*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

25 Şubat 2013 Pazartesi

Sabahattin Ali ; " bahar vaktinde kırılan dal..."


41  yıllık ömre ne sığar ?

okullar, diplomalar, umutlar, sevdalar mı ?

iş hayatı, ekmek kavgaları mı ?

ne sığar 41 yıllık hayata ? 



yalnızca aşklar,

nişanlılıklar , evlilikler mi ?

çocuklar mı ?



Nedir 41  yaş?

Çocukluğun dünyasındayken kaf dağı kadar uzak  hatta neredeyse  ölünecek kadar ihtiyarlıktır  41 yaş...

Büyüklerin basamaklarına ulaştıkçaysa hayatın ortasıdır daha...



Ne sığar 41 yılık ömre ?

Arkadaşlığın, dostluğun , anne baba , evlat olmanın kıymetini daha bir bilmek mi ? 

Şiirler mi,  hikayeler mi..



Bir ülkenin acı gerçeğinin romanlarla tasviri mi ?

Kürk Mantolu Madonna , Kuyucaklı Yusuf ,  İçimizdeki Şeytan romanları mı ?



Dışarda deli dalgalar / gelir duvarları yalar / seni bu sesler oyalar /aldırma gönül aldırma  dizeleri mi ? 



Başım dağ, saçlarım kardır, / Deli rüzgarlarım vardır Ovalar bana çok dardır, /Benim meskenim dağlardır   mısraları mı ?  



Ne sığar 41  yıllık hayata ?

41  yaşındayken alçakça öldürülmeyip yaşasaydı daha neleri neleri  sığdıracaktı Sabahattin Ali...

2 Nisan 1948 deki  öldürülüşünün üzerinden 65 yıl
25 şubat 1907'deki doğumunun üzerinden tam tamına 106 yıl geçmişken...




adımız Sabahattin Ali olsaydı ve alçak bir pusuda başımız taşla ezilip öldürülmeden önceki yıllarda da sürgünler, acılarla geçseydi kısa ömrümüz 41  yıla biz  neler sığdıracaktık.......



Çok acelesi olduğunu bilirmişçesine kısa hayatına unutulmaz eserler sığdıran Sabahattin Ali hakiki ustalarından kalacak Türk edebiyatının, her daim...

Her vesileyle ve onurla  Sabahattin Ali adını saygıyla anıyor olmamızın sırrı bizim vefamızdan daha çok , onun Türkçemize vurduğu mühürde saklı....



Bir de hala en küçük fırsatta başını kaldırmayı bekleyen yaralı ama  arsız sırtlanın, doymak bilmez “düşünen insan avlama”  geleneğinin nerelerden ne zamanlardan gelerek beslendiğini çok iyi idrak etmemiz gerektiğinde...



Aldırma Gönül Aldırma, Leylim Ley, Göklerde Kartal Gibiydim , Geçmiyor Günler , Ben Yine Sana Vurgunum, Melankoli, Dağlardır Dağlar şiirleri farklı isimlerce bestelenip söylenen Sabahattin Ali’nin  gücü anlattıklarındaki gerçeklik, sahicilik ve sahihliktir....



Bu sahihliktir ki en sonunda canına mal olacaktır Sabahattin Ali’nin  !!!! 



Elinde kalemi , klavyesi olanlara verilecek  tek cevabın yine kalemle, klavyeyle  olması gerektiğini herkes öğrenmek zorunda .

Kalemin, kelamın ve klavyenin yerini silahın , vesayetin , darbelerin  aldığı günleri de gören bir büyük ve acılı ülke, hiç olmazsa  21. yüzyılı iyi okumalı..

İnsanlığın en üst ligine , medeniyet merdivenine  yalnızca ekonomik verilerle çıkılmıyor...



Bir gün yolunuz,  şimdilerde  müze olan Sinop Cezaevinin avlusuna düşerse ; Burda çiçekler açmıyor, / Kuşlar süzülüp uçmuyor, / Yıldızlar ışık saçmıyor, / Geçmiyor günler, geçmiyor mısralarını fısıltıyla duyarsanız bu unutulmaz şiirlerin de şairi  Sabahattin Ali’nin gölgesi  de belirebilir önünüzde...



Hiç dahliniz olmadığı halde,  tarihte gadre uğramış yüzlerce binlerce  insan isimle birlikte Sabahattin Ali’den de bir koca özrü esirgemeyin,   buna yüzü tutmayıp aklı ermeyenler adına da...



( murat örem / 2012 / ankara...) 
fotoğraf / sabahattin ali -filiz ali / cafrande org ) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder