*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

17 Mayıs 2016 Salı

mehmetlere ve miraçlara hatırlatmalar...bir yudum suyu bir dilim ekmeği bölüştüğünüz günlerden geldiniz..birbirinizi parayla, sevgiyle, geçmişle sınamayın…yolunuz da bahtınız da açık olsun…“yaşadım, erik ağaçları şahidimdir” diyeceğiniz ömürleriniz olsun...



önsöz niyetine ; 
bilenler bilir;  yeri ve zamanı geldiğinde çok severim ben sunturlu ve sinkaflı  laflar etmeyi…ne de olsa okkalı küfrün çok yakıştığı ve her geçen gün çok özlediğim  erhan dilligil’in rahle-i  tedrisinden geçmiş bir yanım vardır….

yıllar  önce saçları benden de bembeyaz ama yaşıtım bir adam vardı her fırsatta ayaküstü iki çift laf ettiğim…bir gün bana “sen romantiksin abi…yazılarından anladım…yazılar çok içli…sen çok romantiksin ” demişti istihzayla…


sanki sütün içine su
pirincin içine taş katıp
karun kadar zengin olmuştum da
bir açığımı yakalamıştı...!!!

sanki   cürmü meşhud!   yapmıştı…


ben de ona “ ulan kelek…senin gibi hanzo olacağıma elbette romantik olacağım…ben insanım…dünyayla derdim var…bir yanım evlat…bir yanım baba…bir yanım erkek...bir yanım koca...bir yanım sevgili…insan olduğum için hayatla hatta kendimle derdim var...bu yazıları da onun için yazıp atıyorum orta yere, güneşin altına…senin gibiler de biraz insan olsun diye…dertlensin diye... şimdi artık bi.iktir git , yontul da gel… insan ol da gel ulan…”    demiştim kurt gibi gülerek...


gözüne araba farı tutulan tavşan misali  kekelemişti…


romantik (!!!)  bir kalemden bu çok hafif sinkaflı cümleleri bile yine de beklemiyordu zahir !!!


ona yine de  göz aşinalığı  iltiması(!!!)  geçmiştim…
yoksa çok daha köşeli cümlelerim de vardır heybemde…!!!


öyle bir çağda yaşıyoruz ki…
insanı unuttuk…

kalemi unuttuk…
kelamı unuttuk…
kelimeyi unuttuk…

evet ben romantiğim…
siz de olun…

evet ben romantiğim;
ama bu dil bu kalem
helva da der, halva da der

şimdi geçelim
mehmet ve miraç
hikayesine, yazısına...

-çünkü geçen yıl 
tam da bugün
nikah şahitleriydim
ikisinin de 
onur duyarak...-


birileri de   artık rahat dursun
“ ışıklarla oynamasın !!!”

eğilip eğilip perdenin arkasına bakmasın,
anlamak isteyenler için
her şeyi perdenin önüne
ben kendiliğimden koyuyorum zaten…
                                         ( murat örem…)

                                               **********

çocuklar   gençler ;   
bana her fırsatta ağız dolusu  “hocam”  diyen evlatlarım ;


evlilikte   "bir koca yılı"   devirdiniz...
önünüzde çok yıllar var...

-evet , ölüm de var…
ama o şimdilik bir kenarda durup haddini bilsin…-


bundan sonra da güzellikler  olduğu gibi
 çok .uştlar,   çok .uştluklar  göreceksiniz...



direnin,
yalana dolana talana,  
sevgisizliğe direnin...

umutsuzluğa,
karanlığa,
kifayetsizliğe,
bezirganlığa direnin...

ama bunu yaparken de;  
asla birbirinizi işaret etmesin
suçlayarak parmaklarınız…



ölümün olduğu bir dünyada
bilin ki hiç bir ilişki sonsuza dek sürmez...


dünyanın en zengin dillerinden   arapça bu duruma " küllü halin yezul "  der
“ her hal geçicidir / kayıptır…”    manasında...



elbette her hal geçicidir...
belki de hayatı anlamlı kılan budur...


ve hayatı anlamlı kılan,  
değerleri için yaşayan insanlardır en çok...


o hallerinin  her birinde samimi olan insanlardır…


sevginizde de, öfkenizde de samimi olun…
kararlarınızda, kavgalarınızda , sarılmalarınızda
itirazlarınızda,  yönettiklerinizde samimi olun…


samimiyet tek gerçekliktir…


her hal geçici olsa da
bazı değerlerinizi hep yaşatın...

aklınızı
terazinizi
vicdanınızı
umudunuzu
gerçeklik duygunuzu
sevginizi saygınızı
ucuz işportalarda kaybetmekten çok korkarak  yaşatın 
ellerinizi birbirinden ayırmayarak...


birbirinizi  birbiriniz  üzerinden 
sonuna kadar yargılayın
fikirlerinizle kesin biçin doğrayın
ama ASLA intikam almayın...


bilin ki unutulur gibi görülse de
her şey ama her şey kalır zihinde...

kötü intikamlar  hep hazırda bekler
kendini hatırlatmak için...



birbirinizin gölgesinde dinlenin
ama birbirinizin güneşini asla kesmeyin...



değişin dönüşün...
değişin dönüşün…
değişin dönüşün…

birbiriniz üzerinden dönüşmeyi
kişiliğinizi  kaybetmek olarak görmeyin...

kişilik dediğimiz şey ,
kimliğinizin  altındaki sizdir…

kimliğiniz kırk kılığa girse de
kişiliğinizdir sizi siz yapan…

ve sizden en sonunda
her şey gelip geçtiğinde
kişiliğiniz kalacaktır...

kimliğiniz değil…..


artık bu dünyanın nasıl bir yer olduğunu biliyorsunuz...
bu dünya vasatların bayağıların sesinin daha çok çıktığı bir yer.../dir...
tarihte de coğrafyada da hep böyle olmuş...


ama iyiler de ayakta kalmak zorunda...
iyilerin tek bir silahı vardır  ve   olmalıdır;


gerçeğe daha çok yaslanmak..
gerçeği daha çok bilmek….


iyi insanlar olmaya devam edin...
gerçekçi insanlar olmaya devam edin...


köklerinizi unutmayın...
o köklerle daima hesaplaşsanız bile
o köklere asla teslim olmasanız bile
köklerinizi  ZİNHAR unutmayın...


çok bunaldığınızda her şeyi bir kenara bırakıp bir eli tutmanın
bir çift göze bakmanın en büyük değer olduğunu
tekrar tekrar hatırlayıp yaşayın...


zaman o kadar hızlı akacak ki...
siz bile şaşacaksınız buna...

her şeyle birlikte siz de değişecek eskiyeceksiniz...
ne o delikanlı kalacak, ne o gepgenç güzel kız...

bilin ki birlikte yaş almanın da büyük bir tadı vardır…
bilin ki yüzünüzdeki her kırışıktır  sizi biraz da büyüten…



yıllar geçtikçe
olaylar üstünüze abandıkça
bazen fazla gelebilirsiniz birbirinize...


gülüşleriniz,
oturup kalkışlarınız
yeni bir güne birlikte başlamanız
hatta öpüşleriniz bile fazla gelebilir...


bilin ki bu hal de geçicidir...



siz, bir yudum suyu tek bardaktan bölüştüğünüz günlerden geldiniz..
siz , bir parça ekmeği tuza banarak ayakta kaldığınız günlerden geldiniz..


bu yüzden tarihinizle, geçmişinizle, anılarınızla rus ruleti oynamayın...


gönlünüzün bitti demediği bir ilişkiye,  
diliniz de zinhar bitti demesin...


ama yine de 
ve her şey bir gün
-evinizden ırak olsun ama-
gerçekten bitecekse de

adaletli olun…
ahde vefayı unutmayın…

eyyamcıların, goygoycuların
kifayetsiz muhterislerin rabarbalarına
aşk nedir yanından geçmeyen sefillerin
akıl vermelerine, hukuk vermelerine
yalan ve soysuz iddianamelerine
kulak vermeyin...

bugün değilse bile
yarın 
çok utanırsınız...


birbirinizin mezarına gidecek
birbirinizin salına omuz verecek
yüzünüz hep kalsın…


hayatla ölümün kardeş olduğunu unutmayın…
hiç ama hiç unutmayın….



okumuyorsanız okuyun...
okuyorsanız bunun yetmeyeceğini bilin....


yaşadığımız çağın en büyük yalanlarından biri de
mikro alanlara yoğunlaştırılmak...
cambaza bak dedirtmek…


bu oyuna gelmeyin...

dünyanın en iyi mikro cerrahı olmak iyidir
ama bunu yaparken 
basit bir ekimozu göremeyecek kadar körleşmek
felakettir...!!!


bu dünyada artık bunu pazarlıyorlar...

duyguların sahtesini pazarlıyorlar…
kavganın sahtesini pazarlıyorlar…
nefretin sahtesini pazarlıyorlar…
aşkın sahtesini pazarlıyorlar…
kitapların sahtesini pazarlıyorlar…

bu oyuna gelmeyin....
bu oyuna gelmeyin…
bu oyuna gelmeyin…



şiir olsun evinizde…
bet sesinizle de olsa şarkılar söyleyin…
masanızda bir dal karanfil bulunsun…
duvarlardaki  tablolarınıza gülümseyin geçip giderken…



parayı önemseyin
ama parayı sevmeyin…


insanın harcadığı paranın sahibi olduğunu hiç unutmayın…


birbirinizi para üzerinden sınamayın…

birbirinizi sevgi üzerinden sınamayın…

birbirinizi geçmiş üzerinden sınamayın…

birbirinizi hayatın yarını  üzerinden sınamayın…


birbirinizi sınayacağınız tek şey olsun;
ruhen yan yana durabilme yeteneğiniz…


yan yana durun…
aynı yere de baksanız
ayrı yere de baksanız
ruhen yan yana durun…


kavgaya birlikte girin…
özrünüzü birlikte dileyin…


yenilmenin de tadını bilin
yenmenin olduğu kadar…


herkes ve her şey bittiğinde
ikiniz kalacaksınız…
bunu ASLA unutmayın….



kalabalıklar içinde
sevginizle övünmeyin…
paranızla övünmeyin…
mesleğinizle övünmeyin…
sahip olduklarınızla övünmeyin…

aslında tüm bunlarla
diz dizeyken bile övünmeyin...



ama dayanışmanızla övünün…
ama birbirini tutan ellerinizle övünün…
ama kıymet  bilen dudaklarınızla övünün…


birlikte yürüdüğünüz yollarla övünün…
anılarınızla övünün…
emeklerinizle övünün…
bir yağmurun altında birlikte ıslanmanızla övünün…

evde, sokakta, hayatın içinde
emek verdiğiniz insanlarla övünün...

ama onlara verdiğiniz emeklerinizle değil...!!!

bilin ki sizin de üzerinizde onlarca insanın izi var...!  

bırakın hayat versin şu kainattaki yerinizin anlamını...
kendi kendinizin hakemi olmayın...  



ilmek ilmek çözülmeye inat
bir yılı,  on yıl yapmakla övünün…
bir yılı,  yirmi yıl yapmakla övünün…


bir yılı elli yıl yaptığınızda da 
çoktan toprağa karışmış olsa da
şu ak saçlı hocanız için de kaldırın 
elinizdeki kadehi…



yolunuz bahtınız açık olsun…

ölüm bir gün kapınızı çaldığında
“yaşadım, erik ağaçları şahidimdir”
diyecek ömürleriniz olsun…


gönlünüz bir gün isterse
kendinize benzetmek için
bencilce çaba harcamayacağınız   
meyveleriniz de olsun
çekirdeklerini  öpücüklerle  tohumladığınız
     

( murat örem / 17 mayıs 2016 / ankara…) 
- fotoğraf / miraç ve mehmet / istanbul-  







3 yorum:

  1. Değerli hocam,
    Ahde vefayı, birlikte yürümeyi, asıl sevginin değiştirmeye calışmamak olduğunu, okumayı ve daha sayamadığım birçok şeyi sizden öğrendik. Mehmet ile yürüdüğümüz bu yolda kimilerinin aksine taş koymadan, öğüt vermeden ve hatta 'etliye sütlüye karışmamazlık' yapmadan yanımızda oldunuz. Bunun iki genç insan icin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım.

    YanıtlaSil

  2. ben artık ihtiyar bir adamım...

    gözüme bazen hayat kaçıyor...
    ovalıyorum ovalıyorum geçmiyor...

    keyfiniz daim olsun...

    murat...

    YanıtlaSil
  3. Hocam,

    İnsan olmak, insan kalmak ne zormuş, tek kişinin harcı değilmiş artık. Tam da insan olanların insanlıktan çıkma çağlarında sizi tanıdım/tanıdık ve hepsinde de sınırdan döndük.

    Beni zenginleştirdiğiniz bilgiler, yaşanmışlık süzmeleri bir kenara dursun, insan olmak / kalmak mücadelesinde katkınız çok büyük.

    Şu ana kadar yıkılmadan, eğilmeden geldik, umarım bundan sonra da yine sizin babalığınızı hissederek daha çok yılllar yaşarız insan olarak...

    Ya yapayalnız kalarak insan kalacağız ya da sizin gibi hocamızın varlığıyla, eylemleriyle insan kalacağız.

    İstanbul'a geldikten sonra, nice şanslı piçlerin olduğunu, çıktığım köyden geldiğim yeri öyle net görüyorum ki. Eksilerde başladığım yolu artılarda yürüyorum.

    Attığım bu büyük adımların hazzını gerçek dünyaymış gibi görünen dünyalık işlerde öyle kolay kolay alamıyorum da...

    Samimi olmayan, yoktur.

    Düğündü, işti bir yıl geçmiş gitmiş.

    Dediğiniz gibi zaman öyle akıyor ki, korkunç bir hale bile geliyor.

    Emekleriniz, sözleriniz, yazılarınız, güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederiz.

    Ne güzel ki siz de biz de daha genciz ve umarız daha çok yıllar, daha güzel günler görürüz.

    Sağolun, varolun.

    Ellerinizden öperim.

    Mehmet



    YanıtlaSil