*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

15 Mart 2015 Pazar

" çünkü küçük sürüler halinde yaşar insanlar. başka türlü yaşayamazlar." melih cevdet anday / mikado'nun çöpleri...




Bir önceki yazıdan sözümüz var…

“…sen şimdi işsiz bir telgrafhane gibisin,
durmadan sesler alacak
sesler vereceksin

uyuyamıyacaksın
düzelmeden memleketinin hali
düzelmeden dünyanın hali
gözüne uyku girmez ki

uyumayacaksın
bir sis çanı gibi gecenin içinde
taa gün ışıyıncaya kadar
vakur metin sade
çalacaksın…”

diyen Melih Cevdet Anday’ı
upuzun bir yazıyla anma sözümüz  var…

1980’lerin ikinci yarısında İstanbul’da  öğrenciyken feriköy’den bayazıt’a çok yürüdüm ben  cebimde bitmeyen kelimelerle…Bilenler bilir iki semtin  arası öyle çok da yakın ve düz bir parkur değildir…

Hava çok soğuk çok sıcak ya da çok ıslaksa(!) şişli’den otobüse biner bayazıt’a kadar giderdim…Soluk pembe iett biletlerinden öğrenci olanı otobüsün önündeki bilet kutusuna atar boş bir yer bulduğumda da elimdeki gazeteyi açardım hemen….

Cuma günleri gazetesinde uzun uzun yazardı Melih Cevdet…Yazılarında ,   anlatmak istediği konuya sakince girer araya onlarca farklı durak sıkıştırır ve yolcusunu sakince  bilinmez durakta indirip  seferine yine devam ederdi Anday…

Melih Cevdet’i okuduğunuzda yazı bitmezdi…
Bazı yazarların yazısı bitmez,   
Melih Cevdet onlardandı…

Bitmiş görünse de siz o yazıyı  zihninizde daha da farklı paragraflara taşırdınız  dehlizlerde ilerleye ilerleye…

Onlarca yüzlerce yazısını makalesini okudum Melih Cevdet’in ama bir yazısını hiç unutmadım…Hep hatırladım...Yıllarca gidip geldiği ve benim de onlarca kıymetli düşünür  isimle birlikte her yaz döneminde kendisini de çok gördüğüm Burhaniye / Ören / Sunar Sitesi’nin yakınlarındaki bir yaşanmışlığı anlatıyordu Melih Cevdet o yazısında…

Yazlıkçıların denize girip çıktıktan sonra ortaklaşa kullandığı duşları ve duş başlıklarının başına gelenleri  hikayelerken aslında toplumun başına gelenleri anlatıyordu Melih Cevdet o yazısında  tane tane…

Bir duş başlığından yola çıkarak toplumun analizini yapıyor ve insanımızı anlatıyordu Melih Cevdet…Anlatılanların özeti şuydu…Sahile yapılan duş kabinleri ilk birkaç gün içinde sağlam biçimde kullanılıyor ama sonrasında her gün bir duş başlığı koparılıveriyor, kapılar yerinden çıkıveriyordu…Koparılan duş başlıklarının yerine yenisi takılıyor , insanlar kullanmaya devam ediyor ve birkaç gün içinde aynı senaryo tekrarlanıyordu…

Herkes koparılan duş başlıkları için kendince yorum yapıyor ama mülkiyetini  kendine ait görmediği için çok da önemsemiyordu…

Sonunda duş başlıklarını koparanlar kazanıyordu
Kapıları yerinden oynatanlar  kazanıyordu…

Yapanlar kaybediyordu…
Yıkanlar kazanıyordu….

O duş başlıklarından yararlananlar   DA   kaybediyordu…
Ama mülkiyeti kendilerinin olmadığı için meseleyi de sahiplenmiyorlardı…
Toplumsal bilinç olmadığı için kaybediyorlardı aslında...

Bu kadar basit (!) bir olayı anlatıyordu işte Melih Cevdet yazısında…

Bu yalın yalın anlatarak bir toplumun kendine ait görmediği hiçbir şeyi sahiplenmeyeceğini daha da ötesi içselleştirmeyeceğini söylüyor ve sözü demokrasiye  hak etmeye, yönetene ,yönetilene getiriyordu…

Toplumun sahiplenmeyeceği
hiçbir şeyin,  
hiçbir kurumun,
hiçbir idealin ,
hiçbir ahlakın…
kalıcı olmayacağını anlatıyordu
Melih Cevdet Anday…

O yazısını okuduktan sonra uzun yıllar boyunca neredeyse hemen her yaz Ören’e gittiğimde etrafımdakilere hiç hissettirmeden Melih Cevdet’in anlattığı o duş başlıklarının yerinde olup olmadığını kolaçan etmiştim…

Yoktu elbette hiçbiri….
Yıkıcılar gelip yıkıp gitmişti…

Giden,  duş başlıkları değildi,
bir toplumun yarınlarıydı….

Aradan geçen 25-30 yılda Melih Cevdetler bu toplumla ilgili hangi kaygıları , hangi korkuları , hangi olacakları şaşırtıcı biçimde  hangi zarafetle anlattıysa hepsini yaşadık , yaşıyoruz…

Korkarım ,
daha da
yaşayacağız da…

Elimizde 8 çekirdek 16 çekirdek telefonlarımız var bugün…
Geliştik değil mi ?

Zıkkımlandığımız yemeklerin fotoğraflarını sosyal paylaşım sitelerine anında koyup egomuzu parlattığımızda daha da gelişiyoruz değil mi ?

Ama 1980’lerde kaybettiğimiz / çaldırdığımız duş başlıkları hala yok…
Kapıların menteşeleri kırık….

Evlerimizde kıymetli vücutlarımızın her yerine masaj yapan duş setlerinin envai çeşidi var ama o kırılan , çalınan o duş başlıklarının hiçbiri yok…

Ama geliştik  çok geliştik değil mi ?

Sonra murat örem ağız dolusu hicvetmesin ,  değil mi ?

Aşağıdaki Melih Cevdet yazısını bir de bunları düşünerek okuyun…

( murat örem / 15 mart 2015 / ankara…)

                             *******

Melih Cevdet Anday 100 yaşında…

Garip şiir akımıyla , deyim yerindeyse Türk şiirine makas değiştiren üç isimden biriydi Melih Cevdet…Özellikle 1940’lı yılların başında yaşanan ve Türk şiirinde o güne dek görülmemiş keskinlikteki yol ayrımına  bir çok yazıda değindik.  O dönemde henüz yirmili yaşlarını süren üç genç şairin başlattığı  Garip akımına yönelik olumlu ve  olumsuz  değerlendirmeler dün de bugün de  oldu…Elbette yarın da olacak... Bugün gelinen noktadaysa şunu kesin olarak söylemek mümkün; Bu üç genç, yani Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet ,  Garip adını verdikleri ortak kitaplarıyla açtıkları yolda bütün tahminlerin ötesinde çok ses getirdi ve  başarılı oldu. Şiirleri onlarca yıldan  bugünlere geldi ve  yarınlara da kalacak..... Garip şiirinin özellikle iki şairi  Oktay Rifat ve Melih Cevdet şiirde zaman içinde başka denizlere yelken açtı...Yaşasaydı muhtemelen Orhan Veli de yapacaktı bunu ama  erken ölümü yeni şeyler söylemesine izin vermedi...

Yıllar içinde daha çok  ahengin ve  felsefi içeriğin öne çıktığı bir şiire doğru yol alarak unutulmaz şiirler yazdı Melih Cevdet Anday....Melih Cevdet Anday 1915 yılında  dünyaya gelir. Ortaöğrenimini Ankara’da, Gazi Lisesi’nde tamamlar. Orhan Veli ve Oktay Rifat’la bu okulda tanışır Anday. Şair Cemal Süreya’nın çok yerinde saptamasına göre , bu üçlü daha delikanlılık gönlerinde birbirlerini tanırlar ve yalnızca edebiyat görüşleri değil, kişilikleri de birlikte gelişir. Başka hiçbir toplulukta rastlanmayacak ortak bir söz varlığına sahip olmalarında  omuz omuza yaşanan gençliğin de büyük payı vardır...

Melih Cevdet, şiire lise sıralarında başlar. İlk denemelerinde hece şiirinin etkisindedir kuşaktaşları gibi… Daha çok Necip Fazıl, Ahmet Kutsi Tecer ve Ahmet Muhip Dıranas’ta görülen ve duygu yanı ağır basan, bir yönüyle de gizemciliğe uzanan şiirler yazar Melih Cevdet... Liseden mezun olduğu 1936 yılında Varlık dergisinde yayımlanan  ilk şiirinin adı   Ukde’dir  Melih Cevdet Anday’ın ve o şiirin ilk dörtlüğünde  şunları yazar: 
Bir gün ışığa döner yaprak,/ Üzümler kızarır kütükte,
Elbette diner bu sağanak, / Kaybolur içimdeki ukde.

Garip şairlerine yöneltilen eleştiriler   hece veya aruz şiirini başaramadıkları  ve  “ağır” konulara vâkıf olamadıkları için sıradan temalara yöneldikleri şeklindedir . Oysa Garip akımının ortaya çıkışının altında yatan nedenleri açıklamak için bu  yaklaşım yeterli ve tutarlı hiç değildir… Melih Cevdet Anday’ın , yıllar önce  söyledikleri , Garip akımına önyargılı olanlara cevaptır...Anday şunları dile getirir bir söyleşide: “Bizde alışılagelen üç ölçek var. Aruz vezni, hece vezni, serbest vezin. Aruz vezni çok güzel bir vezin, çünkü uzun ve kısa hecelerle bir uyum sağlıyor, fakat kendini çok gösteriyor. Böyle olmasa, aruzla yazardım. Şimdiden sonra da bütün şiirlerimi aruzla yazabilirim ama aruz vezni sözden daha çok öne çıkıyor, bu hoşuma gitmiyor. Hece veznindeyse, tekdüzelik, biteviyelik beni rahatsız ediyor. Serbest vezne gelince, yaşlandıkça isyan ediyorum buna. Herkese şiir yazma hevesi veriyor. Ne desen olur sanki!..

Melih Cevdet cümlelerinden de anlıyoruz ki  şiirimizde Garip akımından sonra iyice öne çıkan ve serbestlikten çok bir başıbozukluğu andıran yeni şiire yöneliş, Garip’çilerin arzuladığı  bir şey  değildir.. Melih Cevdet’in yakındığı nokta  tam da budur. Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafhane ve Yanyana adlı kitaplarında lirik söyleyişe toplumsal bir içerik  kazandırır Melih Cevdet... Garip akımı günlerinden sonra Oktay Rifat tabiata yönelirken  Melih Cevdet daha çok  topluma yönelmiştir.

Melih Cevdet Anday’ın bestelenmiş şiirlerinden biri Düzenli Dünya ismini taşır...Anday bu şiirinde dünyaya dair ironik göndermeler yapar...Nasrettin Hoca’nın  bir gün kendi kendine ağacın altında dünyayı sorgularken kocaman bal kabakları neden yerde de elmalar ağaçta demesinden hemen sonra başına düşen elmayla kendine gelmesini andırırcasına   dünyanın düzenine dair  farklı şeyler söyler Melih Cevdet…

Bayılırım şu düzenli dünyaya
Kışı yazı , baharı güzü , gecesi gündüzü sırayla.
Ağaçların kökü içerde , bütün ağaçların kökü içerde
Dalların başı yukarda , insanların aklı başında
Bütün insanların aklı başında...
Beş parmak yerli yerinde , baş işaret orta yüzük serçe.
Diyelim kalksa da serçe orta parmağa doğru yürüse
Ne haddine!
Yahut akasyanın biri başını toprağa daldırdığı gibi bir gezintiye çıksa
Merhaba kestane, merhaba çam
Selâmün aleyküm, aleyküm selâm
Kimsin nesin nerelisin derken
Laf açılır mı bizim akasyanın kökünden
Bir uğultudur başlar rüzgârda
Kökü dışarda, kökü dışarda...
Yahut ne olur koca bir dağ , Baş aşağı gelsin...
Aman Allah göstermesin.
Bayılırım şu düzenli dünyaya
Altta ölüler üstte diriler
Gel keyfim gel!

Melih Cevdet Anday’ın yazdığı şiirlerden birinin adı da Anı’dır... ABD’de , 1950’lerle  başlayan ve giderek, düşünen insan avına dönüşen MC Charty’ci dönemin  sonunda Sovyet casusu olmakla suçlanan Rossenberg çifti  idam edilir. Bu yaşananlar dizi olarak çekilir ve  1970’lerin ikinci yarısında aralarında TRT’nin de olduğu onlarca ülke televizyonunda gösterilir...Melih Cevdet  Anday’ın da Rosenberg çiftinin başına gelenler ve karı koca olarak birbirlerine duydukları sevgi konusunda söyleyecekleri vardır …Daha sonra Zülfü Livaneli tarafından da bestelenen Anı şiiri böyle doğar…

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma

Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma
Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma

Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken bu dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma

Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma 
Bir çift güvercin havalansa 
Yanık yanık koksa karanfil
Değil unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma.

Melih Cevdet Anday, İkinci Dünya Savaşının doğurduğu korku ve yokluk  ortamını yükseköğrenim için  gittiği Avrupa’da yaşar önce. Yurda döndüğünde, savaşa katılmayan bir ülkede bile büyük zorlukların olduğunu  görecektir . Savaş sonrası yaşanan kutuplaşmanın Melih Cevdet’e yansıyan tarafıysa  kitabının toplatılması ve kovuşturmaya uğramak olur. 1956’da yayımlanan Yanyana’nın içeriği aykırı bulunur, kitap piyasadan toplatılır. Anday, kovuşturma sonucunda aklanır …Üzerinden yıllar geçtikten sonra bugün biliyoruz ki, o dönemde öne çıkan gerçek, yazar çizerleri mahkum ettirmekten çok yıldırmaktır...

Melih Cevdet Anday, Avrupa dönüşü sonrası Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü’nde görev yapar , gazetelerde çeşitli  işlerle uğraşır. Bir yandan da diksiyon ve mitoloji dersleri verir. 1960’lardan itibaren şiirinde mitolojik öğelere sıkça yer verdiği görülür Anday’ın. 1962’de yayımlanan Kolları Bağlı Odysseus bu eğilimin ilk kitabıdır. Melih Cevdet şiiri üzerine yazanlar, onun şiirini genellikle Kolları Bağlı Odysseus kitabının  öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırırlar... Eleştirmen Memet Fuat,  Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafhane ve Yanyana’yı ,  açık, anlamını kolay ileten, tadına kolay varılan kitaplar olarak tanımlarken, Kolları Bağlı Odysseus bambaşka bir anlayışla yazılır. Gündelik olaylara sıkı sıkıya bağlı, alaycı, yergici bir şiirin şairi olarak tanınan Melih Cevdet Anday’ın şiir anlayışı başka bir yatakta akmaktadır artık....

Melih Cevdet Anday 1960’larla birlikte şiirde anlamı sorgular. Bu dönem  aynı anda İkinci Yeni şiirinin de  öne çıktığı zamandır. Anday da bunun dışında kalamaz. Ne var ki, Melih Cevdet Anday şiirinin okura tanıtıldığı antolojiler ve ders kitaplarında bugün bile Anday’ı yalnızca  Garip şairi olarak gösterme eğilimine rastlanır. Melih Cevdet, özellikle Kolları Bağlı Odysseus ve Göçebe Denizin Üstünde kitaplarında eski uygarlıkların mitolojilerinden yararlanır. Anday , Teknenin Ölümü adlı kitabından itibaren benzetme,  eğretileme ve göndermelere daha fazla yaslanır... Bu yönüyle Türk şiirinde olduğu kadar batı şiiri içinde de özel bir yer açar kendine Melih Cevdet. 1976 Yeditepe Şiir Ödülü’nü kazanan şiir  kitaba da adını verir…

Şair kimliği baskın olarak  öne çıkan Melih Cevdet Anday çok yönlü bir isimdir…Denemeleriyle bir düşünür portresi çizer Anday. Roman ve tiyatro alanında verdiği eserlerde de kurgu ve dramatik yapıda  büyük usta olduğunu gösterir. Özellikle Gizli Emir romanı ve Mikado’nun Çöpleri oyunuyla Türk edebiyatında şiirlerinden de ayrı olarak  sarsılmaz bir yer edinir kendisine....Mikadonun Çöpleri oyunu , bir kış gecesi  çocuğuyla birlikte bir  eve sığınmak zorunda kalan kadınla evde yaşayan erkeğin konuşmaları üzerinden  akar gider...Oyunda, insana dair bütün çelişkiler, kavramlar, yalanlar, umutlar , sözcükler ruhlara ve duvarlara çarpa çarpa okuyanı da izleyeni de kelimenin tam anlamıyla darmadağın eder...

        
Tam bu noktada şunu söyleyelim ki, tiyatro metinlerini okumak çok yorucudur ve anlaşılmazdır  görüşlerinin aksine  Melih Cevdet imzalı Mikadonun Çöpleri gürül gürül akan ve insanoğlu oldukça hiç eskimeyecek bir metindir...Melih Cevdet sırf bu oyunuyla bile Türk edebiyatında daima hatırlanmayı hak eder….Türk tiyatrosuna verdiği emeklerden hangi birini dile getireceğimizi şaşırmaktan büyük mutluluk duyduğumuz Prof.Dr.Sevda Şener, Mikado’nun Çöpleri oyunuyla ilgili zamanında emek verilmiş bir çalışma yapmıştır ve bu çalışma meraklıları için erişilir uzaklıktadır....Bizden hatırlatması....

Melih Cevdet’in şiir çevirileri tıpkı Can Yücel’inkiler gibi , Türkçe’deki  en usta  çeviri örneklerindendir.. Şair  Edgar Allen Poe’dan çevirdiği Anabell Lee şiiri, çeviriyle ilgili söylenen “güzeli sadık sadığı da güzel olmaz” tezini tümüyle boşa çıkaracak kadar kusursuzdur... Anday  bu çeviriyle sanki kendi şiirinin bile üstüne çıkmıştır... Şiiri bir dilden başka bir dile tıpatıp aktarmak yerine kendi duyarlığıyla yoğurup yorumlayan Melih Cevdet Anday’ın    Annabel Lee çevirisi şöyledir :

Seneler,seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekden başka beni.

O çocuk ben çocuk,memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırdı bizi.

Bir gün işte bu yüzden göze geldi,
O deniz ülkesinde,
Üşüdü rüzgarından bir bulutun
Güzelim Annabel Lee;
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni,
Mezarı ordadır şimdi, o  deniz ülkesinde....

Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskandı bizi,
Evet! bu yüzden ...
(şahidimdir herkes Ve o deniz ülkesi)
Bir gece bulutun rüzgarından
Üşüdü gitti Annabel Lee.
Sevdadan yana ,kim olursa olsun,
Yaşça başca ileri
Geçemezlerdi bizi;
Ne yedi kat gökdeki melekler,
Ne deniz dibi cinleri,
Hiçbiri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee.

Ay gelip ışır hayalin eşirir
Güzelim Annabel Lee;
Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Annabel Lee;
Orda gecelerim,uzanır beklerim
Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim
O azgın sahildeki,
Yattığın yerde seni .

Melih Cevdet Anday’ın şiirinden bestelenmiş farklı türdeki eserlerden biri de Dursun Bebeğe Ninni ‘dir…

Merhaba Dursun bebek merhaba
İşte su, İşte ışık, İşte hava
İşte Dursun bebek bizim dünya
Dandini dandini dastana
Dursun bebek uyusun
Uyusun da aman çabuk büyüsün
Danalar girmiş bostana

Melih Cevdet Anday imzalı ve bestelendiğinde büyük ilgi gören bir başka şiir de Şinanay ismini taşır...

1971 yılında Birleşmiş Milletlere bağlı  UNESCO’nun  yayını olan Courrier dergisi tarafından dünya yazarları olan  Cervantes, Tolstoy, Dante ve Seferis’le birlikte anılan Melih Cevdet Anday yaşadığı dönemde  Yaşar Tellidede, Niyaz Niyazoğlu,  Mecdi Velet,  Yaşar Tellidere, Gani Girgin,  Yaşar Tellioğlu takma isimlerini de kullanmıştır...28 Kasım 2002’de 87 yıllık yaşamın ardından öldüğünde  geride onlarca kitap,  alınmış ödüllerle birlikte büyük bir edebi miras bırakır Melih Cevdet…

Yazının sonunda son sözü yine Melih Cevdet Anday söylesin ‘Fotoğraf’ diyerek…

dört kişi parkta çektirmişiz,
ben, orhan, oktay, bir de şinasi...
anlaşılan sonbahar
kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
babası daha ölmemiş oktay'ın,
ben bıyıksızım,
orhan, süleyman efendiyi tanımamış.

ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
oysa hayattayız hepimiz.

(  murat örem / 2010- mart 2015 / ankara…)
-alper beşe’nin 2010 yılındaki değerli katkılaryla- 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder