*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

16 Mayıs 2016 Pazartesi

ve bu finalin hemen öncesinde, her şeye rağmen ülkenin beyazı en beyaz kalmış kulübü de futbolda eze eze şampiyon olmuştu…"beşiktaş"tı bu şampiyon…




buna artık kesin kanaat getirdim…

fenerbahçenin 
 ne olursa olsun
bahane üretme makinesi olan
rol çalmaya  meftun
kibirli haleti ruhiyesini anlamadan
türkiye’yi de
türkiyenin meselelerini de
çözemezsiniz…


hikaye şu….


dün akşam basketbolda bir büyük finale çıktı fenerbahçe…
ilk maçta zaten ipten almıştı finale giden yolculuk biletini…
obradoviç yine şapkadan tavşan çıkarmıştı büyük dehasıyla….


karşıdaki rakip de  laboral (!!!)   diye bir takımdı…
bir şekilde dörtlü finale kalmış  işte o laboral…
                           

                              o laboral ki ;
bir zamanların maccabisi zinhar değildi …
olympiakos’u değildi…
panatiakos’u hiç değildi…

osu değildi busu değildi…
kendi halindeki laboral’ıydı…


hadi onu eledi…
finale çıktı…
mutlu oldu…
mutlu etti…


finalde  cska gibi bir devle karşılaştı…
ki son yıllarda fenerbahçe de bir basketbol markası olmuştu…
bu markanın arkasında da obradoviç vardı….



ve bu  finalin hemen öncesinde her şeye rağmen
ülkenin  beyazı en beyaz kalmış kulübü de  
futbolda eze eze şampiyon olmuştu…

                             
                " beşiktaş" tı bu şampiyon…


televizyon ekranında şenol güneşli beşiktaşın mütevazı ahlakını , şerefli duruşunu , hakkıyla kazandığı şampiyonluğu kahve ve sigara eşliğinde izlerken bir başka kanaldan da basketboldaki final maçına baktım göz ucuyla…


ilk yarı bittiğinde skor 50-30 cska lehineydi…
evet arada 20 sayı fark vardı…

sonra haberdar olduk ki  son dakikaya yine eşitlikle girmişti fenerbahçe…


inanılmaz bir geri dönüştü bu…
basketbol buna aşinadır da…
finalde bunu yapmak imkansıza yakındır



bakalım bu kez şapkadan ne çıkaracak obradoviç dedik ama olmadı…
olmaması normaldi…


emin olun fenerbahçe dörtlü finalde kupayı alsaydı sokaklarda bir de fenerbahçeli - beşiktaşlı gerginliği yaşayacaktı türkiye sabahlara kadar…


çünkü fenerbahçeli olmak,  dikkati çekmek için her şeyi yapmak demektir…


nasıl, sevilmeye  doymamış ruhlar girdikleri her yerde hepppp sahne ışıklarını üzerlerine çekmeye bayılırlar ya…bu ağlayarak da olabilir…kavga ederek de…frikik vererek de…


yense de yenilse de , gitse de gelse de , ağlasa da ağlatsa da fenerbahçe seyircisinin sesi hep daha tiz çıkar…


yahu bazen yenilmenin de 
insanı eğiten büyüten bir yanı vardır…
yenilmek yenmek kadar önemlidir…
bunu bir anlayın artık…


artık yetti bu ergen tavrı…
kabak tadı verdi…
hakikaten yetti….


iş edindim ;

gecenin 4’üne kadar izledim basketbol finalinin tekrarını…
gördüm ki sahada hakkıyla kötü bir fenerbahçe var…/mış…


faul atışlarında cska bir iki fire verirken fenerbahçe dağlara taşlara bir istatistik ortaya koymuş…


kaçan serbest atış sayısı iki elin parmaklarından fazlaydı diyeyim fenerbahçe’de de,   gerisini siz hesap edin….


