ama zarfın içi olan mazruf, yani Barış Manço’nun müziği  Türk Halkı’na çok yakın gelmiştir…Aynı yıl çıkardığı Dağlar Dağlar 45’liğiyle tanınırlığı iyice artar Barış Manço’nun…



Barış Manço, önce  giyim kuşamlarıyla sonrasında da müzikleriyle  dikkat çekecek olan başka bir grupla, Moğollar’la çalışmaya başlar. Anadolu pop müziğinin yıllar içinde  efsane olacak grubuyla İşte Hendek İşte Deve şarkısını ilk kez Moğollar eşliğinde 45’liğe kaydederler... Yaklaşık iki yıl Moğollar’la beraber Anadolu ve Avrupa turnelerine çıkar. 1971’de askere alınmadan önce Moğollar ile Barış Manço’nun yolları ayrılır. 45’liklerden sonra ilk plağını da, askere gitmeden hemen önce, 1971’de yayımlar Barış Manço: Ölüm Allah’ın Emri…



Barış Manço’nun bıyıksız ve kısa saçlı fotoğraflarının çekilebildiği dönemdir 1970’lerin başı… Türkiye şartları için alışılmamış olandan “sıradan” bir görünüme geçmesi herkesi şaşırtır. Ankara’da yedek subay olarak askerlik yaparken konserler de verir…1973 yılı Barış Manço ve  Türk müzik tarihi için çok önemli bir gelişmeye sahne olur. 1999’da ölene dek Barış Manço adıyla anılan o efsane grup, Kurtalan Ekspres doğmuştur. Kurtalan, Siirt’in bir ilçesidir ve o dönemde Türkiye’de demiryollarının doğuda ulaştığı  son istasyonlardandır. En uzun seferi yapan trenden almıştır grup adını ve Kurtalan Ekspres olmuştur…Anadolu’nun batısından doğusuna tamamını kucaklayarak ezgiler taşıyacak  Barış Manço müziğinin sanki işaret fişeği, söz verme senedidir grubun adı olan, Kurtalan Ekspres…

Kurtalan Ekspres , başlangıçta, bugün hala   Moğollar’ın davulcusu olan Engin Yörükoğlu ile Mazhar Fuat Özkan’dan tanıdığımız Özkan Uğur ve Fuat Güner’in de içinde bulunduğu ve kadrosu oturmamış bir gruptur.  70’li yılların ortalarından sonra Cahit Berkay, Bahadır Akkuzu, Cihangir Akkuzu, Ahmet Güvenç, Gür Akad ve Bülent Güven’in çekirdek kadroyu oluşturduğu, daha sert rock müzik yapan bir kimliğe bürünecektir Moğollar. Ahmet Güvenç ve Bahadır Akkuzu, Kurtalan Ekpres’ten de Barış Manço’dan da bir daha kopmaz. Ne var ki ölüm, Bahadır Akkuzu’yu, Adam Olacak Çocuk’un simsiyah sakallı Bahadır ağabeyini de 2009 yılında yanına alacaktır…



1970’li yıllar boyunca Barış Manço, Kurtalan Ekspres’le beraber Lambaya Püf De, Nazar Eyle, Çayeli’nden Öteye gibi anonim müzikleri, bununla birlikte Bir Bahar Akşamı Rastladım Size ve Gamzedeyim Deva Bulmam gibi sanat müziği eserlerini yorumlar. Neşet Ertaş’ın Gönül Dağı da bu dönemde bir rock grubundan beklenmeyecek kadar yumuşak bir yorumla 45’lik haline getirilir.



Barış Manço ve Kurtalan Ekspres’in  2023 adlı çalışması , Türk rock tarihinde elektronik altyapısı ve müzikal derinliğiyle o güne dek görülmemiş bir çalışma olur… Yine 70’lerin sonunda ve  80’lerin başında kaydedilen ve bas gitarın kullanımı bakımından birer milat olarak kabul edilebilecek Dönence ve Gülpembe de  müzikal açıdan Kurtalan Ekspres’in yine yüz aklarındandır…



Barış Manço, 1975 yılında, hayatının kalan yirmi dört yılını beraber geçireceği Lale Çağlar’la evlenir. Manço’nun nikah şahitliğini yazar Çetin Altan üstlenir. Bu evlilikten, 1981 yılında Doğukan Hazar ve 1984 yılında Batıkan Zorbey adını verdiği iki oğlu olur. Tam da oğullarının çocukluk döneminde, içinde o yaş grubuna hitap eden bir bölümün de bulunduğu programına başlar TRT ekranlarında Barış Manço: 7’den 77’ye…



Program bir fenomen olacaktır…1988 yılında yayına başlayan 7’den 77’ye’nin içinde 3-7 yaş grubundan beş çocuğun konuk olduğu Adam Olacak Çocuk bölümü vardır. Pazar sabahlarının unutulmaz programında Barış Manço tek tek yanına çağırdığı çocuklarla sohbet eder. Sonra Mine Abla piyanosunun başına geçerken onlardan birer şarkı söylemesini rica eder. Çocuklarla yaptığı sohbetler adeta bir örgün eğitimdir.. Ekran başında izleyenler için de nasihatlerle doludur söylenenler. Ancak kimse bu nasihatlarda buyurgan bir üslup sezmez. Çocukların tarifsiz dünyasında en güzel yer Barış Manço’nundur artık…



Arabanın ön koltuğuna oturmamak, süt içmek, diş fırçalamak gibi alışkanlıkları öğütler Manço çocuklara. Çocuklarla konuşurken yere eğilerek onların hizasına iner, tepeden bakmaz.. Çocukların elinde 10 yazan levhalar vardır. Hepsi birden 10 puan verir arkadaşlarına. Barış Manço bütün çocukları “40 puanla şampiyon” diyerek  uğurlar. Bugünün televizyonculuk anlayışında olduğu gibi çocukları birbirleriyle kıyasıya yarıştırıp, birinci olmanın kardeş olmaktan daha önemli olduğunu vurgulamak yoktur Barış Manço’nun anlayışında…



7’den 77’nin ikinci bölümü, Barış Manço’nun modern Evliya Çelebi olarak anılmasını sağlayan seyahat bölümüdür. Manço, 7’den 77’nin yayınlandığı yaklaşık on yıl boyunca 150’ye yakın ülkeyi gezer. Birçok mekanı ilk kez taşır izleyiciye. Gittiği yerlerde insanlarla kolayca yakınlaşır. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Barış Manço’nun yaptığı her şey insan odaklıdır. Adam Olacak Çocuk yerine bazı haftalar İkinci Kahvaltı yer alır programda. 60 yaşın üstündeki insanları konuk eder Barış Manço, onlarla sohbet eder, şarkı söyletir. Geleceğimiz olan çocuklara ve geçmişimizi simgeleyen yaşlılara saygı göstermek gerektiğini hatırlatır. 20. yüzyılın, hırslarından, zaaflarından, nefsinden arınmış dervişi gibidir…

1980’lerin ortalarından itibaren Barış Manço’nun müziğinde bir değişme yaşanır. Türkiye’de rock müziğin üstlendiği “sert muhalif” çizgiye hiçbir zaman, söz gelimi Moğollar gibi, Cem Karaca gibi yakın durmasa da içi boşaltılmış  müziğe de yakın olmamıştır Manço.



1980 darbesi,  müziğiyle muhalefete destek verenleri de susturur. Gözaltılar, tutuklamalar, konser yasakları derken rock müziğin de sesi kısılır bu yıllarda. Ülkedeki müzik zevki de, bütün toplumbilimcilerin üzerinde çok kafa yoracağı  yeni bir akımın etkisi altındadır artık; Bu akım  adını zaman içinde kendisi koyacaktır;   Arabesk….



Barış Manço bu sürecin başlangıcında kendi müziğine devam eder. 80’li yıllarda yayımladığı 24 Ayar, Sahibinden İhtiyaçtan ve Darısı Başınıza albümleri rock ile pop müzik arasında gidip gelir. O dönemde , 1990’larda daha çok üzerine düşeceği, çocuklara yönelik  yazılmış Bugün Bayram gibi şarkılar yapmaya başlar.

1990’lar, Türkiye’de pop müziğin de tam anlamıyla  çatlayıp patladığı yıllar olur…Müzik artık başka bir şeydir. Tıpkı depozitosuz meşrubat gibi tüketilip atılmakta hemen yenisi beklenmektedir.  



Özel televizyon ve radyoların da yayına başlamasıyla her hafta onlarca albüm sunulur piyasaya. Ekonominin en temel kuralı olan kötü para iyi parayı kovar misali kötü müzik de iyi müziği ezmektedir. Ne yazık ki Barış Manço da bu dönemde kötü bir albüm yapar: Mega Manço… Dünya barışı ve evrensel kardeşlik vurgusuyla dikkat çeken “Hemşerim Memleket Nire” adlı şarkıyı saymazsak, Barış Manço’ya yakışmayacak bir albümdür. Bu saptama bize ait değildir yıllar sonra Barış Manço’nun kendisi  itiraf edecektir bu durumu.



1995 yılında, Müsaadenizle Çocuklar albümünü çıkarır. Bu, aynı zamanda Manço’nun hayattayken yayımladığı son albümüdür. Albümde  Manço’ya genç pop şarkıcıları eşlik eder. Barış Manço bu albümde, bir çok isim gibi gençleri rakip görmemiş onları himaye etmiştir ama yine de eksik bir şeyler vardır bu albümde de…



Sevenleri, albümde yer alan bir parçanın adıyla sitem eder sanki bu duruma: Beyhude (mi)  Geçti Yıllar…



Barış Manço, kırkıncı sanat yılı olan 1998’de, o güne kadar yaptığı şarkıların bir derlemesi olan, Barış Manço antolojisi şeklinde tasarladığı Mançoloji albümünün kayıtlarına başlar. Mançoloji’de Barış Manço’nun geniş kitlelerce en sevilen 23 parçası ve bir de 40. yıl adını verdiği yeni bestesi yer alacaktır. Stüdyo kayıtlarını tamamlayan Manço, albüm prodüksiyon aşamasındayken hayata veda edince, Mançoloji’nin yayımlanması ertelenir.



Sanatçının ölümünden sonra yeni bir albüme kavuşmak dinleyicileri sevindirse de yeniden yorumlanan şarkılar neredeyse hiç kimseye eski tadı vermez…

Mançoloji , Barış Manço müziğinin  1960-1980 dönemi zirvesinden sonra kendini tekrarının tescilidir sanki…. Barış Manço 1980’den sonra tercihini başka ve daha kolay üretilip tüketilen  bir müzikten yana yapmıştır bir çok müzik yorumcusuna göre….



Barış Manço’nun kariyerinde müzik ve televizyonculuk dışında kısa birer macera olarak kalan iki alan daha vardır: Sinema ve siyaset. 1975 yılında, başrolünü Hulusi Kentmen ve Meral Zeren’le paylaştığı ilk ve tek sinema filmini çevirir Barış Manço: Baba Bizi Eversene. Aksi ama her zaman olduğu gibi altın kalpli bir fabrikatör olan Hulusi Kentmen’in yardımcısı Mahir’i canlandıran  Barış Manço  patronun kızına, Meral Zeren’e  aşıktır…Saf, sevimli ve sakar bir tiple izleyici karşısına çıkan Manço’nun ilk ve son filmi olur Baba Bizi Eversene…



Barış Manço 1994 yerel yönetimler seçiminde dönemin iktidar ortağı olan partiden  Kadıköy belediye başkan adayı olur. Kadıköy, hem çocukluğunu hem de  neredeyse hayatının tamamına yakınını geçirdiği ilçedir. Ünlü mektup adresini bugün bile yaşı yetenler hatırlar; “Barış Manço-Moda 81300 İstanbul”…



Gariptir ki yıllar önce Barış Manço’nun farklı giyim kuşamını kolayca kabullenen toplum onun siyasete girmesini reddeder. Seçim çalışmaları sırasında geçirdiği bir kalp rahatsızlığı sonrasında adaylıktan çekilir ve güncel siyaset macerasına bir virgül koyar çünkü Barış Manço defalarca kendisinin de dile getirdiği gibi bir gün Türkiye Cumhuriyeti’nde  siyaset üstü ve sanat elçisi  bir Cumhurbaşkanı olacağına inanmaktadır. En büyük güvencesi de belki her yıl biraz daha büyüyen Adam Olacak Çocuklardır…



Barış Manço 1999 yılının 31 Ocak gecesinde kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırılır. Tüm çabalara karşın asude bahar ülkesindedir artık ve  56 yaşındadır…

Barış Manço’nun cenaze törenine, çok görkemli bir kalabalık katılır. Yüzbinler şarkılarıyla uğurlar.. Kadim dostu, yol arkadaşı Cahit Berkay, Manço’nun ölümünden sonra “arkasından böyle bir yazı yazmak bana çok zor geldi” diyerek bitirdiği yazısında şunu söyler;  Hep en iyi stüdyo, en iyi müzisyen, en iyi teknisyenlerle çalışmak istedi. Ama hiçbir zaman israfa kaçmadan minimum imkanlardan maksimum çıkarmayı iyi bilirdi. Süper ses tonu ve tekniği olan bir şarkıcı değildi ama kendine has, mütevazı bir sesi vardı ve sesini nasıl kullanması gerektiğini çok iyi bilirdi. Sahneyi çok iyi dolduran, seyirciyi bir anda sahneye konsantre eden bir performansı vardı.



Barış Manço kırk yıl gibi çok uzun bir süre, büyük çoğunluğunu zirvede geçirdiği bir müzik yaşamının ardından aramızdan ayrıldı. Kendi kuşağına bir sonraki kuşağa, bir sonraki kuşağa başka mesajlar vererek her zaman gündemde ve gönüllerde oldu. Sadece alkışlarla değil ödüllerle de çok takdir edildi Manço. 12 kez altın, bir kez platin plak ödülünü aldı. 1991’de Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı unvanına layık görüldü. Belçika, Fransa ve Türkmenistan devletlerinin çeşitli nişanları süsledi yakasını.



Sözün başına dönersek şunu söylemek mümkün…Barış Manço yaptıkları ve yapamadıklarıyla bu toprağın insanının gönlünde bulduğu yerin hakkını veren bir isim olmuştur. Unutulmaması, özlem ve sevgiyle anılması, batıya da doğuya da bakarken sırtını hep anadoluya, Türkiye‘ye  vermesinden, bu toprağın insanından, töresinden beslenirken daha insani olanı aramasındandır.

Yaşadıkları yıllarda, dönem dönem karşı karşıya gelen iki büyük sesin  Barış Manço ve Cem Karaca’nın bir programda birbirlerinin gözlerinin içine bakarak karşılıklı  seslendirdikleri  Aşık Veysel türküsü, uzlaşmayı öğrenen, ortak noktayı yakalayan Türkiye’nin zenginliği ve gururudur belki de , kimbilir…

( murat örem 2010 / alper beşe’nin çok değerli katkılarıyla...) 



2 yorum:

  1. Hep halka yakın oldu. Hiç bir zaman yadırganmadı. Belki de halkın zevkine uygun olsun diye basit, yalın ve akılda kalıcı şarkılar yazdı. Bunca yıldır sevenleri azalmadı bilakis arttı.
    Hoş bir seda bıraktı bu gök kubbede. Işıklar içinde uyusun.
    Murat herzamanki gibi yumuşacık ve sakin sakin ne kadar güzel anlatmışsın. Kalbine, ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dostum ;

      yaşar kemal ; " o iyi insanlar o güzel atlara binip gittiler" der ya...hikayenin özeti bu...bu insanlar o güzel atlara binip gittiler ve yerlerine yenileri gelmedi....gelmeyecek de...

      aradan bir iki kuşak geçtiğinde korkarım ki artık bu kadar hatırlayan da kalmayacak....

      varol yorumların için...

      murat....

      Sil