*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

4 Mart 2015 Çarşamba

Ve çeliğe birlikte su verirdik… Ve çeliğe birlikte su verdik…





          İnternetin başında günün mütemmim cüzü misali onlarca makaleyi kah merakla kah görev duygusuyla,  en çok da tütün bağımlılarının söylene söylene sabahın ilk sigarasını  yakmaları ve kendilerini o bağımlılıktan kurtaramamalarının tadı  ve kahrını garip biçimde aynı anda yaşadıkları duygusu  misali okurken,  az önce bir cümleyle karşılaştım…

Dünyaya baktığı yeri ve cümlelerini önemsediğim yazar,  siyasetten , ekonomiden, dünyadan şundan bundan bahsedip , sözü , gözümüzün önünde olan bitenlere getiriyor ve cümlenin sonunda “ diplomaside siyasette ekonomide günlük didişmelerde her  kavganın , her gerginliğin önüne arkasına sağına soluna iyi bakın , çok şey göründüğü gibi değildir… siyasetin içinde yalandan barışmalar kadar yalandan kavgaları da görüp  anlamaya çalışın….fotoğrafı iyi okuyun…” diyordu…

Makaledeki bu cümleleri okurken “yahu dedim “  kendi kendime  geldik gidiyoruz habire mi yalan ayıklayacağız televizyon ekranlarından, haber sitelerinden, politik tartışmalardan, gelenevrakgidenevraklardan, ev hali,  iş hali konuşmalarından,  şundan bundan…”

         Bu cümleleri mırıldanıp bilgisayarın başında kendi kendime acı acı gülümserken aklıma Umur ve Arda geldi…Çok şeyi çok keyifle paylaştığımız zamanlarda bazen tatlı tatlı damarına basardım ev halkının , peki doğrusunu söyleyeyim , çoğu zaman damarına basardım ev halkının ve  Umur’la Arda’dan onlar büyüdükçe şu cümle hemen gelirdi ; “şu it murat örem gülüşü dudaklarına yapıştıysa yine  vardır bunda da bir çapanoğlu…vardır bunda da bir hınzırlık…vardır bir hinlik…gerçeği söyle…gerçeği anlat…gerçeği paylaş…”

Aramızda bir oyundu bu…
Aramızda oyundu bu…

Laf aramızda, onlar  küçücükken iyi esnetirdim sinirlerini çocuklarımın…

Çeliğe iyi su verirdim…
Çeliğe iyi su verdim…

En çok da evdeki basket maçlarında çocuklarla iddiaya girer kazanırsam peşini bırakmaz görünürdüm kazancımın ve üstlerine üstlerine gider en sonunda da hadi hadi bu seferlik saymayalım, yok sayıyorum kazandığımı diyerek işi tatlıya bağlardım…Fakat bu anlattığım kadar kısa sürmezdi hiçbir zaman…Enikonu kaybetmenin acısı otururdu yüreklerine çünkü çeliğe su vermek gerekirdi…

Kaybettiğimde de,  ki kaybettiğim de çok olurdu  mutlaka ama mutlaka bilerek çamura yatar çeliğe daha da su verirdim…

Önce kızarlardı bana…
Önce küserlerdi bana…

Ve  çeliğe birlikte su verirdik…
Ve  çeliğe birlikte su verdik…

Sonra birlikte gülerdik…
Sonra birlikte kızardık…
Sonra birlikte konuşurduk…
Sonra birlikte….
          
         “Yalana , yalandan kavgalara dikkat edin ey okurlar…” deyince bugünkü makaledeki yazar da , hem yıllar içinde bu olan bitenler geldi aklıma hem de o güzelim türküyü ilk dinlediğim gün ;

2013’ün nisanıydı…
         Yollardaydım…
         Başımda bulutlar vardı…
         Havada kara bulutlar vardı…
        
Yollarda yağmur vardı…
         Hem de ne yağmur…
        
Damlalar;  arabanın camına , uykudan uyandırmaya kıyamadığınız evlada minicik minicik dokunan parmak uçlarınız gibi değil de , hoyrat bir elin birbiri ardına patlayan tokatları  gibi vuruyordu…

         2013’ün nisanıydı…
         Yollardaydım…
         Başımda bulutlar vardı…
         Havada kara bulutlar vardı…

         Yollar rahmete kesmişti…
         Yağmur yağıyordu…

         Arabanın içindeki yolcular huysuzdu…
         Şoför tetikteydi…
Şoförün de yolcu tarafı huysuzdu da,  şoför tarafı tetikteydi.

Yol adım adım bitecekti…
Yağmur duracaktı…
Biliyorduk…

         Başlayan her şey bitiyordu…
         Biliyorduk…
        
Biliyor muyduk ?

         Kocaman yeşil ve sert kabuklu karpuzun tam ortasına giren bıçak başlangıçta zorlansa da sonra nasıl yolunu bulup önce ikiye sonra yine ikiye sonra yine ikiye bölerek karpuzu yolunda ilerliyorsa,  suları yara yara ilerliyordu şoför de yolcular da…

         Derken ,  derinden bir türkü sesi doldurdu arabanın içini…
        
genç dolgun bir kadın sesi tane tane söylüyordu ;

“Sağım yalan solum yalan
Giden yalan dönen yalan
Döndüm baktım dünya yalan
Senin gibi senin gibi..”

         2013’ün nisanıydı…
         Yollardaydım…
         Başımda bulutlar vardı…
         Havada kara bulutlar vardı…

         2015’in martındayız…
         Başımdaki, havadaki bulutlar da hep aynı ,
kah karanlık kah aydınlık ….

         Amma, bütün bunlar bir yana 
         Anadolunun  ve bölgenin üzerine gelen kara bulutlara  bakıyorum da            
        ürküyorum…..

         ( murat örem / 04 mart 2015 / ankara ) 
       - fotoğraf / arda erhan örem / ocak 2015 / -






1 yorum:

  1. "Zaman kendine benzetmez herkesi
    Hesapsız açar baharlar pembeyi
    Açmadığın dalda sözün geçermi
    Dünyada ölümden başkası yalan "

    YanıtlaSil