*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

30 Ocak 2016 Cumartesi

aydın, münevver, entelektüel adına her ne derseniz deyin, bu kişiler, siz yavan duygular içinde kendinizden geçmişken, anlık ama uçucu sevincinizin içine hakkıyla limon sıkmış (!!!) adamlara benzer…





şu hayatta
çok hakiki
çok silik
çok gizemli
insanlar da tanıdım…

çok densiz de…
patavatsız da….

şu hayatta
çok güzel
insanlar  da tanıdım…
çok çirkinleri  de….

çirkinlikten güzelliğe güzellikten çirkinliğe
saniyeler içinde evrilen de çok insan tanıdım…

şu hayatta
ismiyle müsemma
çok insan da tanıdım…
tersini de…

kimi isim, 
gerçeğin filizlendiği yerde,  yavanlaştı…

kimi isim de, 
yavanlığın olduğu yerde  -ummazdım-  insanlaştı…

bir gün karşılıklı sohbet ederken kurthan fişek hoca anlatmıştı davudi sesi, samimi havası ve aksanlı artikülasyonuyla isimlerle ilgili enteresan bir anısını…mealen şunları demişti ;  “70’lerin sonlarında  biz hocalar  daha da solda dururken  , ortalık sağ sol diye birbirine girmişken ve çoğumuz kelle koltukta yazıp çizerken isimlerimizi düşündük birden yahu…kurthan, bozkurt, toktamış…alpagu…kurtböke…gülmeye başladık…bunlar daha çok  hakkıyla sağ ideolojinin sahiplendiği  isimlerdi…o ideolojinin isimlerinden de çok dostum vardı ülkedeki kamplaşmaya rağmen…onlara da söyleyince bu tespitimi bu kez karşılıklı bir daha gülmüştük….”

kurthan fişek hoca’nın ölüm haberini,  ne gariptir ki gözüm saatte ağabeyi gürhan fişek hoca’yı merakla mikrofon başında beklerken  almıştım,  önümdeki  haber sitesinden…gürhan hoca her zamanki alicenaplığıyla birkaç dakika sonra yine de gelmişti sözünde durarak…hayat ölüme galip gelmişti…sorumluluklar ölüme galip gelmişti…

eh, gürhan hoca da , kurthan hoca gibi türk tababet tarihinin en güzel isimlerinden nusret fişek’in oğluydu…hiçbiriniz bilmezsiniz muhtemelen nusret fişek’i…

şu kadarını söyleyeyim ;
çocuklarınız vakti zamanında en basit hastalıklardan bebek halleriyle ölmediyse, sağlık ocaklarında, ana çocuk sağlığı merkezlerinde hala yapıla/bile/n düzenli aşıların sayesindedir…ve tüm bu çabaların arkasında 1950’lerden beri emeğini  otoritesini bütün yıldırmalara inat esirgemeyen nusret fişek’in ülke sevgisi vardı/r…

yukarıdaki fotoğrafta  yanında olmaktan onur duyduğum kişi de  kurthan hoca’nın anlattığı yaşanmışlıkta ismini espriyle andığı kişilerden  biridir…

"bozkurt güvenç"  hocadır

türkiye ve dünya  antropoloji tarihinin / insanbilim tarihinin  marka ismidir hala bozkurt güvenç… türkiye bu gerçeği ve kıymeti ne kadar bilir, ne kadar önemser derseniz ağız dolusu iyimser bir cevap veremem...halen okuduğum elimdeki muhteşem kitapta, düşünce tarihimizin en yürekli ve çalışkan kalemlerinden olan  aziz nesin , ruhi su’yu anlatırken , tevfik fikret’in nef’i için yazdığı dizeleri hatırlatmış…şunları demişmiş tevfik fikret ;

“eyvah ki; bir çorak vadide yitip gitmişsin…”

çorak vadi neresidir , onu da bilemem…

ama şunu iyi bilirim…
toplumlar, kalabalıklar, bazı dönemlerde şaşılacak derecede hoyrat olabilirler düşünen üreten eğitimli duyarlı naif insanlarına…mesela; yazıp çizen insanlara bunca kitabı okudun da ne oldun diyebilirler…ben bir tek aydın tanırım o da vilayet olan , il olan aydın’dır diyebilirler…basitliğin vandallığın şahikasına çıkabilirler…veya birbirinden bayağı, sıradan ve kışkırtıcı , ayrıştırıcı cümleleri facebooklardan şunlardan bunlardan paylaşarak daha da ilkelleşebilirler…çünkü eğitimsiz insanların düşünsel fiziksel ruhsal şiddeti bütün canlılardan çok daha vahşidir, ilkeldir, yıkıcıdır…aslında bu davranış kalıplarının arkasında neyin yattığı bellidiradına psikoloji , psikiyatri denen bilimler bu gerçekleri zihinlere çaka çaka açıklayalı on yıllar olmuştur…kitlelerin ve bireylerin bu tarafını kaşırsanız kısa vadede etrafınız çok kalabalıklaşır…ama bir eşik vardır ki onu geçtiğiniz andan itibaren vasatlığı, vandallığı durdurmanız imkansıza yakındır…

bir futbol maçında ülkenizin, dünyanın her anlamdaki güçlü ülkelerinden birini yenmesi güzeldir elbette…sevinebilirsiniz de…fakat sizin takımınız o ülkeyi  yendiğinde,  ekonomideki, sağlıktaki, hukuktaki, eğitimdeki geri kalmışlığınız veya sıralamadaki yeriniz değişmez….siz bir galibiyetle o ülkeyi bu alanlarda geride bırakmış olmazsınız…işte aydın, münevver, entelektüel adına her ne derseniz deyin, bu kişiler şeytanın avukatlığına soyunup, siz bu yavan duygular içinde kendinizden geçmişken,  anlık sevincinizin içine limon sıkmış (!!!)  adama benzer…kızsanız da, yahu neşemizin içine etme şimdi deseniz de  birilerinin bunları söylemesi gerekir…bunları söyleyen insanları evde, okulda, işte, sanatta, siyasette, diplomaside susturdukça , küstürdükçe bir toplumun geleceği  daha aydınlık olmaz…olamaz…

bilen bir insanın, eğitimli bir insanın,  etrafına her vesileyle  kuru bir kibirle yaklaşması ne kadar rahatsız edici ve rezil bir şeyse, bilmeyen , bilmeye tenezzül etmeyen, vaktini okey masalarının, oyun kağıtlarının, müptezel televizyon yayınlarının içinde heba eden  kara kalabalıkların düşünen insanlara yönelik bu küstahlığı da işte o kadar adicedir, aşağılıktır ve rezilcedir…

bozkurt güvenç hoca bugün 90 yaşında…
bugünün şartları için bile uzun bir ömür bu…
daha çoook yılları olsun,  bozkurt hoca’nın…

yukarıdaki fotoğrafta 87 yaşındaydı bozkurt hoca…
ben 45 yaşındaydım… 

bir yayın kaydı sonrası odamı onurlandırmış , kahvemi  içmiş hatta sonrasında arabamla kendisini evine bırakırken fısıldayarak o zaman için daha kimselerin bilmediği cümleler  kurmuştu bana bozkurt güvenç hoca…güneşli bir bahar günüydü…fotoğraf telefonumla çekilirken muhtemelen odaya biri girmiş olmalı ki ben kapıya doğru bakmışım…yayında da , sonrasındaki sohbette de temkinliydi olan bitenleri yorumlayıp analiz ederken bozkurt güvenç hoca…o anlatırken , analiz ederken ben bir anda çocukluğuma, öğrenciliğime gitmiştim  nedense biraz da ürpererek…bir mürekkebin hokkanın içine girdikten sonra çıkmasının ne kadar zor olduğunu düşünmüştüm çocukluğumdaki tecrübelerime de dayanarak…

hayat bana, emeklerim bana,  böylesi güzel, doğru, çalışkan, diğerkam ve yurdunu hiçbir beklenti içine girmeden hakikaten seven , ülkesi için kaygılanan ve söyleyeceklerini kırıp dökmeden ama hiç de esirgemeden yazan  insanları da ağırlama fırsatı verdi..onların cümlelerini kulaklarımla duyma, dostluklarını, kardeşliklerini yaşama fırsatı verdi ne mutlu ki…

elbette her dedikleri doğru değildi…değildir….hangimiz her yanımızla dosdoğru olabiliriz ki…olabildik ki…ama bu insanlar çok yanlarıyla dosdoğru insanlardı…insanlardır…bu insanlar hakkıyla ülkesini seven eğitimin hakiki eğitimin önemine inanan insanlardı…insanlardır…benim pusulam da hep bu insanlar oldu...

nazım hikmet ,  otobiyografi isimli unutulmaz şiirinde kendini hayatını umutlarını zaaflarını kadınlarını hissiyatlarını başından geçenleri anlatır anlatır ve cümleyi / şiiri şöyle bağlar…  

“…ve daha ne kadar yaşarım
                             başımdan neler geçer daha
                                                                kim bilir….”

kimbilir…
bakalım;  hepimizin başından/başımızdan neler geçecek…
kimlerin insanlığından ne kalacak…

( murat örem / 30 ocak 2016 / ankara…)
          -fotoğraf / bozkurt güvenç-murat örem/ 2013-

2 yorum:

  1. Sevgili Dostum,

    bu sefer kitaplarını keyifle okuduğum ve tesadüfen sohbetlerine tanık olabildiğim insanları anlatmışsın ve iyi ki de anlatmışsın. Nusret Fişek ismini kendi hocamdan çok duydum, Mümtaz Peker isimli demografi hocam, kendisi ile Hacettepe nüfus etütleri idaresindeki anılarını sık sık bizlere anlatırdı. Kurthan hoca ile 2000 yılında Manisa'daki bir spor sempozyumunda tanışmıştım, kitaplarıyla tanışmam ise çok daha eskilere dayanıyordu. Bozkurt Güvenç hocanın bizim fakülteye gelip bir konferans verdiğini ve onu keyifle dinlediğimi hatırlarım öylesine tane tane ve öylesine farklı anlatıyordu ki ağzımızı açık kalmış, hayran olmuştuk. kendisinin Türk kimliği kitabına sık sık referans yapar öğrencilerime öneririm. ne büyük bir keyif ki böyle bir ismi odanda ağırlamış ve o güzel hatırayı çektirmişsin. kendine çok iyi bak, lütfen yazılarını aksatma.

    selam ve sevgilerimle.

    Ahmet Talimciler.

    YanıtlaSil
  2. Murat Bey merhaba;

    Bozkurt Güvenç hocayla benim de bir anım var... 1992 yılıydı sanırım, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe Yerleşkesi için servis beklerken sohbet etmiştik. "Bizim sistemde, öğrencinin hem sosyal olması hem de derslerinde başarılı olması birarada mümkün olamıyor ne yazık ki" demişti...

    O yıllar, öyle ya da böyle bizim de başımızdan bir şeyler geçmekte olduğunu, sınavların üniversiteden çıkıp hayata uzandığını fark etmeye başladığımız yıllardı...

    Hepimizin başından geçenler ve insanlığımızdan kalanlar! Bu işlem doğru orantılı mı, ters orantılı mı bazen bilemiyorum! Keşke, insanlığımızla bu kadar sınanmasaydık diyorum... Üniversitelerde hem sosyal hem de başarılı olmanın ters orantılı gerçekleşmesi, belki büyük, ama şu an yaşananlara bakınca küçük bir sınavdı... Ancak sonra gelen sınavlar, belini büküyor insanın zaman zaman! Batılı toplumlardan Doğu'ya geldikçe de bu sınav zorlaşıyor sanıyorum. Evet, zor koşullar kişiliğimizi geliştirebilir, ancak fazla zor koşullar, kişiliklerimizi parçalayabiliyor da! Hep dua edilir ya başımıza, kaldırabileceğimizden fazlası gelmesin diye, insanlığımızı sınayacak daha zor günleri görmeyiz umarım...
    Sevgi ve saygıyla...

    Kemal Atalay

    YanıtlaSil