*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

22 Şubat 2013 Cuma

öleceğini bile bile yaşamak mı zordur yaşayacağını bile bile ölmek mi ....



         şubat cemrelerle gelir...

         bahar da öyle...

         aşkın

nereden geleceğini bilen yoktur...

         ölümün de...



         insan yaşar,

         öleceğini bile bile yaşar...

         insan ölür

         yaşayacağını bile bile ölür...



         öleceğini bile bile

         yaşamak mı zordur

         yaşayacağını bile bile

         ölmek mi ....



         ölmek

         baktığınız yere göre değişir...

         vuslattır

         kurtuluştur,

         basübadelmevt’tir...

         hiçliktir...

         ve dahasıdır...



         - aşağıdaki yazıyı biraz da böyle okuyun...

         hayatı da biraz böyle okuyun...-



         ( murat örem / 22 şubat 2013 / ankara...)

         
         -------------------------------------------------------

        

         Daha şubat da olsa kış giderken, ömürler biterken....       



Bir kışın daha bittiğini herkes her zaman fark eder. Önce  akşamların  serinliği kalır kışın ardındaki baharda  sonrasında yaylaların en sıcak günde bile bunaltmayan havası.



Şubat ve Mart’tan sonra Nisan Mayıs da sırasını savar ve ayların en güzeli olanı Haziran gelir. Haziran ayının tarifsiz  yanlarından biri de yazın o üşütmeyen tatlı sıcağına  rağmen Temmuz ve Ağustos kadar bunaltmamasıdır.



Bağda, bahçede, sokakta , işyerinde çalışanlar için büyük nimettir  üşümeden, terlemeden , bunalıp titremeden işe gidip gelmek, çalışmak. Yaz bin bir umutla beklense de genellikle kışın yapılan planların hemen hiçbiri  tutmaz.



Geleceğe yönelik plan yapmayı sevmeyenler  son yıllarda  dünyayla birlikte ülkemizde çok atıf yapılan Latince bir cümleye yaslanır oldu fazlasıyla : Carpe diem.



Latin edebiyatının ünlü şairi  Horatius’un bir dizesinde de  geçen cümle  “Gününü yaşa , yaşadığın anın tadını çıkar”  anlamlarına gelir.Düz ve derinliği olmayan bir mantıkla bakarsak Carpe Diem  tamlamasını Antik Yunan filozofu Epikuris’le anılan hedonistlerin,  yani yaşamayı yalnızca haz almaktan ibaret görenlerin bir tezi  olarak görmek mümkündür.



Oysa bu özdeyişin altında yatan daha derin anlama göre,  gelecek hakkında yalnızca endişelenmek ve beklemek yerine yaşanılan anın da değerine vurgu yapan bir hatırlatma ve uyarı  vardır baktığınız yere göre.  



Yalnızca günlük yaşayan, sorumluluklarını önemsemeyen ve sorun çözmek yerine bizatihi varlığıyla etrafına, ailesine yeni meseleler çıkaranların yol açtığı  olaylar  için söylenen o güzel deyimi hatırlayalım: Vur patlasın çal oynasın.



Carpe diem asla bu demek değildir...



Böyle insanlar hepimizin hayatında vardır, olmuştur ve gelecekte de olacaklardır. İnsan, başında kavak yellerinin estiği gençlik yıllarında yakın ve uzak gelecekle ilgili çok daha kayıtsız, umursamaz olabilir. Bu durum biraz da o yaşların haleti ruhiyesiyle ilgilidir ve genellikle birkaç yıl içinde normale döner.



Yine de bu dönemde anne babalara, aile büyüklerine , öğretmenlere düşen büyük sorumluluklar vardır elbette. Bir yanıyla bu genç insanları  küstürmemek   gelecekle ilgili boğmadan hatırlatmalar yapmak  genellikle belirli bir zaman içinde olumlu  sonuçlar verir. Hepimiz hatırlarız: Çocukluk yıllarında  çok sevilen  Lafonten hikayelerinden birinde Ağustos Böceği ve Karıncanın hayatı anlatılır. Bütün bir yaz hem eğlenip hem çalışarak kışa hazırlanan karınca gün gelip soğuklar bastırdığında  hayatını rahatlıkla  idame ettirirken, koca yazı yalnızca eğlenmekle geçiren ağustos böceği muhtaç halde karıncanın kapısını çalar ve şu keskin cevabı alır: ‘Ben bu günler için çalışırken sen bütün yaz eğlendin, o zaman şimdi de devam et saz çalıp eğlenmeye.



Bazı hikayeler hem hayatın içindendir hem de değil...

Bazı hikayeler herkese göre değildir...

Hayat yalnızca karınca olmakla da renklenmez...



Hayata yalnızca kusur bulmak ve çalışmak için gelen karıncalar ne kadar sevimsizse  bu ağustos böceklerinin daha da pervasız olanları vardır. Hem zamanında işlerini yapmaz hem de yapanları alaycı bir dille eleştirir sonra da kendi işleri çıkmaza girdiğinde etrafına küstahca ‘ tabi ki benim sorunumu çözmek zorundasınız, ben bu ailenin üyesiyim, sizin evladınızım, büyüğünüzüm falan  derler.



İşte o zaman gerçekten sabır taşı çatlar.

İnsan yapacağı varsa da yardım etmek istemez.

Çünkü siz vakti zamanında kimseler hatta kendiniz için bile parmağınızı kıpırdatmazsanız veya  hep etrafınızdan yardım beklerseniz hiç bir şey yapmak içinden gelmeyebilir başka kimselerin de.



Evet, günü yaşamak, yaşanan anın hakkını vermek güzeldir.

Ama , bugün dünün mirasıysa  yarın da bugünden alacaklıdır...

Carpe diem bunların hepsidir...



( murat örem / 2011 mart ...)


















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder