*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

16 Mart 2015 Pazartesi

türküleri dinlemenin zamanı çocukluk değildir…gençlikte de pek dinlenmez türküler…türkülerin hakkıyla dinlenme zamanı yaşanmışlıkla gelir…





Türküleri dinlemenin  zamanı çocukluk değildir…
Gençlikte de pek dinlenmez türküler…

Türkülerin hakkıyla dinlenme zamanı yaşanmışlıkla gelir…

Yıllar geçmiş ….
Saçlarınıza ak düşmemiş (!)
akların arasında artık siyahlar azınlıkta kalmıştır…

Çocuklar büyümüştür ;  
kelimeleri mermi gibi kullanacak kadar hem de…

Ömür ilerlemiştir…
30, 35, 40, 45 derken 50 yaş görünmüştür limanda…


Türküleri dinlemenin  zamanı çocukluk değildir…
Gençlikte de pek dinlenmez türküler…

Türkülerin hakkıyla dinlenme zamanı yaşanmışlıkla gelir…

Aslına bakarsanız ,  çok uzun yıllar boyunca türküleri kadınlı erkekli  koroların içine hapseden iyi niyetli ama doğru olmayan anlayış da gölgede bırakmıştır o ağıtları, hüzünleri, dizeleri …

Çünkü bazı türküler koroların kalabalığında kaybolmayacak kadar hüzünlüdür, hayatın içindendir ve yalnızca tek bir sesin tınısıyla işler insanın ciğerine ciğerine…

Öyle türküler vardır ki koroların kalabalığı içinde yıllarca kaybolup gitmiş yıllar sonra tek bir sesin tınısıyla kendini  daha bir fark ettirmiştir…

Mesela  ne ağlarsın benim zülfü siyahım..”  türküsünü hem korodan hem de tek bir sesten dinlerseniz daha iyi anlarsınız ne demek istediğimizi ve aradaki farkı …

Bu coğrafyanın tarihi acılıdır….
İnsanlık tarihi de öyle…

Ama bu coğrafyanın tarihi hakikaten çok daha acılıdır…

Bu coğrafyada ,  ortadoğuda, asyada , balkanlarda, anadoluda  üzerine bastığınız toprak öylesine kaygandır , tarih öyle muallakta ve muğlaktır ki ki siz hep aynı yerde durduğunuzu , eğilip bükülmediğinizi sansanız bile  en şaşaalı antik şehirlerin bir büyük depremde yerin yedi kat altına inip yok oluvermesi  misali kapkara bir kuyunun en dibine düşebilirsiniz bir anda hem de bir daha asla çık(a)mamak üzere…

Tersi de mümkündür…
Boynunuza geçirilen ilmiği son anda atmanız ve  küllerinizden doğmanız da…

Bu anlattıklarımız
ismi geçen coğrafyalardaki
milletler için de
devletler için de
hatta tek tek insanlar için de
geçerlidir…
ve hiçbirimiz için
uzakta değildir…

Bu coğrafyada toprak ve tarih bu kadar kaygan olunca günlük hayat da kendi hercümercinde , kaosunda akar elbette…Öyle bir kaos ve hercümerçtir ki şaşırtıcı olduğu kadar yorucu, yorucu olduğu kadar da ürkütücüdür….

Bir sabah kalktığınızda okuluna giden çocuğunuzun üzerine dolmuş konduğu (!)  haberini alabilirsiniz…Süt almak için girdiğiniz markette üzerinize devrilen reyonun yanı başında bulabilir evlatlarınız sizi artık babasız bir hayat gerçeğiyle yaşamak zorunda kalarak…Evin annesini , mutfaktaki ocağın dibinden sızan zehirli gaz dört duvarın arasına cansız biçimde sıkıştırabilir her an…

Bu absürt ölümleri kanıksamıştır  üzerinde yaşadığımız topraklar…
Çünkü kader kavramını yanlış anlamaya meyyaldir çoğunluk…

Kader, otobüs durağında beklerken kan revana bürünmek olmamalıdır.
Kader, yanlış bağlanmış bir topraklı prizle gelen ölüm olmamalıdır.

Kader , birilerinin iki dudağı arasından çıkanlar  değildir…
Kader , birilerinin cahilliklerini temize çektikleri hayatlar değildir…

İşte türküler bu acılı ve kaotik coğrafyanın çok hüzünlü hikayeleridir…
Ve bazı türküler öylesine sahiplenilir ki,  farklı hikayelerle birbirinden çok uzaktaki yerlerde bile onlarca yıldır söylenir olur değişik halleriyle…

Mesela 1940’lardaki yaşanmışlık üzerine yakılan o Kıbrıs türküsü ne de acılıdır ve ne çok versiyonu vardır…Mağusa Limanı adıyla bilinen bu türkünün bir başka adı da Arap Ali Ağıdıdır… Kıbrıs’ın acılı işgal zamanlarında yaşanan olayda Arap Ali meyhanede yaşanan gerginlik sonrasında İngiliz askerleri tarafından pusu kurularak  bıçaklanarak öldürülür…

Türküyle ilgili çok emek verilmiş bir çalışmayı paylaşan Kıbrıslı akademisyen Şevket Öznur’un yazdıklarına göre,  bu türkü, yıllar içinde  Kerkük’te ve anadolunun farklı yerlerinde de sahiplenilmiştir benzer ve farklı hikayelerle…

Türkülerin böyle bir gücü vardır işte…

Türkülerin gücü, günlük hayatın hayhuyu içinde sesini çıkaramayan kendi halindeki ve suçun çoğu aslında kendinde olan kalabalıkların güçsüzlüğünün kendi hali pür melalini tescilinden ve paradoksundan da gelir…

Kıbrıs lehçesinde daha farklı olsa da Magusa Limanı türküsünün o daha çok bilinen sözlerinde şunlar söylenir;

“magusa limanı limandır liman
beni öldürende yoktur din iman
iskeleden çıktım yan basa basa
magusa’ya vardım kan kusa kusa
magusa limanından aldılar beni
üç mil uzağına attılar beni
uyan alim uyanmaz oldun da
yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun..”


Magusa Limanı türküsü uzun yıllar boyunca birbirinden farklı isim ve gruplarca da seslendirildi…Muammer Ketencoğlu, Selda Bağcan, Grup Abdal , İsmail Demircioğlu, Erkan Oğur ve yabancılar da dahil daha bir çok isim ve grup bu hüzünlü Kıbrıs Türküsü’nü yıllar öncesinden beri tekrar tekrar söyledi, söylüyor…Siz de küçük bir çabayla türkünün farklı versiyonlarını dinleyebilirsiniz…

Yazının başında ne dedik ;

Türküleri dinlemenin  zamanı çocukluk değildir…
Gençlikte de pek dinlenmez türküler…

Türkülerin hakkıyla dinlenme zamanı yaşanmışlıkla gelir…

Yaşanmışlıklarınız ve keyfiniz daim olsun…
Artık nasıl olacaksa...

( murat örem / 16 mart 2015 / ankara…)
           
                      -desen / bedri rahmi Eyüboğlu-


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder