*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

3 Mayıs 2016 Salı

gün doğmuş gün batmış yüzlerce kere daha...bambaşka bahçelerdeki kristal vazolar darmadağın olmuş…çin porselenleri tarumar edilmiş...gidenler "çirkince" gitmiş…kalanlar "suskunca" kalmış…



sıcak,
çok sıcak,  
çok çok sıcak  temmuzun
neredeyse son günü…/ymüş…

sarı sıcak alevli gün
akşama döndü dönecek…/miş…

adamın gönlündeki
gün gün , usul usul ölümler bir yana
daha bir iki hafta önce
gerçekten ölenler olmuş,  kalanlar olmuş…

hiç hesapta yokken
adamın  çok sevdiklerinden
küt diye ölenler olmuş …

herkesi kendi acılarının başında bırakıp
yadırganacağını bile bile
kaçmış  bir yerlere adam…

çünkü onun  acıları  
daha da  büyükmüş
ona  göre…

çünkü yaşarken ölmenin
adı belliymiş de
yaşayarak ölmenin kahrı
anlatılamazmış…

dağ demiş,
deniz demiş,
tepe demiş,
eski demiş,
şehir demiş
insan demiş…

kaçmış  bir yerlere adam…

ayağının altındaki
yaşlı  italyan aygırına
git demiş gitmiş,
dur demiş  durmuş…
tık dememiş…

onca yol giderken
kah didişmiş  yanındakiyle
kah gülüşmüş adam…

günler geçmiş…
vakit saat gelmiş…
bir dahaki  yanyana  günlere kadar
herkes kendi yoluna gidecek olmuş…

biletler alınmış…
eller birbirinden ayrılmaya hazırlanmış...
dağlardan tepelerden inilmiş…
o dağlardan inerken ,  
ovalara denizlere bakılmış…
zeytinler,  zeytinyağlılar yenmiş…

akşamın hemen öncesinde
bir sahilin kenarında
bir arabanın içinde
çökerken yaşanmışlıkların
ve yaşanmamışlıkların hüznü,
hırlarken yorgun yorgun
emektar italyan aygırının motoru
radyodan bir  ses yükselmiş…

adam kadına bakmış….
kadın adama uzanmış…

ve bir ses  doldurmuş arabanın içini….

onlarca yıldır yaptığı müzikle
pek de ses getiremeyen(!)  o garip sesin
sayısı çok çok az  güzel şarkılarından biriymiş
arabanın içini dolduran ses…

belki  o anda adamla kadına öyle gelmiş…
ya da adamın zihnine öyle nakşolunmuş…

ve şunları diyormuş  o ses;
“uzaklarda değilim
ben her zaman senleyim…”

birden
dağılmış arabanın içindeki ufunet…

adam kadına bakmış…
kadın adama…


yükselmiş müziğin sesi

“bir gün beni özlersen
kalbine sor nerdeyim
uzaklarda olamam
ben her zaman sendeyim…”

hikaye burda bitmemiş….
hüzünlüamaçokcokgüzel
o günün üzerinden ,
daha ne çok ne çok
günler haftalar aylar
yıllar yıllar geçmiş…

gün doğmuş  gün batmış yüzlerce kere daha…
bambaşka bahçelerdeki
kristal vazolar dağılmış…
çin porselenleri tarumar olmuş…
gidenler çirkince gitmiş…
kalanlar suskunca kalmış…

ve
arabanın içindeki  o adamla kadın
daha çok yollar aşmış…
kah ayaklarına çok taş değmiş
kah ellerine çok karanfil düşmüş…

günler günleri kovalarken
kah ay doğmuş  hanelerine
kah sarı sıcak güneş…

kah rüzgar esmiş kapılarından
kah fırtınalar boranlar…

ve ne zaman dinlese bu şarkıyı adam

her ne olduysa oldu…
her ne olacaksa olsun…

iyi ki dinlemişim bu şarkıyı…
iyi ki aşmışım onca yolu…
“bütün ömrümce
yaşadıklarımdan öğrendiğim
tek bir şey var
yaşadın mı
yoğunluğuna yaşayacaksın
her şeyi…”
demiş…

ve uzaklarda bir yerde
bir  ıslık sesi daha duymuş adam…
ve safran sarısı dağlardaki 
dalların arasından 
bir kırlangıç daha uçmuş

( murat örem / 03 mayıs 2016 / ankara….)  
               -tablo /gustav klimt/ the kiss-


2 yorum:

  1. Atla gel bu taraflara da Viyana'da Klimt müzesine götüreyim seni. :) -umur

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yıllar önce gittiğinde getirdiğin küçük kibrit kutusunun üzerindeki klimt tablosuyla idare edeyim bir süre daha ben...

      biraz para biriktireyim...

      belki bir gün...

      neden olmasın oğlum...

      teklifin için de eksik olma...

      baban....

      Sil