maç anında arda’yla biz baba oğul kullansaydık o serbest atışları yeminlen!!! söylüyorum daha yüksek bir istatistik tuttururduk…


bizi hafife almayın(!!!)  başak sokaktaki evimizde, bardacık sokaktaki yarı basketbol sahası büyüklüğündeki salonumuzda çok maçlar yaptık biz çocuklarla, çok serbest atışlar kullandık…


o veselly’den falan çok daha iyidir arda…


hele bir de maçı anlatan ikililer vardı  ki…
ikisi de birbirinden müptezel…


murat murathanoğlu / murat didin ikilisi bir alemken ,


murat kosova ihsan bayulken ikilisi başka alem…



inanın bu üç eyyamcı murat yüzünden
adımdan soğudum yahu…
vallahi billahi tallahi soğudum…


bu adamları dinlerseniz hakemler hep türklere karşı
bu hakemler hep satılık…


bu nasıl bir paranoyadır yahu…
nasıl bir  eziklikte  konumlandırmadır kendini…


şunu göremiyor musunuz;
ortada bir final maçı var…
takımlar var…
hata yapan oyuncular var…
hata yapan hakemler de var…

bu kadar basit…


bu maç anlatan adamlara hiç mi bir allahın kulu ,

lan oğlum artık tüy diktiniz…
efendi efendi anlatın şu maçları
demiyor…



aslında biliyoruz
demiyor…
demez de…

çünkü seviyor fenerbahçe seyircisi de bu eyyamı…
tarihi boyunca da hep sevdi…


işte bu yüzden bamya gibi fenerbahçe…
işte bu yüzden seveni çok seviyor

sevmeyeni nefret ediyor fenerbahçeden…



çünkü çoğu zaman hedefe giden her yol mübah diyor fenerbahçe…
her türlü değerle istediği gibi oynuyor …


bu iyi bir şey değil….
bu sempatik bir tarz değil…
bu çok tahrip edici bir tarz…


bedri baykam’a sorarsanız aslında fenerbahçe kupanın gerçek sahibiymiş…
bağış erten’e göre de finale çıkmak zaten şampiyonlukmuş…


allah sizi ıslah etsin…
allah mühürlü kalplerinizi açsın…


benim gibi seküler bir adama bile,  bu cümleleri kurduruyorsunuz ya…


allah sizi bildiği gibi yapsın !!!….


yapmayın bunu artık…

bu kadar düşmanını çoğaltmayın fenerbahçenin…

atın şu kibir hırkasını üstünüzden…

atın şu  hep kazanmalıyız garabetini…


bakın dünyaya…
real madrid’e bakın…
her zaman ilgi odağıdır…
her zaman…


ama dünyanın neresine giderse gitsin real madrid ,  majestelerinin takımı, kralın takımı diye anılır epeyi istiskalle…


ve bu, hiç de hayırla anılmak değildir…


o faşist franko ispanyası  yıllarındaki unutulmaz müptezelliği ve faşizme teslimiyeti üzerine yapışmıştır real madrid’in …


ve çıkmıyor işte…
tarih unutmaz çünkü…
insanlar unutmaz…


 fenerbahçeliler ; 
onlarca yıldır kibir de bahane de üzerinize yapıştı, sıcağı gören sakız gibi…

çıkmıyor…
çıkaramayacaksınız…

rahat bırakın artık fenerbahçeyi…


bizler de,  fenerbahçeyi sizin kadar sevmeyelim ama   
bu kadar da nefret odağı alay odağı olmayın….


datcunuzun, didinizin, lefterinizin… adı geçtiğinde 
saygıyla ayağa kalkacak gönül  muhabbetimiz  kalsın…


hep kalsın….


bu saygıyı  gönüllerimizden  çekip alacaksınız bu kibrinizle, tavrınızla…

yapmayın…
yapmayın….

aklınızı başınıza  devşirin…

( murat örem / 16 mayıs 2016 / ankara…)

  -fotoğraf / arda erhan örem-murat örem/ankara-


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder