*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

20 Ocak 2016 Çarşamba

birkaç yıl önce uzaklardan gelen bir telefonda "mitos nejat da ölmüş" dedi karşıdaki ses…"ölmeyecekti de ne yapacaktı, iyi dayandı yine de" dedim içimden…"60 bile yoktu değil mi" diye sordum dışımdan…



enikonu kar   beklenen
bir ankara sabahında  yola koyulurken
ve arabanın içindeyken de  
arabanın dışındaki çok eksili dereceyi  görürken,
her nedense aklıma   mitos nejat geldi…..

belki de aklıma mitos nejat geldi demek yerine
aklıma birden mitos nejat düştü demem gerekir,  
türkçenin o güzel tabiriyle…

bazen insanın  aklına bir şey gelmez de
aklına bir şey düşer çünkü…

bundan 20 küsur yıl önce
yine çok soğuk ankara günlerinde
ağırlamıştık mitos nejat’ı

mitos nejat,  isimler karışmasın diye benim zihnimdeki  tamlamaydı…
bu  tabiri birkaç kişi ya bilir ya bilmezdi….

en küçüğümüzle aramızda 10’dan fazla yaş vardı mitos nejat’ın…
biraz sait faik biraz  behçet necatigil’di  fizik olarak mitos nejat…
zayıf çok zayıf bir adamdı…
kahverengi kadife pantolon üzerine giydiği kazaklar  vişne  çürüğüydü…
şu hayat denen muammayla “normal” ilişki kuramayan bütün vicdanlı  insanlar gibi boynu hep biraz yana eğikti, yürürken de dururken de konuşurken de büyüğümüz mitos nejat’ın…

ince uzun parmaklarının ucunda daima yanan bir sigara olurdu…
birinci de içerdik birlikteyken gitanes de…
paramız çok olmadığı için en çok birinci içerdik elbette…
samsun , maltepe de….

tok sesliydi mitos nejat…
bayağı bayağı bas baritondu
bunda,  yıllardır sektirmeden içtiği günlük dört paket sigaranın da katkısı (!)  vardı… sigarayı içmez adeta yerdi mitos nejat…kelimeler ağzından çıkarken sanki kocaman bir kaya  eğimli araziden tangır tungur gürültüyle hızla  ilerliyormuş gibi hissederdiniz ama bundan rahatsız olmazdınız…

keyfi olursa saatlerce konuşmaktan hiç  geri durmazdı mitos nejat…
saatlerce anlatırdı…
saatlerce susardı…
anlatırdı…
susardı….
anlatırdı…
susardı…
susardı..
susardı…

çok şeyi bilirdi…
çok şeyi
çok iyi bilirdi
mitos nejat…

gramsci’nin hayat adamı tabirini ilk ondan duymuştum mesela ben 20’li yaşlarımın başındayken erhan dilligil dayımlı  bir toplantıda…bir resim sergisi nedeniyle annemlerde bulunduğu susurluk akşamında,  benim de çok yakın arkadaşlarım olan ilçenin gençleri,  tiyatro tarihimizin yaşayan isimlerinden olan  erhan dilligil dayımı dinlemek istemişler, bu isteği ilettiğim dayım da ilçenin kültürevinde annesi aktris nezahat tanyeri’den babası avni dilligil’den , istanbul şehir tiyatrolarından, 1950’lerin istanbul’undan  söz etmişti uzun uzun…ben de bir karış sakallı halimle erhan dilligil dayımın hemen yakınındaki masada tatlı bir duyguyla onun konuşmasını, kendisine sorulan sorulara verdiği cevapları  izlemiştim sessiz sedasız bir mutlulukla…

konuşma ve sohbet bittiğinde sormuştum mitos nejat’a;  nasıl buldun dayımı diye…o yıllanmış  tiyatrocuların  kibirli hali yok dayında demiş ve eklemişti; gramsci’nin hayat adamı gibi işte…iyidir , böyle insanlar , iyidir, kendi gibidir…

mitos nejat,   hekimlere göre ciddi bir rahatsızlığın eşiğindeydi yıllardır…
yıllardır çalışmıyordu ve ilaçlarını aksatmaması gerekiyordu…
aslında zihni hiç durmadan ve haddinden fazla çalışıyordu ve olan bitenin çoğu da bundan kaynaklanıyordu ama mutlaka hayatta bir karşılığı vardı zihinsel olarak  normal insanlardan daha sağlıksız (!)  olma halinin….

aradan yıllar geçti…
hepimiz bir yerlere savrulduk…
aradan çok yıllar geçti…
hepimiz yaşlanırken
birileri doğdu,
birileri de öldü gitti…

1990’ların tam başında çok soğuk bir ankara gecesinde evimizdeki yünden yer yatağında da ağırladığımız  mitos nejat’la bir daha hiç 1990’ların başındaki  kadar yakından sohbet etmedim, edemedim…seyrek susurluk ziyaretlerimde üç beş yılda bir ya görür oldum ya olmadım mitos nejat’ı…bir süre sonra da istanbul’da yaşamak zorunda kaldığı haberini aldım ablasıyla…

ve birkaç yıl önce uzaklardan gelen bir telefonda 
mitos nejat da ölmüş dedi karşıdaki ses…

ölmeyecekti de ne yapacaktı dedim içimden…
iyi dayandı yine de dedim içimden…
60  bile yoktu değil mi diye sordum dışımdan….

enikonu kar   beklenen
bir ankara sabahında  yola koyulurken
ve arabanın içindeyken de 
arabanın dışındaki çok eksili dereceyi  görürken,
her nedense aklıma birden  mitos nejat geldi…..
oturdum bu yazıyı yazdım…

( murat örem / 20 ocak 2016 / ankara…)
-fotoğraf / bayazıt meydanı çınaraltı /mayıs 2015 / sahaf şair hüseyin avni dede…-


2 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. bir caz müziği gibi mi....
      edip cansever'in mendilimde kan sesleri şiirini oku...
      ve yukarıdaki dizenin olduğu anda daha yavaş oku....

      murat....

      Sil