*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

9 Mart 2015 Pazartesi

bir mezar taşının yanında tek başına ama dimdik duran ağacı anlamak ve anlatmaya çalışmaktır yazarlık….




“ Yazmak biraz da nevrotik bir iştir…”  der Tezer  Özlü…

Kendisiyle, varoluşuyla, çevresiyle, dünyayla, kainatla , ölümlü olmakla şununla  bununla  meselesi olmayan bir insanın yazmakla, okumakla ne ilişkisi olabilir ki zaten…

Türkiye gibi,  habire ,  komşunun bahçesindeki kurtlu elmanın parlaklığına tav olup , bırakın bahçeyi kendi saksısındaki otları bile temizlemeye hiiçç niyeti olmayanların çok olduğu toplumlarda daha da gıllıgışlıdır , netamelidir yazmak…

Siz yazdıkça birileri açık aramak için okur çünkü…

Yazdıkça ve  kendinizden bahseder gibi görünüp aslında insanlığın ortak virüslerinden söz ederken siz, okurların çoğu  bilerek açık bıraktığınız kapıdan sinsice giriyor olmanın patolojik hazzını yaşarlar…

Kelimelerin cümlelerin aralarına sıkışmış   harflerin içinden hayatınıza dair gizli anlamlar çıkarmak için okur yazılanları çoğunluk…

Bir edebi metinden haz almak için değil…

Bu çoğunluk meselesi de çok önemlidir…

Çoğunluk dünyanın her yerinde
azınlığın üzerindeki karabasanken,  
azınlık  çoğunluğun çile çeken biçare vicdanıdır…

Oysa iyi bir metni okumak güneşli bir bahar sabahında yeşillenmiş toprağın üzerinde ıslık çalarak yürümeye benzer…

O kadardır…

Kapı deliğinden yatak odasını, salonu, mutfağı, banyoyu  gözetlemek değildir okumak…

Yazan insanlar için ,  düşünen insanlar için, kendini sorgulayan insanlar için gizli saklı yoktur çünkü…

Onlar, "insanlığa dair her şey kabulumdür" diyen Heraklitos’un çocuklarıdır… Yazanlar, düşünenler,  insanlığın ortak kederlerinde yıkanmış, bulutların arasından görünen ışıltılı güneşe yüzünü dönmüş, karanlıkların da içine içine yürürken hem korkmuş hem de pes etmemiş  meczuplarıdır kainatın…

Ahmet Altan , Yaşar Kemal’in ardından yazdığı ve insanın içine içine işleyen cümlelerle  anlattıklarının bir yerinde hem babası Çetin Altan’ın hem de Yaşar Kemal’in birbirlerinden habersiz biçimde yazarlığı  kasaplığa benzettiklerini  söyler…

Hayatın bütün kanını, kirini, kokusunu bileceksin, onu sırtında taşıyacaksın, kasaplık gibidir yazarlık, sert ve dayanıklı olacaksın.”  demiştir gençlik yıllarında kırılgan ve kibirli gördüğü oğlu Ahmet Altan’a baba Çetin Altan günün birinde…

Ahmet Altan aynı yazıda geçmişin diyaloglarından yola çıkarak konuyu biraz daha genişletir ve şu cümleleri kurar ;

“ Sadece hayatı, yazıyı değil, bizzat kendi varlığını da yüzülüp çengele asılmış, damarlarından kan sızan bir sığır bedeni gibi taşımak zorunda olduğun, açıp bütün dünyaya gösterdiğin ciğerini isteyen herkes sivri gagalarıyla rahatça gagalayıp parçaladığında, acısına hiç yakınmadan razı olacağın bir işti yazarlık, sağlam ve dayanıklı olacaktın, şikayet etmeyecektin, gocunmayacaktın, vazgeçmeyecektin…”

Herkesin değil kalbini üstündeki derisini bile saklayarak onlarca yıl yaşadığı ve sonra bir asırdır  biriktirdiği  şuursuz  nefretini  ahlaksızca kustuğu bir çağda,  açıp bütün dünyaya ciğerini göstermek, gagalayanların yanından aynı vakarla yürüyüp gitmek kolay değildir…

Bir mendilin niye kanadığını dert etmek  ve  anlatmaktır yazarlık…

İçinde yaşadığım ev niye içimdeki ev olmadı diye sormaktır yazarlık…

“ et tu, brute ? then fall, caesar! ”  repliğini unutturmamaktır yazarlık…

bir mezar taşının yanında
tek başına ama dimdik duran
ağacın hikayesini anlamak
ve anlatmaya çalışmaktır yazarlık….

( murat örem / 09 mart 2015 / ankara…)

-fotoğraf / arda erhan örem / ankara / karşıyaka mezarlığı/ 2014-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder