*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

18 Mart 2013 Pazartesi

albümlerde unutulan babaanneler, anneanneler, büyükanneler....ömürler...



Siyah beyaz veya solgun renkli  fotoğraflar...

Yıllanmış albümlerin içinde birilerinin onlara bakmasını bekler hala sabırla, sükunetle...



Oysa dijital kameralar çağıdır artık...

Makinelerin , lenslerin cep telefonlarının içine girdiği zamanlardır...



Biliyorsunuz işte sararıp kararmış  solmuş  fotoğraf sahiplerinin de, siyah beyaz veya soluk karelerdeki yüzlerin de çoğu artık yok....



En güzel giysilerin giyildiği, ayrı bir heyecanla çektirilen fotoğraflar genellikle daha eski zamanlara ait  çünkü yakın döneme kadar fotoğraf çektirmek sıradan bir iş değil törendi...



...ve çünkü bir fotoğraf makinesine ulaşmak , sahip olmak da  enikonu statüydü....



Ellerindeki envai çeşit kameraları  cep telefonlarını dünyanın ilk gününden itibaren var sanan yeni kuşaklara ,  her birine kırılacak eşya muamelesi yapılan  o eski fotoğraf makinelerini ve o makinelerin  içine filmlerin yerleştirildiği / yerleştirilemediği !!! o günleri anlatmak da artık  çok zor.



Deveye hendek atlatmak kadar zor...

Polinomlu türevli bir imtihanda hiç hata yapmamak kadar zor...

veya misal İdare Hukuku dersleri imtihanında  olay örgüsünü kurarak meseleyi tanımlamak kadar zor...



Eski fotoğraflarda saçlarında kocaman kelebek tokalarla en sevdiği öğretmeninin yanına ilişmeye çalışan kız çocukları vardır sınıflarda...



Fotoğraf karesine girmek için en yakın arkadaşını itiverenler vardır...  



Herkes aynı şeyi söylüyor;

Hayat çok hızlı akıp gidiyormuş. Gitsin.

Hep çocuk kalsaydık, insanlara anlatacak neyimiz olurdu ki ?



Yaşlanmaktan ve bir süre sonra kendini aynalarda tanıyamamaktan korkan insanlar hatırlar mısınız her evin bir de büyükannesi vardı yakın zamana dek...

Mutlaka bazı evlerde hala varlar ama kelaynak kuşları misali sayıları hızla azalıyor, azalacak...

        

Şehirler insanlara yetmediği gibi,  kocaman evlere de sığmıyor artık iki kuşak üç kuşak aile fertleri...

        

Büyükler küçüklere yük mü ne artık ?



         Bizim de vardı bir büyükannemiz , entarisi ve başındaki yazmasının uyumuna her daim dikkat eden Osmanlı kadınıydı...Çokça sevilen  biraz da çekinilen  o eski Osmanlı ninesiydi...



Keyfi yerindeyse, birbirinden güzel yazmalarını gösterir, oyalarındaki anlamı anlatırdı uzun uzun etrafına . Yazmasını kulaklarının arkasına geçirip, saçlarının bir kısmı göründüğünde de zaman sanki dururdu.



Gençken taktığı koca koca taşlı küpeler nedeniyle yırtılmaya milim kalmış  kulak memelerini görüp, biz kaçıncı kuşak torunlar birbirimize bakardık. Yaptığı her hareket, söylediği her söz ayrı bir telaş yaşatırdı evin içinde. “Geliiiiin” diye başlıyorsa söze, misafirlere yapılan ikram sırasının bozulduğunu anlamak zor değildi.



‘Gelin’ diye seslendiği babaannemizin telaşına şahit olurduk ki laf aramızda babaanne de yetmişlerine ayak basmak üzereydi. Görünmeyen ve söze dökülmemiş kurallar vardı büyükannenin evinde. En son çekilmiş fotoğraflarının birindeki bakışı hala yaşıyor. Hele bir  fotoğrafta  “Efendisi”nin kolunda bir duruşu var  ki, sözcükler yetmez anlatmaya.



Fotoğraf dediğimiz şey, ‘an’ın kaydedilmesi, yitip gitmiş gibi görünen zamanın dondurulmasından başka ne ki?



Hani şair ne diyor “Objektif ölü bir gözdür / gördüğünü öldürür / göz yaşayan bir objektiftir / öldürmediğini görür…” 



Ya o eski fotoğrafların arkasına elle yazılan  tarihlere ne demeli? Şimdilerde dijital makineler yapıyor bu işi. Bu yüzden evlerde çocuklara edilen sitemler de azaldı “Evladım hiç olmazsa şu fotoğrafların arkasına tarih atıver”  mealince.



Artık fotoğraf çektirmek için saçımızı başımızı düzeltmemiz gerekmiyor. Görüntü istediğimiz gibi olmazsa  yenisini çekiyoruz.



Ne,  filmler boşa harcanmaz çocuğum”  uyarıları kaldı ne de çekilen fotoğrafın nasıl çıktığını hayal ederek 36’lık, 24’lük hatta 12’lik eski filmlerin  haftalarca bazen aylarca bitmesini , büyük şehirlerde tab edilmesini, karta basılmasını  beklemek merakla....



Hayat değişiyor. Çocukluk ve çocuklar da .



Yaşlanmak ve büyümek ayrı kavramlar. 90 yaşını  yeni entarisiyle karşılayan,  torunlarının çocuklarını görme mutluluğuna erişmiş, ‘Geliiin’ diye söze başladığında olacakları kapı aralığından izlediğimiz   “büyümüş ama pek de ihtiyarlamamış ’ bir güzel insandı büyükanne.  



Büyüyün , yaşlanın ama ihtiyarlamasın ruhunuz...



Siz de yaşınız ne kadar artarsa o kadar sevin canlı renkleri, çocukları, gençleri, hayatı. Siyah beyaz karelerde olmasa da dijital görüntülerde bile  yıllar sonra çocuklarınızın  torunlarınızın karşısına çıktığınızda cansız bir suret olarak,  üç beş kelime de olsa söyleyecek güzel şeyleri olsun hakkımızda , hakkınızda....



Baki kalan bu kubbede bir hoş sada bırakın arkadan gelenlere...



( murat örem / ayşın örem alptekinoğlu / ocak 2011/ ankara..) 
( fotoğraf / babaanne bedia örem / 1985 / balıkesir...) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder